2 Ağustos 2008

Cem Adrian üzerine...


Fazıl Say'ın keşfi olarak ortaya çıkıverdiği günden beri gerek sesine, gerek egosuna olsun hayranlık duyduğum, kıskandığım ve severek dinlediğim insanlardandır Cem Adrian. 10-15 kişilik bir acapella koroyu yutmuşçasına inanılması güç seslerin hepsini aynı ses telleriyle çıkaran bu varlık; ilk albümü "Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım"da çoğunlukla hiçbir yardım görmediği, tizinden pesine, davulundan zurnasına her şeyiyle kendi söylediği ve kendi kaydettiği şarkıları (ve iki konser kaydını) ile piyasaya çıkar çıkmaz beni benden almıştı. Yalnızca kendi şarkısı "Bana Özel" değil, "Kimler Geldi, Kimler Geçti" yorumu da bu albümü benim için bambaşka kılmıştı.

İlginç fotoğraflarla bezeli, bu nedenle yalnızca içindeki CD'de kayıtlı olan şarkılarla değil, albüm tasarımı ve görselliğiyle de bir sanat eseri olduğunu söyleyen ikinci albümü "Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti"de de sesini tüm farklılığıyla ortaya koymuştu. Özellikle "Yağmur", hem sözleri hem müziği hem de yorumuyla; beni en çok duygulandıran şarkılar arasındaki yeri almayı başarmıştı.

Cem Adrian'ın üçüncü albümü "Essentials / Seçkiler" geçtiğimiz aylarda çıktığında, albümü elime aldığımda bir sürprizle karşılaştım. Bu kez kendi şarkılarını değil, bildiğimiz şarkıları ve türküleri söylemişti. Çok sevdiğim "Ayrılık" ve "Ay Gız" dahil olmak üzere Egeli, Azeri, Anadolulu, Karadenizli ortamlara sürükleyen bir albüm olmuş. Daha önce binlerce kez duyduğunuz ezgileri hiç duymadığınız gibi duyabileceğiniz bir şey çıkmış ortaya. Türküleri halk müziğinin bir parçası olmaktan çıkarıp, klasik müzik eseri havasına büründürmüş bir "şey".

"Dostum", "Ayrılık", "Odam Kireçtir Benim", "Ay Gız", "Geçti Dost Kervanı", "Ben Annemi Özledim", "Çanakkale Türküsü", "Yemen Türküsü", "Ah Bir Ataş Ver", "Al Fadimem", "Gel Gör Beni". Albümün içinde yer alanlar böyle. Favorilerimse sırasıyla "Ay Gız", "Ah Bir Ataş Ver" ve "Ayrılık".

Yazımın başında sesine ve egosuna hayran olduğumu söylemiştim. İlkini yeterince açtım sanırım, gelelim ikinci kısma. Zeynep Ç. Yayınoğlu'nun "Adrian: Diktatör olsam asar, keserdim" röportajını okuduktan sonra; gerçekten egosuna taptım bu adamın. Kültür-sanat etkinliklerini seven ve korumaya/sürdürmeye çabalayan; toplumun zevkleri konusunda duyduğu endişe gittikçe nefrete dönüşmeye başlayan ve artık gerçek sanatçıların ve gerçek sanatın kaybolmaya başladığından ölümüne korkan bir insanın (bazen abartı ve aşırıya kaçan) düşünceleri diyebilirim okuduklarım için. Başarılı iğnelemelerle dolu ve hak verilecek denli korkutucu bir durumu yüzünüze vurucu şeyler söylemiş. Özetle "Sanat bence bir toplumun zekâsıyla ilgili bir durum. Sanattan anlayan bir toplum zeki bir toplumdur. Sanattan anlamayan toplum aptaldır." diyor. Dediğim gibi Nazan Öncel'e ya da Sezen Aksu'ya laf atacak denli ileriye gittiği, biraz abarttığı yerler olmuş. Ama "Tamamen promosyon oldu her şey. Bir kişi sana “bu müziktir” derse, daha sonra üç kişi gelip daha “bu müziktir” derse ve hatta bunu bir de yazılı olarak görürsen inanma olasılığın çok yüksektir. Televizyonda da bangır bangır “sanatçı, sanatçı” diye tekrarlarlarsa insanlar da bunu böyle zanneder. Zaten zeka seviyemiz düşük. Biri “Cem Adrian, oyuncudur” dese, televizyonda benim adımın altına oyuncu yazulursa insanlar buna da inanır. Bu toplumsal yönlendirmeden başka birşey değil. " gibi sözlerin yalan olduğunu hangimiz söyleyebiliriz ki?

""Allah herkese akıl fikir versin."Son cümleyle yüzünde asabiyetle karışık bir gülümseme yerleşiyor Adrian’ın. Sonuna da bir “amin” ekliyor. Teybi kapatıyorum. Kısık sesle bana yaklaşıp “Bunlar aslında Amerikan komplosu” diyor. Şaşırıp “nasıl yani?” diyorum. Cevabı şöyle oluyor “Türkleri gerizekalılaştırmak için seneler önce üstümüze Yonca Evcimik’le Serdar Ortaç’ı saldılar”." (Yayınoğlu, ntvmsnbc.com)

Hiç yorum yok: