31 Aralık 2010

13. Uluslararası Randevu İstanbul Film Festivali'nin Ardından

13. dendiğine bakmayın. 24 - 30 Aralık tarihlerinde düzenlenen "Randevu İstanbul Film Festivali", bu adıyla ilk kez düzenleniyor TÜRSAK tarafından. Yılların Sinema-Tarih Buluşması; bu yıl daha kapsamlı ve bölümlere ayrılmış bir programla, Alkazar Sineması'nın kapanması nedeniyle yeni ve sayıca daha fazla salonlarıyla ve Fransız Kültür Merkezi'nin desteği nedeniyle midir bilinmez Fransızca bir adla karşımıza çıktı. Tüm bu yeniliklerin amacı, kuşkusuz yıllardır boş salonlara düzenlenen festivalin daha geniş bir kitleye yayılma kaygısıydı. Gittiğim 3 filmden gördüğüm kadarıyla bunu başarmışlar. Fakat bir anda bu kadar büyüyen bir organizasyonun altından, 13. kez bu festivali düzenliyor olmalarına rağmen kalkamadı TÜRSAK.

13. Randevu İstanbul Film Festivali, "Gala İstanbul", "Trans-Europe-Express", "Bağımsızlar", "Uluslararası Sinema-Tarih Buluşması", "İnsan Hakları", "Yeni Dünya Günlükleri", "Yolları Çatallayan Bahçe" ve "Kısa Filmler" olmak üzere 8 bölümden oluşuyordu. Programda "127 Hours", "Love & Other Drugs", "Blue Valentine", "Sex, Drugs & Rock'n Roll" gibi merakla beklenen hit filmlerin de dahil olduğu 40'a yakın film gösterildi. Festivallerin yeni gözde mekanlarından Gmall sinemalarının da mekanlara dahil edilmesi sayesinde, bir de bilet fiyatları 4/5 TL gibi sudan değil ama koladan ucuza satılınca salonlar gayet doluydu. Festivalde, tümü Gmall'da olmak üzere 3 film izleme fırsatı buldum:

"127 Hours" - ABD (Yön: Danny Boyle): 2008'de Oscar'ını rüya gibi bir film olan "Slumdog Millionaire" ile kucaklayan İngiliz yönetmenin son filmi, gerçek bir hikayeye dayanıyor. 2000'li yılların başlarında Utah'taki bir kanyonda sıkışıp 127 saati oradan kurtulmaya çalışarak geçiren Aron Ralston'ın hikayesini anlatan filmde tek kişilik performansı ile James Franco çok büyük bir görevi başarıyla yerine getiriyor. "Slumdog Millionaire"de Chris Dickens'ın harika kurgusunun yerini, en az onun kadar iyi olan Jon Harris üstlenmiş. Görüntülerde ise hemen hemen tüm Danny Boyle filmlerinde olduğu gibi Anthony Dod Mantle var. Issız bir yerde tek başına kalan bir adamın hikayesinde konuşmanın azlığı ise harika müziklerle giderilmiş. Gerek soundtrack seçimi, gerekse A.R.Rahman'ın bestelediği orijinal müzikler filmin en önemli artılarından biri. 3 dalda Altın Küre adayı olan filmin, Oscarlarda da birkaç dalda adaylık yakalayacağı kesin.

"London Boulevard" - İngiltere (Yön: William Monahan): "The Departed", "Body of Lies" ve "Kingdom of Heaven" gibi filmlerin senaristi William Monahan; çok ilginç bir gangster hikayesine el atmış. Colin Farell ve Keira Knightley'i bir araya getiren Londra filmi; bolca silahların patladığı, absürd şiddet sahnelerinin bulunduğu ve çoğu zaman ciddiye alınamayacak denli komik olan bir kara hikayeyi anlatmaya çalışıyor. Filmin çoğu yandan kötü olduğunu söylemek ayıp olmayacaksa da; Ray Winstone'un oyunculuğunun, Eddie Marsan'ı görmenin ve Rolling Stones, Beatles ve Bob Dylan'ın da dahil olduğu harika soundtrack şarkıları dinlemenin verdiği keyif tartışılmaz.

"Blue Valentine" - ABD (Yön: Derek Cianfrance): Daha önce bir televizyon ve belgesel yönetmeni olan Cianfrance'ın ilk filmi, fazla dramatik bir aşk hikayesini anlatıyor. Ryan Gosling ve Michelle Williams'a birer Altın Küre adaylığı getiren film, oyunculuklar dışında beni hayal kırıklığına uğrattı. Artık Ryan Gosling etkisinden midir bilinmez, sanırım bir "Notebook" beklentisi içerisindeydim, olmadı.

Festivalin geneline dair olumsuz eleştirilere gelecek olursak... Programı açıklanacak denilen tarihte açıklanmayan, biletleri satışa çıkacak denilen tarihte satışa çıkmayan, internette bilet satışı olmayan, bununla da kalmayıp yalnızca filmin gösterildiği salondan bilet satışının yapıldığı, biletlerin fiziksel olarak "gelen" bir şey olduğu ve tüm salonlarda aynı anda satışa çıkmadığı, sosyal medyayı kullanamayan, Twitter'ı duyuru yapılacak bir yer sanıp günlük program yazan, altyazıları ise sanırım Google Translate ile çeviren bir festivaldi Randevu İstanbul Film Festivali. Cinebonus'un teknoloji ve sosyal medya konusundaki deneyimlerinden bir dahaki yıla daha çok faydalanmasını umuyoruz TÜRSAK'ın. Ya da ne biliyim, İKSV'ye ya da AFM'ye telefon açabilirler.

1 yorum:

Manolya Fikri dedi ki...

Ryan Gosling'in "All Good Things"i izledin mi? Orda adam asmis resmen.

127 Hours'i cok begendim ben.