3 Mayıs 2009

Elif Şafak Söyleşisi

Önce "Baba ve Piç" girdi hayatıma. Sonra sırayla "Araf", "Mahrem" ve "Bitpalas"... "Siyah Süt" ve "Aşk" kitaplığımda okunmayı bekliyor. Ve 15 Nisan Çarşamba günü, Sabancı Üniversitesi Kültür Edebiyat Kulübü sayesinde, en sevdiğim ve kelimeleri (bazen araya kısa çizgiler sokarak) yanyana getirme şekline taptığım yazarı yaklaşık 65 cm. mesafeden dinleme ve ona sorular sorabilme imkanı buldum. İşte Elif Şafak söyleşisinden notlar: (Yeterince doğru not almaya çalıştım, ama tabii kelimesi kelimesine kendisinden alıntı olmayabilir.)

- Dağ başındaki okulumuza gelme lütfunu gösteren her konuk gibi, Elif Şafak da yolda kaybolduğu için biraz geç başladı söyleşi. Geç de olsa simsiyah kıyafeti, toplu sarı saçlarıyla asil asil girdi içeri, nefes nefese konuşmaya başladı. Kendisi çok kısa konuşacağını, önemli olanın bizim eserleri hakkında soracağımız sorularına uzun ve yeterli cevaplar vermek olduğunu söyledi.
- Benim sorduğum ilk soru okuduğum 4 romanında da bir sınıflandırmanın (aşure, şarkılar, sözlük ve apartman daireleri) gözüme çarptığı üzeirneydi. Romanlarını bu tip bir sınıflandırmayı bulup, onu baştan sona nasıl kullanacağını kurgulayarak mı yazdığını sordum. Cevabı "hayır"a yakındı. 'Mühendis' ve 'erkek' yazarlardan bahsetti; kendisininse içinden geldiği gibi yazdığını, yazarken çoğu zaman sonrasında ne olacağını bilmediğini söyledi. (Sanırım bu durumda ben de bir kadın yazar oluyorum :P)
- İkinci sorum ise romanlarındaki müzik kullanımının dikkatimi çekmesi ile geldi. Ne tür müzikler dinlediğini, yazarken dinlediği müziklerin romana nasıl bir katkısı olduğunu sordum. Psychedelic, punk ve post-punk'tan hoşlandığını, Johnny Cash'i çok beğendiğini, tasavvufla ilgilenen biri olarak ney sesini çok sevdiğini belirtti. Anneannesi tarafından büyütülmenin etkisi ile TSM'den de hoşlandığını ekledi. Yazarkense sert şeyler dinlemenin iyi geldiğini söyledi.
- " 'Baba ve Piç'e o cinleri yerleştirirken hiç düşünmedim. Çünkü ben batıl inançları olan biriyim, çok doğal geldi. İlginç bulduğum için, suni olarak koyduğum şeyler değil yani. Sanatta bunu yapmak mümkün işte. Normalde yapsan deli derler."
- "Bazı metaforları neden yaptığımı, onların neyi simgelediğini ben bile bilmiyorum."
- "Zamanın çizgiselliğine inanmıyorum. Döngüleri, hatta sarmalları tercih ediyorum."
- "Punk müzik dinleyerek bile tasavvufa ulaşan var, çok evrensel bir şey.
- " 'Siyah Süt' benim içime demokrasinin geldiği romandır. Ondan önce içimde monarşi vardı."
- "Yazdığım romanların da içinde odalar olduğunu düşünüyorum. Her okur, kendi seçtiği başka bir odaya giriyor."
- "Edebiyatta yazarın reklam yapması, para kazanmak istemesi ayıp karşılanıyor. Bu aşılması gereken bir şey."
- "Genç kadın yazar olmak saygı görmek konusunda işleri zorlaştırıyor. [...] Eleştirmenler, köşe yazarları 'Hanım kızımız şöyle yazmış ama...' yazdıkları anda sana yaşını, cinsiyetini hatırlatıyorlar. Sen de siyah giyiniyorsun, kapalı giyiniyorsun. [...] Zaten bu ülkede kadınlar bir an önce yaşlanmak istiyorlar. Genç kızken anneliğe, anneyken "benden geçti artık"a özeniyorlar."
- "En sevdiğim renkler mor, siyah ve sarı. Pembeyi pek sevmezdim. 'Aşk'ın kapağındaki pembenin ne kadar etkisi var bilmiyorum, pembeyle barışmayı öğrendim."
- "Farklı şehirlerde sevdiğim farklı şeyler var. Amsterdam, Boston benim için özel şehirler. Ama İstanbul beni daha çok etkiliyor. Hele içinde yaşamayınca, çıkıp döndüğünde çok farklı algılıyorsun."

2 yorum:

kim gölgesinden kaçabilir ki dedi ki...

paylaşımın için teşekkürler...

triancula dedi ki...

fakat emre ilginç olan şu, baba ve piç'le başlayıp araf'la devam etmişsin sen elif şafak'ı okumayı keza ben de 2. olarak araf'ı okumayı planlıyordum.

"siyah süt'le içime demokrasi geldi, ondan önce monarşi vardı" cümlesi gerçekten de güzel. sadece büyümenin anne ya da baba olmakla da ilintili olduğunu anlatmıyor bence, bir simge de pekala olabilir bu. bir roman yazıyorsun ve sıkıntılı bir durumdan geçiyorsun ve bir şekilde keskinliğin azalıyor. ille de manevi sebepli bir depresyon geçirmiş olman gerekmiyor bunu yaşaman için. ve işte o somut şey seni dönüştürüyor. keskinliğin azalıyor. karşındakinin yüzüne bakmaya başlıyorsun ve kabullenir oluyorsun birçok şeyi.

teşekkürler yazı için. :)