16 Aralık 2009

2009 Golden Globe Adayları: Bölüm II - Sinema

Sinema dallarındaki Altın Küre adaylarına gelince... Oscar Ödülleri için önemli bir gösterge niteliğinde olan bu ödül ve aday listesi hakkında fazla yorum yapmak istemiyorum. Çünkü filmlerin yarısından fazlasını görmüş değilim. "Inglourious Basterds"a olan ilgi, film için çok çok iyiye işaret. Diğer yandan "Up in the Air", "Precious" ve "Nine" gibi filmlerin öne çıkacağı zaten başından beri belliydi. "(500) Days of Summer" iddialı olduğu senaryo kategorisinde görmezden gelinip, Peter Jackson'ın "Lovely Bones"u sadece tek adaylık alırken; bir Altın Küre klasiği olarak popüler isimleri listeye sokma çabaları da göze batmakta (bkz. Julia Roberts, Sandra Bullock). Yerinde ama sürpriz isimlerse kuşkusuz Emily Blunt ve Tobey Maguire. (Emily Blunt'ın adaylığını anons eden Justin Timberlake'in, aktrisin nişanlısı John Krasinki'ye dönerek "Oh, somebody's gonna have some fun tonight" deyip göz kırpması inanılmazdı.)

"Up in the Air", 6 adaylıkla listede en çok yer alan film. Onu, 5 adaylıkla "Nine" ve 4'er adaylık ile "Avatar" ve "Inglourious Basterds" izliyor. Bir diğer Altın Küre klasiği ise çifte adaylıklar... Tarihin en fazla Altın Küre ile muhatap olmuş ismi Meryl Streep, geçtiğimiz yıl olduğu gibi (bu kez aynı kategoride) iki adaylık sahibi. Sandra Bullock, Matt Damon, Quentin Tarantino ve Jason Reitman da diğerleri. (Ayrıca televizyon kategorilerinde Anna Paquin'in de iki adaylığı bulunuyor.) En İyi Animasyon kategorisinin bu yıl ilk kez 5 aday içerdiğini (Bu konuda Oscar'ı taklit etmiş olmaları çokça tartışıldı.) de hatırlatmak gerek.

En İyi Film - Drama
Avatar / Hurt Locker / Inglourious Basterds / Precious / Up in the Air

En İyi Film - Komedi/Müzikal
(500) Days of Summer / Hangover / It's Complicated / Julie & Julia / Nine

En İyi Yönetmen
Kathyrn Bigelow (Hurt Locker) / James Cameron (Avatar) / Clint Eastwood (Invictus) / Jason Reitman (Up in the Air) / Quentin Tarantino (Inglourious Basterds)

En İyi Erkek Oyuncu - Drama
Jeff Bridges (Crazy Heart) / George Clooney (Up in the Air) / Colin Firth (A Single Man) / Morgan Freeman (Invictus) / Tobey Maguire (Brothers)

En İyi Kadın Oyuncu - Drama
Emily Blunt (Young Victoria) / Sandra Bullock (Blind Side) / Helen Mirren (Last Station) / Carey Mulligan (An Education) / Gabourey Sidibe (Precious)

En İyi Erkek Oyuncu - Komedi/Müzikal
Matt Damon (Informant!) / Daniel Day-Lewis (Nine) / Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes) / Joseph Gordon-Levitt ((500) Days of Summer) / Michael Stuhlbarg (A Serious Man)

En İyi Kadın Oyuncu - Komedi/Müzikal
Sandra Bullock (Proposal) / Marion Cotillard (Nine) / Julia Roberts (Duplicity) / Meryl Streep (It's Complicated) / Meryl Streep (Julie & Julia)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Matt Damon (Invictus) / Woody Harrelson (Messenger) / Christopher Plummer (Last Station) / Stanley Tucci (Lovely Bones) / Chirstoph Waltz (Inglourious Basterds)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Penélope Cruz (Nine) / Vera Farmiga (Up in the Air) / Anna Kendrick (Up in the Air) / Mo'nique (Precious) / Julianne Moore (A Single Man)

En İyi Senaryo
District 9 / Hurt Locker / Inglourious Basterds / It's Complicated / Up in the Air

En İyi Yabancı Film
A Prophet (Fransa) / Baaria (İtalya) / Broken Embraces (İspanya) / Maid (Şili) / White Ribbon (Almanya)

En İyi Animasyon
Cloudy with a Chance of Meatballs / Coraline / Fantastic Mr.Fox / Princess and the Frog / Up

En İyi Orijinal Müzik
Michael Giachhino (Up) / Marvin Hamlisch (Informant!) / James Horner (Avatar) / Abel Korzeniowski (A Single Man) / Karen O. & Carter Burwell (Where the Wild Things Are)

En İyi Orijinal Şarkı
"Cinema Italiano" (Nine) / I Want to Come Home (Everybody's Fine) / I Will See You (Avatar) / Weary Kind (Crazy Heart) / Winter (Brothers)

15 Aralık 2009

2009 Golden Globe Adayları: Bölüm I - Televizyon

2009 yılı sinema ve televizyonunda akılda kalanların ödüllendirileceği 67. Golden Globe (Altın Küre) Ödülleri'ne aday gösterilen isimler bugün California saati ile 05:37'de (cidden) açıklandı. Benim de WiFi, Starbucks ve CNN işbirliği ile canlı olarak tanık olduğum basın toplantısını "The Office" dizisi oyuncularından John Krasinski, Diane Kruger ve Justin Timberlake sundu.

Televizyon dünyasını ilgilendiren adaylıklar arasında Eylül ayındaki Emmy Adayları'ndan yabancısı olmadığımız isimlere ve artık bu listelerde bulunması klasikleşmiş isimlere rastlamak mümkün. Diğer yandan "Cougar Town", "Hung", "Nurse Jackie" gibi yeni dizileri de görmek mümkün. TV dallarında en fazla adaylığa sahip olan dizi de, en iyi dizi dahil 4 adaylıkla yine yeni bir komedi dizisi olan "Glee" zaten. Minidizi/TV Filmi kategorilerinde ise geçtiğimiz Emmy'lerin gözdelerinden "Grey Gardens" ve "Into the Storm"un yanısıra, yeni sezona ait olan "Grey O'Keeffe" de öne çıkıyor. Bu minidiz/tv filmlerinin hesi 3'er adaylığa sahip. TV kategorilerindeki tüm adaylar şöyle (tahminlerim koyu renk):

En İyi Dizi - Komedi/Müzikal
30 Rock / Entourage / Glee / Modern Family / Office

En İyi Dizi - Drama
Big Love / Dexter / House / Mad Men / True Blood

En İyi Erkek Oyuncu - Komedi/Müzikal
Alec Baldwin (30 Rock) / Steve Carell (Office) / David Duchovny (Californication) / Thomas Jane (Hung) / Matthew Morrison (Glee)

En İyi Kadın Oyuncu - Komedi/Müzikal
Toni Collette (United States of Tara) / Courteney Cox (Cougar Town) / Edie Falco (Nurse Jackie) / Tina Fey (30 Rock) / Lea Michele (Glee)

En İyi Erkek Oyuncu - Drama
Simon Baker (Mentalist) / Michael C. Hall (Dexter) / Jon Hamm (Mad Men) / Hugh Laurie (House) / Bill Paxton (Big Love)

En İyi Kadın Oyuncu - Drama
Glenn Close (Damages) / January Jones (Mad Men) / Julianna Margulies (Good Wife) / Anna Paquin (True Blood) / Kyra Sedgwick (Closer)

En İyi Minidizi/TV Filmi
Georgia O'Keeffe / Grey Gardens / Into the Storm / Little Dorrit / Taking Chance

En İyi Erkek Oyuncu - Minidizi/TV Filmi
Kevin Bacon (Taking Chance) / Kenneth Branagh (Wallander: One Step Behind) / Chiwetel Ejiofor (Endgame) / Brendan Gleeson (Into the Storm) / Jeremy Irons (Georgia O'Keeffe)

En İyi Kadın Oyuncu - Minidizi/TV Filmi
Joan Allen (Georgia O'Keeffe) / Drew Barrymore (Grey Gardens) / Jessica Lange (Grey Gardens) / Anna Paquin (Courageous Heart of Irena) / Sigourney Weaver (Prayers for Bobby)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Dizi/Minidizi/TV Filmi
Michael Emerson (Lost) / Neil Patrick Harris (How I Met Your Mother) / William Hurt (Damages) / John Lithgow (Dexter) / Jeremy Piven (Entourage)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Dizi/Minidizi/TV Filmi
Jane Adams (Hung) / Rose Byrne (Damages) / Jane Lynch (Glee) / Janet McTeer (Into the Storm) / Chloë Sevigny (Big Love)

14 Aralık 2009

Noel Baba'ya Açık Mektup

Mia, "Noel Baba'ya Açık Çağrı" adlı blog postunda güzel bir serzenişte bulunmuş, hoşuma gitti. Ben de Noel Baba'ya sizlerin de tanıklığında bir mektup yazayım dedim. Sonra "İsteklerin Kuzey Kutbu'na ulaşmadı ki!", "Mektubun postada kaybolmuş herhalde." falan olmasın...

Sevgili Noel Baba,

Malum, ekonomik kriz var. Ben de işsizim. Dolayısıyla geçtiğimiz yıl sahip olmak isteyip de olamadığım birçok şey oldu. O yüzden sana, tüm bu içimde kalanlardan oluşan güzel bir seçki hazırladım. Çok değil, 15 maddeden oluşuyor listem. Eğer yoğunsan da hiç sorun değil, sen gerekli parayı yolla, ben hepsini gidip kendim almaya hazırım. Ona da üşeniyorsan, piyango biletlerime bir güzellik yaparsın.


1. "Live in Chicago CD+DVD" (Panic at the Disco)
2. LCD Monitör (LG)
3. "Bent Hamer Collection" DVD Box Set (Bent Hamer)
4. iPod Touch 64 GB (Apple)
5. NTV Yayınları Çizgi Roman Serisi
6. "Körlük" ve "Görmek" (José Saramago)
7. "Kayıp Sembol" (Dan Brown)
8. Ses Kayıt Cihazı (Sony)
9. Drinking Board Games (the woo)
10. Bot (Timberland / Renk: Wet Sand)
11. Örme Kazak (Pull & Bear)
12. Kapşonlu Üst (Zara / Keith Haring Collection)
13. T-shirt (Zara / Keith Haring Collection)
14. Spor Ayakkabı (Adidas Superstar / Renk: Mor-Beyaz / Kahverengi-Bordo)
15. Rengarenk Trunk Boxer'lar (Topman)
Listeye iyice göz atarsan, gerçekten, ya da en azından birazcık ihtiyacım olan şeylerle dolu olduğunu göreceksin. İhtiyacım olmayanları da kültürel gelişimim için istemiyorsam n'olıyım. Bak ayrıca, artık blogum için yaptığım röportajlarda çıkarıp telefonumla kayıt almaya utanıyorum. Ve evet sanırım senden don isteyen ilk insan olarak tarihe geçiyor olabilirim.

Çocukken isteklerimi yerine getirmek konusunda çok başarılıydın. Umarım ilerleyen yaşın performansından bir şey kaybetmene neden olmamıştır. Dasher, Dancer, Prancer, Vixen, Comet, Cupid, Donder ve Blitzen'ın boynuzlarından; senin ellerinden öpüyorum.



Şimdiden teşekkürler,


EMR.

11 Aralık 2009

2009'da Ne Dinledim: Yılın En İyi Albümleri

Bir yılın daha sonuna gelirkene, bir kişisel ve subjektif ötesi listeyle daha karşınızdayım. (Listeyi Candan Erçetin ve Şebnem Ferah'ın yeni albümleri piyasaya çıkmadan yayınlamak istedim. Büyük ihtimalle en az biri, önümüzdeki yılın yerli listesinde yer alacak. Aralık ayında yayınlanan albümler bir sonraki yıla ait sayılmalı bence. Bkz. Yasemin Mori'nin geçen seneki listede bulunmaması.) 2009'da en çok dinlediğim ve en çok sevdiğim ve en çok beğendiğim ve en çok ezberlediğim 5 yerli ve 5 yabancı albüm karşınızda:

YABANCI LİSTE

1. The Resistance - Muse
Favori Şarkılar: United States of Eurasia, Resistance, Unnatural Selection

Favori Şarkılar: We Are Golden, Toy Boy, Blue Eyes, Rain

3. (500) Days of Summer - VA
Favori Şarkılar: You Make My Dreams, Here Comes Your Man, Us

4. Splendor in the Grass - Pink Martini
Favori Şarkılar: Ninna nanna, And Then You're Gone, But Now I'm Back, Splendor in the Grass

5. Battle for the Sun - Placebo
Favori Şarkılar: For What It's Worth, Battle for the Sun, Never-Ending Why, Happy You're Gone

YERLİ LİSTE

1. Şehr-i Hüzün - Manga
Favori Şarkılar: Hayat Bu İşte, Dünyanın Sonuna Doğmuşum, Her Aşk Ölümü Tadacak

2. B.1 - Bora Uzer
Favori Şarkılar: Aramızda 1 Gerginlik mi Var, Dudaktan Dudağa, Bundan Sonra Böyle

3. Hayvanlar - Yasemin Mori
Favori Şarkılar: Aslında Bir Konu Var, N'olur N'olur N'olur, Bırak Bu Rock'n'Roll'u, Mutsuz Funk

4. Nil Kıyısında - Nil Karaibrahimgil
Favori Şarkılar: Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede, Yalnız Kalpler de Atarlar, Eminim Sevmediğine, Ne Garip Adam

5. Ben Bugün - Yalın
Favori Şarkılar: Ki Sen, Aşk İstiyoruz, İki Kişi

6 Aralık 2009

2008'in En İyi 10 Kamera Arkası İnsanı

1. David Fincher - Yönetmen (The Curious Case of Benjamin Button): Fitzgerald'ın kısa öyküsünün evrimleşmiş versiyonun filmini çeken "Se7en" ve "Fight Club"ın efsanevi yönetmeni, tersten yaşanan bir hayatın öyküsünü başarıyla ve masalsı bir dille anlattı geçtiğimiz yıl. Güçlü oyuncu kadrosunun da yardımıyla, yılın en iyi filmlerinden birine imza attı. (Oscar, En İyi Yönetmen Adayı; Altın Küre, En İyi Yönetmen Adayı)
2. Tomas Alfredson - Yönetmen (Låt den rätte komma in): İsveçli yönetmen, çocuksu bir aşkın hikayesini, aşk dolu bir vampir filmiyle anlattı ve dünyaca ünlenmeyi başardı 2008'de. Mükemmel sahneleri ve tüm karanlığına rağmen sevimliliğini yitirmeyen atmosferiyle benim de gönlümde taht kurmayı başarmış bir filmin, takip edilmesi gerektiğine karar verdiğim yönetmeni oldu.

3. Christopher Nolan - Yönetmen (The Dark Knight): "Memento" sonrasında "Batman Begins" ile seriyi yeniden bir fenomen haline getiren ve her şeye baştan başlayan ve araya "Prestige" gibi bir başka film sığdırmayı başarabilen yeni-harika-çocuklardan Nolan; "The Dark Knight" ile yılın gişe rekortmeninin ardındaki isimdi. Heath Ledger'ın oyunculuğunun ve ölümünün gölgesinde kalarak filmin ödül platformlarında en çok haksızlığa uğrayan ismi oldu ne yazık ki.

4. Nuri Bilge Ceylan - Yönetmen (Üç Maymun): Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazanan Ceylan, Oscar'a en çok yaklaşan Türk oldu aynı zamanda. Sadeliği ve hayatın içindenliği ile göz kamaştıran ve birçok uluslararası listede yılın en iyi filmleri arasında sayılan "Üç Maymun", yönetmenin seyirciye de eleştirmenlere olduğu kadar yakın duran ilk filmiydi aynı zamanda bana göre. (Yeşilçam, En İyi Yönetmen Ödülü; SİYAD, En İyi Yönetmen Ödülü)

5. Martin McDonagh - Yönetmen/Senarist (In Bruges): Yazdığı/çektiği ilk uzun metrajlı filmi ile ortalamanın çok üzerinde bir filme imza atan McDonagh; Bruges'de geçen kovalamacayı harika diyaloglarla yazan ve sürükleyici bir şekilde yöneten isim oldu 2008'de. (Oscar, En İyi Orijinal Senaryo Adayı)

6. Dustin Lance Black - Senarist (Milk): Yazdığı biyografik öykü ve diyaloglarla olduğu kadar Oscar törenindeki konuşmasıyla da büyüleyen bu genç yazarın ismini ileride daha çok güzel filmlerle duyacağımıza emin gibiyim. Umarım beni yanıltmaz. (Oscar, En İyi Orijinal Senaryo Ödülü)

7. Chris Dickens - Editör (Slumdog Millionaire): "Slumdog Millionaire"in geçtiğimiz yıl bir ödül avcısına dönüşmesindeki en büyük etken ne Danny Boyle'un yönetmenliği, ne Simon Beaufoy'un uyarlaması, ne de A.R. Rahman'ın müzikleriydi. (Hele sonuncusu hiç değildi.) Filmin temposunu, sürükleyiciliğini ve heyecanını hiç duraksatmayan; özellikle açılış sahneleri ile harikalar yaratan editör Chris Dickens; aldığı her ödülü hak etti kanımca. (Oscar, En İyi Kurgu Ödülü)


8. Roger Deakins - Görüntü Yönetmeni (Revolutionary Road): Coenler'in filmlerinde elde ettiği mükemmel görüntülerle sinemaseverlerin kalbinde yer etmiş olan Deakins'in geçtiğimiz yılki en iyi çalışması "Revolutionary Road"daki görüntü yönetmenliği idi. Nedense Chris Menges ile ortaklaşa çalıştıkları "The Reader" ile öne çıkmış olsa da; özellikle kapalı mekandaki ışık kullanmaları ve 20. yüzyıl ABD'sinin NYC görüntüleri ile beni benden almıştır kendisi. (Oscar, En İyi Görüntü Yönetmeni Adayı (The Reader))


9. Michael O'Connor - Kostüm Tasarımcısı (The Duchess): 2008'in pek beğenilmeyen diğer dönem filmleri (bkz. "Other Boleyn Girl", "Australia") gibi, Keira Knightley ve Ralph Fiennes'li "The Duchess" da türün geleneksel özelliğini koruyarak kostüm tasarımı ve sanat yönetmenliği ile öne çıktı daha çok. Döneminin moda ikonu olan Devonshire Düşesi'ni anlatan bir filmin kostümlerinin iyi olması gerekirdi zaten ve O'Connor göz kamaştıran tasarımlarıyla güzel bir iş çıkardı. (Oscar, En İyi Kostüm Tasarımı Ödülü)

10. James Newton Howard - Besteci (The Happening & Defiance): 2008'in en iyi film müziklerinin Danny Elfman imzalı "Wanted" müzikleri olduğunu düşünsem de, JNH'ın iki filmle birden kulaklarımın pasını atmış olması söz konusu. Daha önce birkaç kez söylediğim gibi filmin afişi ile beraber tek en iyi yanı olan "Happening"in müzikleri ve "Defiance"ın keman soloları başta olmak üzere etkileyici müzikleri; benim gözümde yılın en iyilerinden yaptı onu. (Oscar, En İyi Orijinal Müzik Adayı; Altın Küre, En İyi Orijinal Müzik Adayı)

1 Aralık 2009

2000'ler ve Woody Allen

1935 doğumlu Woody Allen, 50'li yıllarda televizyon yazarı olarak başladığı kariyerini, 60'lı yıllarda sinema ile renklendirmiş, her yıl yeni bir filmle karşımıza çıkacak kadar üretken ve yaratıcı bir yazar ve yönetmen. Aynı zamanda filmlerinin birçoğunda başrolde oynayacak kadar da yetenekli. Kendine özgü mizahı ve eğlendirici bilinç akışıyla unutulmaz diyalogları sinema tarihine kazıyan bir yazar olduğu kadar, çoğu zaman mizahın içine yedirdiği polisiye unsurların bazen dramaya kaçtığı filmlerindeki yönetmenliği ile göz kamaştıran bir film insanı. 21 adaylığı ve bunlardan üçü ile sahip olduğu 3 Oscar heykeliyle de Akademi tarihinde en çok adaylığa sahip 16. insan kendisi.

Woody Allen'ın tüm bu yetenekli özelliklerinden en öne çıkanı ise kuşkusuz yazarlığı. Amerikan Yazarlar Birliği (WGA) tarafından 18 kez orijinal senaryo dalında birliğin büyük ödülüne aday gösterilen Allen, 14 adaylıkla da Akademi tarihinin en çok adaylığa sahip yazarı. 14 Oscar adaylığından "Annie Hall" (1978) ve "Hannah and Her Sisters" (1987) filmlerindeki senaryosu ile prestijli ödülün sahibi olmuş. (Woody Allen'ın 3. Oscar'ı da "Annie Hall" ile kazandığı En İyi Yönetmen ödülü). Yazdığı ve yönettiği filmlerle başarısı arttıkça, çalıştığı isimler arasına da sektörün en önemli ve en yetenekli oyuncularının birer birer katılıyor olması filmlerinin kalitesini daha da yükseltiyor ve bu bir kısır döngü haline geliyor.

Oyuncularına da sayısız ödül kazandırmış Woody Allen'ın filmlerinden nasibini alan son isim ise geçtiğimiz yıl "Vicky Cristina Barcelona"daki harika yazılmış rolünün hakkını vererek En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar sahibi olan Penélope Cruz. Son zamanlarda Scarlett Johansson'ı filmlerinde ("Vicky Cristina Barcelona", "Scoop", "Match Point") sıkça ağırlayan Allen'ın 60'lardan günümüze çalıştığı oyuncuların hepsi de birbirinden ünlü isimler. Diğer yandan kariyeri boyunca New York City'i mekan olarak benimsemiş olan yönetmen/senarist, New York City filmleri ile özdeşleştikten sonra 2000'lerin ortasında bir anda Avrupa turuna çıkıp, Londra'da çektiği 3 ve Barcelona'da çektiği 1 filmle son zamanlarda düşüşe geçen kariyerinin gidişatını tekrar eski görkemli dönemlerine geri döndürdü. "Vicky Cristina Barcelona"nın Barcelona şehri tarafından sipariş verilmiş bir film olması ve hem Woody Allen, hem oyuncuları, hem de şehrin turizmi açısından sağladığı yarar düşünülürse; kendisinin önümüzdeki yıllarda benzer teklifleri değerlendireceği kesin.

Düşüşe geçtiği 2000'lerin başından, Avrupa yolculuğuna Woody Allen'ın en iyileri benim için şöyle sıralanıyor:

Kişisel Mansiyon: Melinda and Melinda (2004): Bir grup yazar arkadaşın yemek masasında trajedi ve komedi türlerinin hangisinin daha iyi olduğunu tartışmasıyla başlayan çift-kişilikli bir senaryo karşımızdaki. Yemek masasında yaratılan Melinda karakterinin, iki tarafın iki ayrı hikayesinde yaşadıkları. Başrolünde Radha Mitchell'in oynadığı filmin kadrosunda Chiwetel Ejiofor, Will Ferrell, Amanda Peet, Chloë Sevigny ve Steve Carrell gibi ünlü isimler yer alıyor.

5) Cassandra's Dream (2007): Woody Allen'ın Londra'da çektiği 3. filmi olan "Cassandra's Dream", iki kardeşin para kazanmak için amcalarının verdiği pis işi yapıp yapmamak arasında gidip geldikleri; vicdanlarını, kendilerini ve birbirlerini sorguladıkları karanlık bir hikayeye sahip. Colin Farell, Ewan McGregor ve Tom Wilkinson'lı kadrosuyla ve Philip Glass'ın müzikleriyle de dikkat çeken film karakterlerin psikolojilerini çok güzel irdeleyen, başarılı bir suç filmi.

4) The Curse of the Jade Scorpion (2001): Woody Allen filmlerinde çokça karşımıza çıkan sihirbazlık kavramını kullanan film, 1940'lı yıllarda geçen bir öyküye sahip. Bir sihirbaz tarafından hipnotize edildikten sonra, bilinçsizce kendi müşterilerini soyan sigorta şirketi dedektifi ve nefret ettiği çalışma arkadaşının hikayesi. Woody Allen ve Helen Hunt'ın karşılıklı performansları oldukça tatmin edici, senaryo ise oldukça esprili.

3) Whatever Works (2009): Woody Allen'ın bu onyıldaki son harikası, geçtiğimiz aylarda Filmekimi'nde seyretme fırsatı bulduğum "Whatever Works", 4 yıllık aradan sonra yine New York City'de geçiyor. Larry David, Evan Rachel Wood ve Patricia Clarkson'ın her biri birbirinden mükkemmel yazılmış karakterleri ve oyunculuklarıyla gülme krizlerine sokan, zekice esprilerle bezeli ve Woody Allen kokan bir film gerçekten. Vizyona girdiğinde mutlaka izlenmeli.

2) Vicky Cristina Barcelona (2008): Barcelona şehri tarafından sipariş edilen ve Woody Allen'ın Avrupa yolculuğunu Londra'dan bu şehre taşıyan bu film, bir aşk dörtgeni üzerine kurulu. Köşelerin adları ise Javier Bardem, Scarlett Johansson, Penélope Cruz ve Rebecca Hall. İngilizce ve İspanyolca doğaçlamalarda mizahın ve tutkunun havalarda uçuştuğu, keyifli, aşkla ve güzel insanlarla dolu bir film. (Oscar, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü; Altın Küre, En İyi Film - Komedi/Müzikal Ödülü, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adayı, En İyi Erkek Oyuncu - Komedi/Müzikal Adayı, En İyi Kadın Oyuncu - Komedi/Müzikal Adayı )

1) Match Point (2005): Woody Allen'ın tam da vasatlaşmaya başladığı bir dönemde okyanusun karşısına geçerek doğru bir karar verdiğini gösteren yapım, Scarlett Johansson ve Jonathan Rhys Meyers'ı biraraya getiren suç draması "Match Point". İnanılmaz senaryosu, Londra görüntüleri ve Scarlett Johansson başta olmak üzere yerinde oyuncu seçimlerileriyle sadece Woody Allen'ın değil, 2005 yılının da en iyi filmlerinden biri. (Oscar, En İyi Orijinal Senaryo Adayı; Altın Küre, En İyi Film - Drama Adayı, En İyi Yönetmen Adayı)

Woody Allen'ın yazmaya, yönetmeye ve oynamaya sonuna dek devam etmesini ve bunu yalnızca NYC'de değil dünyanın tüm güzel şehirlerinde yapmasını diliyor, her yıl yeni bir filmini heyecanla bekliyorum.

29 Kasım 2009

Haftanın Şarkısı #12: "Rebel Prince"

1973 yılında New York eyaletindeki Rhinebeck'te doğan Kanada asıllı Rufus Wainwright; huzur verici bir sese sahip, yetenekli bir şarkıcı. Folk müzik sanatçıları barındıran bir aileye doğmuş, 6 yaşında piyano çalmayı öğrenmiş, ablasıyla beraber bir folk müzik grubunda çalmış, 14 yaşında bestelediği "I'm A-Runnin" 1989 yılında Kanada Film Akademisi'nin dağıttığı Genie Ödülü'ne En İyi Orijinal Şarkı dalında aday gösterilmiş, üniversitede piyano okumuş olağandışı bir yaratık aynı zamanda.

NYC ve Los Angeles'ta sahne aldıktan sonra keşfedilerek 1998'de kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkardıktan sonra, sırasıyla "Poses" (2001), "Want One" (2003), "Want Two" (2004), "Release the Stars" (2007) ve 2007 ve 2009'da kaydettiği iki konser albümü gelmiş. 14 yaşında ilk başarısını yakaladıktan sonra 2000'li yılların başına kadar eşcinselliğini keşfettiği, tecavüze uğradığı, madde bağımlısı olduğu ve tedavi gördüğü günler gibi zor yıllar geçirmiş Wainwright. Fakat 2000'li yıllardan itibaren hem hayata dönmeyi, hem "Poses" ve "Release the Stars" gibi mükemmel iki albüme imza atmayı, hem de ergenlik yıllarında yaptığı gibi film müzikleri bestelemeye ve söylemeye devam etmiş. "Moulin Rouge!", "Aviator", "Brokeback Mountain", "The History Boys" gibi filmlerde kendi şarkılarını söyleyen / eski şarkıları yeniden cover'layan Wainwright'ın en son yazdığı orijinal film şarkıları ise 2007 yapımı "Meet the Robinsons" adlı animasyon film için yazdığı "Where Is Your Heart?" ve "Motion Waltz" ile Oscar aday adayı olan "Another Believer". Televizyonda da sık sık şarkıları ile karşımıza çıkan Wainwright'ın "Across the Universe" cover'ını "FlashForward"da duyduk en son. Wainwright, şu sıralar dünya prömiyeri 10 Temmuz'da Manchester'da yapılacak olan operası "Prima Donna" ile uğraşmakta-ymış.
İlk albümünden sonra 2001'de çıkışını ve dünyaca tanınmasını sağlayan "Poses" albümü, sanatçının "Cigarettes & Chocolate Milk", "Greek Song" ve "Rebel Prince" gibi en güzel şarkılarından birkaçını barındıran ikinci albümü. Ayrıca albümde "Moulin Rouge!" için yazılan "The Tower of Learning", "Cigarettes and Chocolate Milk"in akustik bir versiyonu ve Beatles'tan "Across the Universe" cover'ı da bulunuyor. "Poses" albümünde şarkıcının müzisyen ailesinin de bestelerde, vokallerde ve enstrümanlarda katkısı olmuş.

Geçtiğimiz Nisan ayında "Rebel Prince" ile tanıştığım, fakat daha sonra aslında birçok film müziği ile zaten tanıyor olduğumu farkettiğimi Rufus Wainwright'ın bu şarkısı da diğer tüm şarkıları gibi yumuşak ve hüzünlü bir şarkının huzur verici bir şekilde söylenmesi ile var olmuş. Bazı eleştirmenler tarafından "homoerotik" olarak tanımlanan şarkı, New York City'deki Roosevelt Oteli'nde odasında prensini bekleyen bir erkekten söz ediyor. Ayrıca her ne kadar anlamasam da, şarkının yarısının Fransızca olarak söylenmesi, mükemmel bir etki yaratıyor dinleyen üstünde.

"Does rid my dirty mind of all of its preciousness
Oh I can see him now
Though it's so far away
Amongst the roving crowd
Going the other way"

22 Kasım 2009

Sinema Dergisi'nden Son 15 Yılın En İyi 100 Filmi

En sevdiğim dergi Sinema, 15. yayın yılını kutlarken, birkaç aydır üzerinde çalıştığı "Son 15 Yılın En İyi 100 Filmi Anketi"nin sonuçlarını geçtiğimiz gün çıkardığı özel sayısı ile açıkladı. Türkiye'deki tüm sinemaseverlerin heyecanla katıldığını düşündüğüm bu anket, Türk sinefillerinin 'damak' zevkini ne kadar yansıtıyor, orası ise tartışılır. Sonuçlar, bazı istatistikler ve benim doldurduğum anket formu karşınızda.

"Son 15 Yılın En İyi 100 Filmi" listesi oluşturulurken, herkesin 15 filme oy verdiği düşünülürse, listenin ilk 15ini açıklamak gerekiyor öncelikle. Türk sinefillerin kutsal filmleri şu şekilde sıralanmış:

1) Fight Club (1999) / David Fincher
2) Shawshank Redemption (1994) / Frank Darabont
3) Matrix (1999) / Wachowski Bros.
4) Lord of the Rings: The Return of the King (2003) / Peter Jackson
5) Pulp Fiction (1994) / Quentin Tarantino
6) Dark Knight (2008) / Christopher Nolan
7) Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring (2001) / Peter Jackson
8) Braveheart (1995) / Mel Gibson
9) Se7en (1995) / David Fincher
10) Forrest Gump (1994) / Robert Zemeckis
11) Usual Suspects (1995) / Bryan Singer
12) Titanic (1997) / James Cameron
13) Gladiator (2000) / Ridley Scott
14) Oldboy (2003) / Chan-wook Park
15) Léon (1994) / Luc Besson

Farkettiyseniz liste çoğunlukla 90lı yıllar sinemasından oluşuyor. Bunun nedeni çoğu sinemaseverin "şimdi herkes yeni filmleri hatırlayıp onlara oy verecek, eskileri unutmayalım" kaygısı mı, yoksa gerçekten 90lı yıllar sinemasının 2000ler sinemasını sollaması mıdır tartışılır. Fakat "Lord of the Rings" ve David Fincher'in zaferi açıkça görülüyor. Evet, yurdum insanı karanlık ve görkemli filmleri seviyor sanırım.

İlk 100'e giren filmler konusundaki istatistiklere gelince...

90lı yıllar ilk 15'e toplanmış olsa da, genele bakıldığında homojen bir dağılım söz konusu denilebilir. 10'ar filmle listeye giren 2003 ve 2004 yıllarını, 9 film ile 2006 ve 8'er filmle 2008, 2001 ve 1998 takip ediyor. Sezon henüz yeni başlıyor olmasına rağmen 2009'dan listeye girebilmiş (ve bunu fazlasıyla hakeden) bir film de var: "Inglorious Basterds".

Hollywood listenin neredeyse %70'ine hakim. Listede, Türk sinemasına ait 8, Avrupa sinemasına ait 15, Uzakdoğu sinemasına ait 5, Latin Amerika sinemasına ait 3 film var. Türk seyircisinin ilk 100'ündeki ilk 5 Türk filmi ise şöyle:

1) Babam ve Oğlum (2005) / Çağan Irmak (21)
2) Eşkiya (1996) / Yavuz Turgul (24)
3) Masumiyet (1997) / Zeki Demirkubuz (60)
4) Issız Adam (2008) / Çağan Irmak (63)
5) Uzak (2002) / Nuri Bilge Ceylan (70)

Listede 3 animasyon film var: İlki 69. sıradaki anime "Sen to Chihiro no kamikakushi" (2001). İkincisi 77. sıradaki "Wall-E" (2008), diğeri ise 82. sıradaki "Ice Age" (2002). Diğer yandan sinefillerin yanında popüler ve romantik filmlere aşık bir kitlenin de fazlasıyla oy kullandığı açıkça görülüyor. "Twilight"ın (2008) listenin 44. sırasında, "Issız Adam"ın (2008) 63. sırada bulunması bir yana, listede "Troy" (2004), "Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl" (2003) gibi eğlencelik filmlerin bulunması da bunu ortaya koyuyor. Romantik gençlerimizin oyları ise "Notebook"u (2004) anca 81. sıraya taşımaya yetmiş.

Son 15 yılın en büyük yönetmenleri, 4'er filmi ile listeyen giren iki Amerikalı: Quentin Tarantino ve Christopher Nolan. Onları üçlemeleri ile listeye giren Peter Jackson ve Alejandro Gonzalez Iñarritu ile 3 filmleri ile listede bulunan Coen Kardeşler izliyor. Türk yönetmenlerden ise 2'şer film ile listede bulunan Çağan Irmak, Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan öne çıkıyor.

Gelelim bloggerınıza... Pek çoklarının bildiği üzere sinema delisi bir insan olmama rağmen efsanevi filmleri izlememiş olmam sorun yaratan bir durum. (İlk 15'teki filmlerin yalnızca 6'sını seyrettim, evet. Ama ilk 100'deki filmlerdeki performansım %60'ın üzerinde.) Benim listem aşağıda gördüğünüz gibiydi. Fakat her ne kadar hesap kitap yapmaya çalışsam da, alfabetik sıralanması daha doğru bir liste bu. Çünkü ilk sıramdaki "Amélie" dışında her gün yerleri değişebilecek bir liste. (Mesela o listede neden seyrettiğim en iyi Türk filmi olan "Korkuyorum Anne" (2004) yok, bilemiyorum.) Listemdeki filmlerin 9'u ilk 100'e girmeyi başarabilmiş. Ama tabii zevkler ve renkler tartışılır.

Sinema Dergisi'ne bu mükemmel çalışma ve özel sayı için teşekkürler...

17 Kasım 2009

Haftanın Şarkısı #11: "Elephant Gun"

1986'da Santa Fe, New Mexico'da doğan Zach Condon; Balkan müziğini 16 yaşında çıktığı Avrupa gezisinde keşfetmiş. Evine döndüğünde daha önce "Neutral Milk Hotel" ve "A Hawk and a Hacksaw" gruplarında çalmış olan Jeremy Barnes ve Heather Trost'u alarak indie, pop ve Balkan müziklerini harmanlayarak bestelediği şarkılarını kaydetmiş. Böylece ortaya Beirut'un ilk albümü olan "Gulag Orkestrar" çıkmış. Günümüzün hızla ünlenen Balkan, indie ve folk müzik gruplarından olan Beirut, aslında Zach Condon'un one-man-band'i. Grubun ilk albümü "Gulag Orkestrar"daki akordeon, klavye, saksafon, klarnet, madolin, ukulele, korno, çan ve perküsyon aletlerinin tümünü kendi çalan Condon; davullarda Barnes'tan, keman ve çelloda ise Trost'tan yardım almış. Condon'un tüm bu enstrümanları çalarken gitar çalamıyor olmasının nedeni ise bileğindeki bir sakatlıkmış. (Ayrıca kendisinin üniversitede fotoğrafçılık ve Portekiz dili okumasının etkileri albümlerdeki zevkli kapak seçimlerinden ve bazı şarkıların Portekizce isimlerinde görülebiliyor.)

Mayıs 2006'da piyasaya sürülen "Gulag Orkestrar"dan sonra, Beirut 2007'de önce 3 EP ("Lon Gisland", "Pompeii" ve "Elephant Gun"); daha sonra da ikinci albümleri "The Flying Club Cup"ı çıkarmış. 2009'da ise bir başka EP, "March of the Zapotec / Holland" gelmiş. Sahnede tüm enstrümanları tek başına çalması imkansız olduğundan olsa gerek, şu an grupta Condon dışında 10 kişi daha bulunmakta ve ortaya inanılmaz bir doğu-batı harmanı müzik çıkmakta.


Grubun aynı zamanda 2007 yılında çekilen ilk videosu da olan "Elephant Gun", ilk kez ilk Beirut EP'si "Lon Gisland"da yayınlanmış bir şarkı. Daha sonra 3. EP'nin de şarkının adını taşımasına karar verilmiş. Grupla tanışmamı sağlayan iki şarkıdan biri "Elephant Gun", diğeri ise son albümlerinde yer alan "Nantes" oldu. İkisinden birini seçmem gerektiğinde karar veremesem de, sonuçta daha eski bir şarkı olan "Elephant Gun"da karar kıldım. Indie müziğin Balkan ezgileriyle olan şaşırtıcı uyumundan da haberdar olmuş oldum Beirut sayesinde. Dinlendirici ve rahatlatıcı müzik dinlemek isteyenlere şiddetle önerilir.

"If I was young, I'd flee this town
I'd bury my dreams underground
As did I, we drink to die, we drink tonight."

15 Kasım 2009

21. İstanbul Kısa Film Festivali'nin Ardından...

Bu yıl 21. kez düzenlenen, Türkiye'nin en köklü kısa film organizasyonu olan İstanbul Kısa Film Festivali; 4-11 Kasım tarihleri arasındaydı. Birçok konsolosluk ve kültür merkezinin desteği ile 100'ü aşkın uluslararası kısa filmi izleme fırsatı yakaladık böylece. Ayrıca ulusal platformdaki yarışmanın da finalistleri olan 38 Türkiye yapımı kısa film de programda yer aldı. Gösterimler Fransız Kültür Merkezi (Institut Français d'Istanbul), Alman Kültür Merkezi (Göethe Institut) ve Pera Müzesi'nde gerçekleşti ve ücretsizdi. Çoğunlukla kurmaca filmlerden oluşan programda belgesel, animasyon ve deneysel kısa filmler de mevcuttu.

Ben, 3 günümü ayırdığım festival süresince 36 kısa film seyrettim. Bunlardan 9'u Türkiye, 9'u Fransa, 3'ü İspanya, 2'si Polonya, 2'si Avustralya, 2'si İsrail, 2'si ABD, 2'si Belçika; diğerleri de Tayland, Almanya, İngiltere, Tayvan ve Hollanda yapımıydı. Genelde kurmaca filmleri tercih ettiğimden 32'si kurmaca, 4'ü animasyon filmlerden oluşuyordu. Kaçırdığıma çok üzüldüğüm filmler olsa da, izleyebildiklerimden bende iz bırakan 10 film şöyle. Şiddetle önerilir: (Alfabetik sıra.)

Immer Sommer (Always Summer) / Yön: Michael Ruf / Almanya: Hayatı ertelemek ve bazı şeyler için geç kalmakla ilgili güzel bir filmdi. Başrol oyuncusu Aline Staskowiak başta olmak üzere güzel oyunculuklara ve hoş, akıcı bir senaryoya sahip film.

Jesusito de mi vida (Dear Child Jesus) / Yön: Jesús Pérez Miranda / İspanya: Filmin festival kitapçığındaki tanıtım cümlesi gerçekten çok güzel özetlemiş her şeyi: "Altı yaşındaki bir çocuk travmatik bir gecenin ardından tanrıya olan inancını kaybeder." Söz konusu olan travma o kadar trajikomik ve başrol oyuncusu olan çocuk o kadar tatlı ki, bu filmi sevmemek mümkün değildi. Ayrıca sembolik olarak tanrı inancının insanlar tarafından kullanılış biçiminin doğurduğu sonuçlara da göndermeler barındıran bir filmdi.

Miracle Fish / Yön: Luke Doolan / Avustralya: Başrolünde başka bir küçük yeteneğin bulunduğu, yine ultra şeker bir film. Adını ele konulduğunda aldığı şekille geleceğinizi okuyan balık şeklinde bir oyuncaktan alan filmde, doğumgününde bir anda kendini bomboş bir okulda bulan 8 yaşındaki Joe'nun hikayesi anlatılıyor. Oldukça komik sahneleri de bulunan bu Avustralya filmi, ülkesinde ve ABD'de bir çok ödül kazanmış.

Oktan Bir Aşk Hikayesi / Yön: Gizem Elçi / Türkiye: Bilgi Üniversitesi öğrencisi Gizem Elçi'nin yönettiği, bana "Eternal Sunshine of the Spotless Mind"ı hatırlatan çok güzel bir filmdi. Festivalde seyrettiğim en iyi Türk yapımı filmlerden biriydi ayrıca. Doğaçlamaya müsait senaryosu ve eğlenceli oyuncularının da filme kattığı çok şey olmuş. Ayrıca arkadaşım Sina'nın babası Orhan Cem Çetin'i perdede görmek şok etkisi yarattı.

Onlar Birbirlerini Sevdiler Ama... / Yön: Ceylan Özgüm Özçelik / Türkiye: Türk "Moulin Rouge!"u diyorum. "Üç Maymun"daki olağanüstü performansıyla takipçisi olduğum oyuncular arasına giren Ahmet Rıfat Şungar da , karşısında oynayan Seden Aştı da bu müzikal filmde de gayet başarılıydı. Tanıtım yazısındaki "Dürüst olmak gerekirse, saçma sapan şeyler olacaktır." cümlesi gayet yerinde olmuş film için. Ama bu 'saçma sapan'lık filme o kadar yakışmış ki, çok eğlenceli bir şey çıkmış ortaya. A.R.Şungar'ın sesi güzel olmasa da...

Le Quota / Yön: Pascal Jaubert / Fransa: Fransız hükümetinin ırkçı olmadığını kanıtlamak için her eve doldurulması zorunlu bir göçmen kotası koyduğu gülünç bir durumun doğurduğu bir diyalogdan ibaret bu film. Güzel bir eleştiri ve basit bir fikrin güzel bir film haline gelmesi.

Die Schneider Krankheit (Schneider Disease) / Yön: Javier Chillón / İspanya: Festivalde izlediğim en iyi kısa filmlerden biri olan "Die Schneider Krankheit", bir mockumentary. Almanya'da yaşan(ma)yan bir olayın Almanca belgeselinin İspanyolca dublajlısı olarak kurgulanmış. Eski bir kamerayla çekilmiş olması ve başarılı sanat yönetmenliği sayesinde ortaokul yıllarında okulda izlettirilen siyah-beyaz belgeselleri ve "Lost"taki Dharma filmlerini anımsattı bana. Bir Rus uzay aracının Almanya'ya düşmesi üzerine ülkeye yayılan kurgusal Schneider hastalığının ülke üzerindeki etkilerini anlatan mocumentary, yönetmeni Javier Chillón'un ilk filmi olmasına rağmen oldukça başarılı.

Shadows in the Wind / Yön: Julia Guillén Creagh / İspanya: O'Henry'nin "The Last Leaf" adlı öyküsünden uyarlanan bu dönem filmi, yazarın okuyucuda bıraktığı etkiyi izleyicide bırakabilmeyi başarmış.

True Beauty This Night / Yön: Peter Besson / ABD: Festivalde izlediğim 36 film arasında en beğendiğim olma özelliğini taşıyan "True Beauty This Night"ın tagline'ı şöyle: "He met the love of his life... she just doesn't know it yet." ne kadar ilginç bir sürprizle karşılaşacağınız hakkında en ufak bir ipucu bile vermiyor aslında. Zekice yazılmış senaryosu ve etrafa enerji saçan performansıyla Dustin Seavey'in oyunculuğu sayesinde beni benden alan filmin fethettiği tek gönül benimki olmasa gerek ki, uluslararası festivallerde 20'ye yakın ödül kazanmış.

Yazlık / Yön: Eray Mert / Türkiye: Kız arkadaşından ayrıldıktan sonra yakın arkadaşını alıp yazlık evine kafa dinlemeye giden bir gencin post-ayrılık öyküsü. Başrolde yine Ahmet Rıfat Şungar. Güzel diyaloglarla ve güzel çekimlerle bezeli bir film. Ayrıca "İnsan yaşadığı yerde tatil yapamaz ki." cümlesini çok beğendim.

Festivalin ulusal yarışmasında ödül kazanan filmlerden yalnızca En İyi Animasyon ödülünü alan "Malfunction"ı izlediğim için, ödüller konusunda bir yorum yapamıyorum. Fakat En İyi Kurmaca Film "Güneşin Karanlığı", En İyi Animasyon Film "Malfunction", En İyi Belgesel Film "Özgürlüğe Mahkum", En İyi Deneysel Film de "Ben" filmlerinin olmuş. "Made in Europe" ve "Bornova Bornova"nın yönetmeni İnan Temelkuran'ın başkanlık ettiği ve Gökhan Tiryaki, Selen Uçer, Gökhan Atılmış, Ayşe Teker, Natali Yeres, Ceylan Özgüm Özçelik ve Oğuz İçsöz'den oluşan jürinin Jüri Özel Ödülü için seçtiği film ise kurmaca film "Dilemma" olmuş.

Festivalin varlığı ve emek harcanarak yapılmış olması ve desteklenmesi sevindirici. Pera Müzesi'nin gösterimleri kusursuz bir sinema salonunda ücretsiz izleme olanağı sunması da takdire değer. Fakat keşke Göethe'nin rahatsız koltukları olmasa ve Fransız Kültür Merkezi'nin yönetmenlerle izleyicileri buluşturma konusunda gösterdiği çabayı diğer iki kurum da göstermiş olsaydı. Ayrıca festivali düzenleyenlere küçük bir eleştirim, konuk yabancı yönetmenlerle halkın iletişimini sağlamakla görevli olan 'çevirmen'leri en azından ortaokul seviyesinde bir İngilizce sınavına soksalar fena olmazmış. Gittiğim iki seansta da iki ayrı 'çevirmen' yönetmenlere sorulanları ve onların cevaplarını o kadar yanlış çevrdi ki (hatta bazen "Yönetmenin cevabını anlamadım." dedikleri de oldu) İngilizce bilen seyircilerin yardımı gerekti. İstanbul'da bu işi gönüllü olarak yapacak ve İniglizce'yi anadili kadar iyi konuşan bir çok sanatsever olduğuna o kadar eminim ki, gerçekten yazık olduğunu düşünüyorum. Tabii ki, kısa filmlere sıfıra yakın destek verilen bir ülkede, en azından bu filmleri izlemek için emek verilmesi oldukça önemli, bu yüzden teşekkürler.