11 Mayıs 2008

Geçmişten Satırlar #2: "İnsanlar İkiye Ayrılır"


26 Ekim 2006, Saat 01:11'den geliyor:

- insanlar ikiye ayrılır... -

Aylar önce gördüğüm Reha Erdem harikası “insanlar ikiye ayrılır…” diye başlıyordu ve büyümenin, hayatın zorluklarını anlatıyordu gayet güzel bir şekilde. Ben de büyüyorum artık, ve “insanlar ikiye ayrılır…”lı cümleler kurmayı öğreniyorum yavaş yavaş.

İnsanlar ikiye ayrılır: “sevdiklerimiz” ve “sevmediklerimiz”. Sevmediklerimizin yüzüne bile bakmayız mümkün olduğunca. Varlıkları bizi tedirgin eder, ortamdan uzaklaşma isteği uyandırır içimizde, etrafımızda bulunduklarında. Söyledikleri, yaptıkları, sevdikleri her şeyden uzak durmak isteriz. Bir kere görmüş olmak yeter hatta bazen, o karşılaşmadan sonra onla ilgili her şeyden adeta nefret ederiz.

Sevdiklerimizse ikiye ayrılır: “çok sevdiklerimiz” ve “az sevdiklerimiz”. Az sevdiklerimiz, etrafımızda olmasından rahatsızlık duymadığımız insanlardır. Varlıklarının da yokluklarının da bir zararı yoktur. Birlikte vakit geçirmek hoştur onlarla çoğu zaman, ama yoklukları ölümcül değildir. Çok mutlu olduğumuzda da, çok üzgün olduğumuzda da paylaşmak için onlar gelmez aklımıza. Öylece dururlar telefon defterlerimizin bir köşesinde.

Çok sevdiklerimizse ikiye ayrılır: “aşık olduklarımız” ve “dostlarımız”. Dostlarımız; yokluğu acı veren, varlığı yüzümüzü güldüren yaşam formlarıdır. Sevgilerini gösterme şekilleri ise oldukça çeşitlilik gösterir. Sürekli yanımızda olanları da vardır, sürekli sevdiğini belli edenler... Bazılarıysa sürekli azarlayarak gösterir sevgisini, bazısı dalga geçerek; bazısı susarak, bazısı uzaktan. Yine de bilirsin ama onun dostun olduğunu. Bir gün çıkarır kutuda kalan son beyaz çikolatayı ağzına tıkar hiç beklemediğin bir anda; durduk yerde içini dökmeye başlar ummadığın bir yerde, zamanda; susup susup durduktan sonra aylarca, bi anda sayfalara bedel bir cümle kurar; ya da aylarca sesini duymasan da bir derdin olduğunda ilk o koşar yardımına. Anlarsın orda olduğunu, var olduğunu. Diğer yandan, bir de yavaş yavaş yokolmaya başlayan dostluklar vardır. Farketmezler, ama kırarlar. “Arayıp-sormasa da anlaşılan” kategorisinden en uzak diyarlara doğru yolculuğa çıkmışlardır da bundan bile haberleri yoktur. Üzerler, karşılarındakinin çabalamaktan yorulduğunu, artık kendileri bir şeyler yapmazlarsa onu kaybedeceklerini farkedemezler. Ve ne olduklarını anlamadan gidiverirler.

Aşık olduklarımızsa basitçe ikiye ayrılır: “buna değenler” ve “değmeyenler”.

EMR.

Güzel yazmışım. 2 kocaman sene geçmiş aradan. "Buna değenler" başta olmak üzere, birçok kategoride yeni sevdiğim insanlar girmiş hayatıma. Zaten varolanlardan bazıları eriyip, bazıları uçup gitmiş kategoriler arasında buldukları boşluklardan kaçarak.

Çok güzel yorumlar gelmişti bu yazıma. Bazıları okuduklarının sonucunda blog'umda konsept değişikliği istemişti. (Artık sadece konsepti değil, adresi bile değişmiş bir blog'um var.) Bazıları kafasına gelen taşları farkedip bir şeyler söylemek zorunda hissetmişti kendini. (2 yıl sonra aynı taşların bir kez daha kafalarına geleceğinden bihaber.) Bazısı ne hissettiğini kendi de anlayamamıştı. Ama bir tanesi vardı ki, çok sevindirmişti beni. Kısaydı, ama özdü:

"çok saol emrekafa. valla."

2 yorum:

Mert... dedi ki...

güzel yazmışsın cidden emre :) benim için, daha basit bir ayrım var ama. yazmadan edemicem.

ben ve diğerleri. bu kadar sert sınırlar çizmek, benim kendi realist kişiliğimle alakalı sanırım :p

triancula dedi ki...

mert sen ne kadar pismişsin ben ve diğerleri ha :))) dediğime bakma ben de kendimi başköşeye sıkıştıranlardanım çoğu zaman ;)


emre sana gelince öyle değil midir "peki" deyişi bile farklı duyar insan hani bikaç kişinin? reha erdem süperdir. "hayat var"ını sabırsızlıkla bekliyorum. "korkuyorum anne" çok iyi olsa da benim için "beş vakit" şimdilik 1 numaradadır. "a ay"ının da atmosferini ve anlatımını sevsem de böyle. onun dışında çok güzel yazmışsın ya. hani ben sevmem birine aaa doğru demişsin çünkü ben bana doğruyu anlatan yazıları da sevmem ama hakkaten tüm pislik düşüncelerimi geride bırakarak sana şunu söyliyim hakaten de beni bile filmdeki gibi düşünmeye sevk ettiysen ne mutlu sana. saol be :pp


not: ben "kaç para kaç"ı sevmeyenlerdenim. sevemedim o filmi bi türlü. belki gözümüze gözümüze sokulduğu için olabilir mi tanıdık bir konu oluşu ya da? bilmiyorum ki.


not 2: ya bu arada bir an adımı daha açık açık yazmam gerektiğini hissettim ben can! :)))