15 Temmuz 2010

Mutlu 200. Yıllar Chopin!

Konuk Yazar: Işıl Demir*

Klasik müziğe olan derin ilgimi kişisel bir hobiden öteye taşımayı düşündüğüm bu günlerde Chopin ve Chopin çalan piyanistler üzerine bir yazı ile test sürüşüne çıkmak, açıkçası birinin sizi bungee jumping platformundan aşağı itmesi gibi... Chopin o kadar kendine özgü ve kişiselliği olan bir besteci ki, onun eserlerini çalmaya cüret (!) eden piyanistleri eleştirmek veya övmek biraz burnu havada ve yapmacık geliyor bana. Chopin, bir piyanistin adeta “ciddiye alınması” için vermesi gereken bir sınav gibi çünkü. Eminim konservatuar koridorlarında gençler, “Neee Chopin mi çalıyor?? Tamam bitirmiş olayı.” tarzında söylemlerde bulunuyorlardır. Dolayısıyla ne zaman birinden Chopin dinlesem ve beğenmesem içimden bir ses sürekli şöyle diyor: “Adam Chopin çalıyor, manyak mısın, sana mı düşmüş beğenip beğenmemek... Chopin’i anladığı ve duyduğu gibi çalıyor.”

Hmm... Chopin’i “duymak” ve “anlamak”... Rüyalar alemine hoşgeldiniz. Çünkü Chopin bir rüya gibi... Chopin ninnisini çalıyor ve siz dinlerken duyduklarınız ve duygularınız bir rüya oluyor... Eğer onun sizi götürmeye çalıştığı yerlere gitmeye hazırlıklı değilseniz, Chopin dinleyemezsiniz. Chopin dinlerken gözlerinizi kapamalı ve kendinizi hayal gücünüzün derinliklerine serbest düşüş bırakmalısınız. Onun öfkesiyle kanınız kaynamalı, hüzünleriyle kalbiniz kırılmalı, neşesiyle coşmalı, hayalleriyle hayal etmelisiniz.

Ufak bir karşılaştırma: Beethoven’ı ele alalım. Beethoven; kesin, bitmiş, mükemmel bir müzik sunar bize. Beethoven dinlerken herkes aynı şeyleri, Beethoven’ın hissetmemizi amaçladığı şeyleri, hisseder ve düşünür çünkü kuşkuya yer bırakmayan, evrensel ve tamamlanmış bir mesaj iletir Beethoven eserinde. Chopin’in sesi ise herkesin benliğinin derinliklerinde farklı yankılanır. Bir eserin “ana fikri” yoktur Chopin’de. “Ana duygusu” vardır. Size kalan, dinlerken sadece o frekanstaki duygulardan bir resim oluşturmaktır. İşte Chopin çalan piyanistin gücü (ve güçsüzlüğü) de buradan gelir. Sizin için yavaş ve duraklayarak, adeta sürünerek çalınması gereken bir noktayı, piyanist bir çırpıda çalıp geçiyor olabilir. Veya sizce giderek hızlanarak ve yükselerek çalınması gereken bir yerde piyanist daha ritmik ve orta kuvvette çalmayı tercih etmiş olabilir. Bunlar Chopin dinleyen kulaklarımı tırmalayan anlar benim için... Ve Chopin’in Tempo Rubato’sunun bilinmezliği ve çekiciliği aynı zamanda...

Bana göre iyi Chopin çalan piyanistleri aramak adeta bir macera. “En iyi Chopin çalan budur” demek de son derece yanlış. Sonuç olarak, Chopin’in 200. doğum yılı şerefine, Chopin çalmış dünyaca ünlü 5 piyanist arasında, tamamen sübjektif görüşlerime dayanarak, bir sıralama yapıp onların müziğiyle bize yansıyan Chopin’in farklı yüzlerini keşfetmeye karar verdim.

5. Glenn Gould
Glenn Gould mu?! Dalga mı geçiyorum?.. Evet =) 20. Yüzyılın en tanınmış piyanistlerinden Glenn Gould’u bütün gün Mozart, Haydn, Brahms ve tabii ki Bach çalarken dinleyebilirim. Ama Chopin? Asla. Zaten Kanadalı piyanist Glenn Herbert Gould’un kendisi de romantik piyano döneminin eserlerini reddetmiş olduğundan eminim mezarından çıkıp beni kendisini kötü Chopin çalmakla suçladığım için ziyaret etmeye kalkmayacaktır... Yine de, bu kadar eksantirik ve aykırı bir şekilde parça yorumlayabilen ve müziği son derece derinden hissedebilen bir insanın romantik Chopin’e değil de adeta matematiksel kesinlikte müzik yazan Bach’a yakın hissetmesi son derece ilgimi çeken bir durum olmuştur her zaman. Tabii bu eksantirik ve –şımarık demek istemiyorum ama sanırım diyeceğim– kişilik, bir parçayı veya sanatçıyı sevmediği zaman bariz bir şekilde bunu göstermekten de kaçınmıyor. Bu videodan da duyabileceğiniz gibi... (Kendisine Chopin Kasabı lakabını taksam çok mu ileri gitmiş olurum acaba?)

4. İdil Biret
Devlet sanatçımız İdil Biret son derece sevdiğim ve saygı duyduğum bir piyanist. Kendisini okulumda verdiği bir konserde dinleme ayrıcalığına sahip olduğumu da her fırsatta göğsümü gere gere belirtirim. İdil Biret'in tüm Chopin eserlerini içeren albüm kayıtları, 1995 yılında Polonya'da "Grand Prix du Disque de Chopin" ödülüne layık görülmüştür. Kendisi dünya çapında tanınmış bir piyanistimiz olmakla kalmayıp dünyaca tanınmış bir Chopin yorumcusu olarak da kabul edilir.

Chopin “fan”ları arasında ise İdil Biret’in Chopin yorumu nedense iki zıt kutupta eleştiriye/övgüye maruz bırakır kendisini hep. Ya çok olumlu şeyler okursunuz İdil Biret’in Chopin çalışı ile ilgili, ya da “hayatımda duyduğum en kötü Chopin’di” tadında serzenişlerle karşılaşırsınız. Chopin’in, piyaniste doğaçlama ve yorum için bıraktığı geniş alanda serbest top koşturmayı seven ve de bunu çok iyi başaran bir sanatçı İdil Biret. Ayrıca bu listede yer alan piyanistler arasında Chopin’e kendi kişisel yorumunu belki de en fazla katmayı başarmış sanatçı. Muhtemelen de bu nedenle hem çok olumlu hem de çok olumsuz yorumlara maruz kalıyor kendisi. Şahsen, İdil Biret’in Chopin’in noktürnlerini çalma tarzı her zaman hoşuma gitmiştir. Nocturne in B flat minor Op. 9 No.1

3. Arthur Rubinstein
Yine 20. yüzyılın en tanınmış piyanistlerinden biri. Polonya doğumlu Arthur Rubinstein henüz 13 yaşındayken Berlin Filarmoni’yle ilk konserini verdi. Kaydettiği müzik repertuarında Romantik eserlerin ve özellikle Chopin’in büyük bir yeri vardı. Ve kendi zamanında eşsiz bir Chopin yorumcusu olarak kabul ediliyordu. Hatta “uzmanlık” alanı Chopin’di diyebiliriz.

Peki benim listemde niye daha alt sıralarda? Rubinstein mükemmel bir Chopin yorumcusu. Kuşkusuz. Ancak Chopin çalışındaki o “kusursuzluk” nedense Chopin’in kusurlu doğasıyla tamamen örtüşmüyor. Chopin’in Tempo Rubato’sunu, notalar arasındaki acıyı, tereddütü, durmayı, başlamayı, yükselişi ve coşmayı daha derinden hissetmek istiyorsanız Rubinstein doğru piyanist değil gibi. Muhtemelen son derece mutlu, hayattan keyif almayı bilen (Stravinsky’yle Havana purosu içmek mi dersiniz, Picasso ile en pahalı restoranlarda yemek yemek mi; bunların hepsi Rubinstein için günlük eğlencelerdi) ve kendi deyişiyle, “Hayatında tanıdığı en mutlu insan kendisi” olduğu için, benim Chopin’in bazı eserlerinde aradığım o melankolik ve acılı tonalite Rubinstein’da eksik gibi... Polonaise N.6 Op.53

Fazla mükemmel olduğu için bir piyaniste kötü çalıyor dedirttin ya Chopin, doğum yılın olmasa bak hayatta...

2. Evgeny Kissin
12 yaşında Moskova Filarmoni ile Chopin’in 2 piyano konçertosunu da çalmış ve albüm olarak kayıt etmiş Rus piyanist Evgeny Kissin. (12 yaşında yaa!!!) 17 yaşında ise Herbert von Karajan ve Berlin Filarmoni ile Tchaikovsky’nin 1. Piyano konçertosunu yeni yıl konserinde çalmış (ki geçenlerde dvd’sini bulup bu muhteşem performansı izleme şansım oldu). Karajan’ın himayesinde müzik camiasına “çıkarılan” gençleri de (bkz. Evgeny Kissin, Anne-Sophie Mutter) ayrıca sevdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim.

1971 doğumlu Evgeny Kissin listemizdeki en genç isim. Belki de bu yüzden kendisi en sevdiğim Chopin yorumcularından biri. Gençliğinin (“ateşi” demeyeceğim, klasik müzik tanrıları o kadar pop kelimeler kullanınca çarpabiliyorlar) saf hevesi, zekasının kıvraklığı ve ince espri yeteneği kendisini çok keyifli bir Chopin yorumcusu yapıyor. Oyun oynar gibi çalıyor adeta Kissin, özellikle valsları mutlaka gülümsetiyor dinleyiciyi... Waltz in E Minor

1. Maurizio Pollini
Maurizio Pollini, İtalyan piyanist. 18 yaşında Uluslararası Chopin Yarışması’nı kazanan piyanist. Chopin çalan bütün piyanistlerin gözünü korkutan piyanist. Bir noktürn çalarken konser salonu boyunca ürperti dalgası gönderebilen tek piyanist. Bir etüd çalarken en başarılı piyanisti bile çalışma odasına koşma ihtiyacı ile dolduran piyanist.

Maurizio Pollini en sevdiğim Chopin yorumcusu. Mükemmel tekniğinin üzerine eklediği içlilik, olgunluk ve ifade gücü ile Chopin, Pollini’nin ellerinde adeta büyüye dönüşüyor. Onun parmaklarından ballade’ları, noktürnleri ve mazurkaları dinlemek büyülenmekten farksız. Tona ve forma olan hakimiyeti ile az utangaç kişiliğinin ve duygusallığının birleşmesi, kendisini günümüzün Chopin reenkarnasyonu olarak nitelemeye itiyor beni. Chopin’le hayal etmek, Chopin’le hissetmek (evet bazı ballade’larda ağlamış bile olabilirim) istiyorsanız, Pollini’nin kayıtlarını mutlaka dinlemelisiniz: Nocturne No.8 Op.27 No.2, Etude Op.10 No.1 in C Major, Ballade No.1 (Hiçbir linke tıklamadıysanız buna tıklamalısınız, değeceğine emin olabilirsiniz).

Mansiyonlar: Zimerman, Richter, Michelangeli, Arrau.

*Işıl'ın klasik müzik blogu "Saraydan Kaçan Kız" çok yakında yayında!

4 yorum:

Ceylan Celen dedi ki...

Isil,

Cok keyif alarak ve de eglenerek okudum. :)

Dort gozle, "Saraydan Kacan Kiz" blogunu bekliyorum. Benim gibi klasik muzik tembellerine cok makbule gececek bir bilgi dagarcigi sunuyorsun bence.

Benim gibi bircok insanin bundan zevk alacagina ve cok sey ogrenecegine eminim.

Adsız dedi ki...

Bazı mühendisler harcanıyor :))))

Canan dedi ki...

katılıyorum, merakla bekliyorum ışıl! keşke ben de zaman ayırsam öğrensem diyorum ama tembelliğe yenilenler için çok güzel bi iş yapıyorsun, kulağına sağlık :)

Adsız dedi ki...

I need to know what Alyssa has to say about that??