6 Aralık 2008

P.T.Anderson üzerine...


Amerikan sinemasının ve sinema sanatının son onyılının dahi yönetmenlerinden biri olarak anılmaya başlandı Paul Thomas Anderson. Henüz 30 yaşında bile değilken, günümüzün en yetenekli oyuncularından avuç avuç kullandığı filmleriyle göz kamaştırıp durdu 90'lı yıllarda ve 2000'li yıllarda da aynı kalite ile devam etti yoluna.

PTA imzalı filmlerin en önemli özellikleri şöyle:
  • Uzun filmler: Yönetmenin dört önemli eseri "Boogie Nights", "Magnolia", "Punch-Drunk Love" ve "There Will Be Blood"ın ortalama uzunlukları 150 dakika. "Magnolia"nın Aimee Mann imzalı "One" şarkısı eşliğindeki açılış sahnesi yaklaşık 10 dakika sürüyor.

  • Hem armonik anlamda hem de ses yüksekliği anlamında rahatsız edici müzikler: "Boogie Nights"ta sürekli sesi sonuna kadar açılmış bir şekilde duyduğumuz 60'lı-70'li yılların disko şarkıları, "Magnolia"da hızlı bir kurguya yüksek volümde eşlik eden Aimee Mann imzalı orijinal şarkılar, "Punch-Drunk Love"da özellikle Shelley Duvall'ın seslendirdiği (çığlıklandırdığı) Popeye soundtrack'inden ödünç alınma "He Loves Me" ve "There Wİll Be Blood"da yaylıların tam gaz gıcırdadığı fakat rahatsız edici bir melodikliği olan Jonny Greenwood besteleri.

  • Sürekli hareket eden kameralara yer verilen çekim tekniği.

  • Hızlı kurgu.
P.T.Anderson, 1970 yılında California'nın Hollywood'a oldukça yakın bir noktasında, Studio City'de dünyaya geldi. Çektiği ilk film bir mocumentary olan "Dirk Diggler Story" (1988) idi. Bunu, ilk kısa filmi "Cigarettes & Coffee" (1993) ve ilk uzun metrajlı yapımı "Sydney" (1996) izledi. "Hard Eight" adıyla da bilinen bu bağımsız yapımda, sonradan yönetmenin favori oyuncularından olacak olan Philip Baker Hall, Philip Seymour Hoffman ve John C. Reilly'nin yanı sıra Gwyneth Paltrow ve Samuel L. Jackson da rol aldı. Film, birçok yeni yönetmenin keşfedilmesine olanak sağlayan Independent Spirit Ödülleri'nde de iki dalda (En İyi İlk Film, En İyi İlk Senaryo) adaylık kazandırdı Anderson'a.

1997'de "Boogie Nights" ile çektiği mocumentary'i gerçek bir senaryoya ve 150 dakikalık bir filme dönüştürdü. Dirk Diggler karakterini canlandıran Mark Wahlberg'e, porno endüstrisinin yaralı figürleri olarak Burt Reynolds, Julianne Moore, Philip Baker Hall, Philip Seymour Hoffman, Don Cheadle, William H. Macy, John C. Reilly, Alfred Molina, Heather Graham ve Luis Guzman'dan oluşan enfes bir kadro eşlik etti. "Boogie Nights", P.T.Anderson'a "En İyi Orijinal Senaryo" dalındaki ilk Oscar adaylığını kazandırırken, Julianne Moore ve Burt Reynolds'ın oyunculukları da birer adaylıkla onurlandırıldı.

"Boogie Nights"ın başarısı 1999 yılında (seyrettiğim en iyi filmlerden biri olan) "Magnolia" ile devam etti. 7'den 70'e birbirinden çok farklı insanların hayatlarının bir gününü anlatan bir mozaik, 3 saatlik bir destandı bu film. Şaşırtıcı ve büyüleyici finaliyle olduğu kadar P.T.Anderson'ın bir önceki filminde olduğu kadar güçlü oyuncu kadrosuyla da çok konuşuldu. Bu kez Julianne Moore, Philip Seymour Hoffman, Tom Cruise, Philip Baker Hall, William H. Macy, John C. Reilly, Melinda Dillon, Jeremy Blackman, Rick Jay, Jason Robards, Alfred Molina ve Melora Walters'tan oluşuyordu bu kadro. P.T.Anderson "Magnolia" ile Berlin Film Festivali'nden "Altın Ayı" ödülü ile döndü ve ülkesinde ikinci "En İyi Orijinal Senaryo" Oscar adaylığını kazandı. Aimee Mann'in film için bestelediği birçok şarkıdan "Save Me" "En İyi Orijinal Şarkı", Tom Cruise ise "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" dallarında ödüle aday oldu.

2002'de onlarca insan yerine tek bir insana odaklanmayı seçti P.T.Anderson. Adam Sandler'ın oldukça ilginç psikolojik bozukluklara sahip bir adamı canlandırdığı "Punch-Drunk Love"da, ona bağımsız filmlerin sevilen oyuncusu Emily Watson eşlik etti. Philip Seymour Hoffman küçük bir rolde de olsa yine perdedeydi. P.T.Anderson bu filmi ile Cannes Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülünün sahibi oldu.

5 yıl sonra, geçtiğimiz yıl, "There Will Be Blood" ile büyüledi P.T.A. bu kez. Upton Sinclair'in "Oil!" romanından uyarladığı filmi ile Daniel Plainview karakterini sinema tarihine kazandıran film, en çok bu roldeki Daniel-Day Lewis'in silip süpürdüğü ödüller sayesinde gündeme taşındı. Radiohead'in solisti Jonny Greenwood'un bestelediği müzikleri ve Robert Elswit'in görüntü yönetmenliği de filmin efsaneleşmesine katkı sağladı. "There Will Be Blood"; Oscar'a "En İyi Film", "En İyi Yönetmen", "En İyi Erkek Oyuncu", "En İyi Uyarlama Senaryo", "En İyi Görüntü Yönetmeni", "En İyi Kurgu", "En İyi Sanat Yönetimi" ve "En İyi Ses Kurgusu" dallarında (8) aday olurken, Daniel Day-Lewis ve Robert Elswit ödülü kucaklayan isimler oldu. P.T.Anderson, Berlin Film Festivali'de bu kez "En İyi Yönetmen" dalında, bir Altın Ayı sahibi daha oldu.

10 yılda 4 film çektiği hesaba katılırsa, az ama öz işler çıkardığını söylemek mümkün P.T.Anderson'ın. Fakat bu gerçeğin üzücü hale getirdiği şey, bir sonraki film için en az 2 yıl bekleyecek olmamız gerektiği. (Hele ki benim gibi 4 filmini de 1 yıl içinde seyretmişseniz, bu üzüntü tavan yapıyor.)

1 yorum:

L'Emperuer dedi ki...

Boogie Nights... Tek geçerim. There Will Be Blood da fena değildi (vizyona gittiğimde kendimi çok kötü hissetmiştim, 20- yaşta olan sadece ben ve iki arkadaşım vardık)

Ateşli Geceler, en iyiler listemde 3. sırada ayrıca =)