istanbulmodern etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbulmodern etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2011

theMagger Mayıs 2011: "Çağdaş Sanat, Kayıp Cennet"

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz aydan itibaren theMagger'ın theMet'inde "Saat 12 Olmadan" adlı köşemde yazmaya başladım. Her ay kültür ve sanatın farklı bir alanına değinmeye çalışacağım yazılarımın yanında, listeleme manyağı bir blogger olarak "thebalkabaa the10" adlı kutucuğun içerisinde de yine her ay farklı bir daldan kişisel listemi bulacaksınız.

theMet'in Mayıs 2011 sayısında İstanbul Modern'de 24 Temmuz'a kadar sürecek olan "Kayıp Cennet" sergisine ve 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde en beğendiğim 10 film listesine yer verdim. Yazıma ulaşmak için sayfalara tıklamanız yeterli:

12 Şubat 2011

İstanbul Modern'den "Yalnız Değildim"

İstanbul Modern, pek güzel sinema seçkilerine tam gaz devam etmekte. Geçtiğimiz yıl ilgimi 2 ayrı Nordic Sinema seçkisi ("Sıfır Derecede Aşk" ve "İdare Edemem Anne") ile çekmeyi başaran İstanbul Modern Sinema'nın bu yılki ilk bombası günümüz Kanada filmlerinden seçmelerin yer aldığı "Yalnız Değildim". Kanada Büyükelçiliği'nin katkılarıyla hazırlanan programda, 2007 - 2010 Kanada ve Quebec sinemasından 6 film sunuyor bizlere.


2003 yılında "Les invasions barbares" ile En İyi Yabancı Film Oscar'ını Kanada'ya götüren Denys Arcand'ın geçtiğimiz yıllarda İstanbul Film Festivali'nde de gösterilen komedi ağırlıklı filmi "L'âge des ténèbres", zamanında kaçırmış olduğum için en çok dikkatimi çeken film oldu. Marc Labrèche'nin yanısıra Diane Kruger, Sylvie Léonard ve ilginçtir ki Rufus Wainwright'ın oynadığı film, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil 4 dalda Kanada'nın Oscarları Genie Ödülleri'ne aday gösterilmiş ve ülkesinin o yılki Oscar aday adayı seçilmişti.

Yine 2003 yapımı "My Life without Me" filminde oyuncu olarak tanıdığım Sarah Polley'nin 2007 yapımı ilk yönetmenlik denemesi "Away from Her" ise seçkinin en iddialı filmi. Film, 40 yılı aşkın evlilikleri boyunca hiç bitmeyen aşkları kadının Alzheimer hastalığına yakalanması nedeniyle sekteye uğrayan bir çifti konu alıyor. Sevdiğinin gün geçtikçe elinden gittiğini anlayan bir adamın hikayesi olsa da, asıl dikkat edilmesi gereken performans eriyip gitmekte olan kadından geliyor. 2007'de başrol oyuncusu Julie Christie'ye Altın Küre Ödülü, SAG Ödülü, Oscar ve BAFTA adaylıkları getiren film, 7 dalda (En İyi Film, Yönetmen, İlk Film, Erkek Oyuncu, Kadın Oyuncu, Yardımcı Kadın Oyuncu, Uyarlama Senaryo) Genie Ödülleri'ne aday gösterilmişti.

"J'ai tué ma mère" ve Xavier Dolan hayranlığım ise filmi sanki bugüne dek hiç övmemişim gibi, biraz daha övmeden bitirmek istemememe yol açıyor bu yazıyı. 20 yaşında inanılmaz bir filme imza atan yönetmen, senarist, oyuncu ve yapımcı Xavier Dolan, yarı-otobiyografik bu filminde aynı anda annesinden nefret ettiği için ondan uzaklaşmaya çalışan ve annesini sevdiği için onunla iletişim kurmaya çalışan sorunlu bir ergenin ruh haline odaklanıyor. Parantez içinde belirtmek gerekir ki, bana göre sinema tarihinin en güzel sevişme sahnelerinden birini de barındırıyor. Benim için 2009 yılının en iyi filmi olan "J'ai tué ma mère", festival ve vizyondan sonra üçüncü bir kez izlenmeli. Hele ki Dolan'ın ikinci filmi "Les amours imaginaires" de aynı tarihlerde !f kapsamında gösterimde olacakken...


Seçkinin diğer filmleri Hintli yönetmen Deepa Mehta'nın Kanada'da çektiği, Preity Zinta'nın performansı ile dikkat çeken görücü usulü evlilik dramı "Heaven on Earth", François Delisle'nin ilk filmi "2 fois une femme" ve Woody Harrelson ve Sandra Oh'un oyuncuları arasında yer aldığı, kendini süperkahraman sanan bir adamın hikayesi "Defendor". !f'te izleyeceğim 12 film nedeniyle tek birini bile izleyemeyecek olsam da, vakti olanlara şiddetle önerilecek bir gösterim programına sahip "Yalnız Değildim". (Not: Keşke bir Atom Egoyan filmi de dahil etselermiş.) Hazır film izlemeye gitmişken, Kutluğ Ataman Sergisi'ni de kaçırmayın!

"Yalnız Değildim"
2 fois une femme (2010 - Yön: François Delisle)
L'âge des ténèbres (2007 - Yön: Denys Arcand)
Away from Her (2007 - Yön: Sarah Polley)
Defendor (2009 - Yön: Peter Stebbings)
Heaven on Earth (2008 - Yön: Deepa Mehta)
J'ai tué ma mère (2009 - Yön: Xavier Dolan)

6 Şubat 2011

Kutluğ Ataman: İçimdeki Düşman

Video çalışmaları ve yerleştirmeleriyle günümüz çağdaş sanatçıları arasında özel bir yeri olan; aynı zamanda Türk Sineması'na "Lola+Bilidikid" ve "İki Genç Kız" gibi filmler kazandırmış yönetmen Kutluğ Ataman, Kasım 2010'dan beri 11 video çalışmasından oluşan sergi "İçimdeki Düşman" ile İstanbul Modern'de ağırlanıyor.

1997'de İstanbul Bienali'nde çağdaş sanat dünyasında adını duyuran Kutluğ Ataman, 1999 yapımı "Lola+Bilidikid" ile ülkesinde yalnızca İstanbul Film Festivali'nde dikkat çekmiş olsa da, Avrupa'da çeşitli festivallerde gösterim şansı yakaladı ve Torino Uluslararası Gay & Lezbiyen Film Festivali'nden En İyi Film ödülü ile döndü. 2005 yapımı "İki Genç Kız" ise Antalya, İstanbul ve Ankara Film Festivalleri'nin En İyi Yönetmen ödülünü kucaklamasını sağladı Ataman'ın.

"İçimdeki Düşman", Ataman'ın çağdaş bir sanatçı olarak çok daha dikkat çekici olduğunun bir kanıtı. Sergide yer alan 11 video çalışması 1999-2010 tarihleri arasında çeşitli yıllara ait. Benim yorumum, eserlerin büyük çoğunluğunun saplantı derecesinde hayatlarımızda yer etmiş uğraşlarımızın ve tutkularımızın bizi kendimize yabancılaştırması üzerine olduğu. Bir kadının çiçek soğanı takıntısı, bir adamın kelebek takıntısı, bir travestinin Türkan Şoray takıntısı, bir adamın kendinden geçercesine zikir etmesi... (Sırayla "Veronica Read'in 4 Mevsimi (2002), "Stefan'ın Odası" (2004), "Ruhuma Asla" (2001) ve "99 Ad" (2002)).

"Türk Lokumu" (2007) ise yabancılaştırma konusuna bambaşka bir örnek. Diğer video çalışmalarının çoğunluğunun aksine sözel bir anlatımı bulunmayan videoda dansöz kılığında karşımıza çıkan Ataman, oryantalizm hakkındaki söylemleriyle dikkat çekici. Serginin dikkat çekici bir başka çalışması "Peruk Takan Kadınlar" (1999), farklı nedenlerle peruk takmak zorunda kalan 4 ayrı kadının hikayesini yanyana ekranlarda çıkarıyor karşımıza.

Sergi düzenlemesinin, videoların yerleştirme şeklinin eserlerin söylemini ne denli kuvvetli hale getirdiğini görmekse etikileyici. Bir travestinin Türkan Şoray tutkusunu dillendiren "Ruhuma Asla" (2001)'nın parçaları olan videoları salona yerleştirilmiş kanepelerde, bir ev sohbeti ortamında izlemek sergi deneyiminize çok şey katmakta örneğin.


Serginin en çok dikkatimi çeken, en çok düşünmemi sağlayan parçaları ise "99 Ad" (2002) ve "Dilenciler" (2010) oldu. "99 Ad", zikir halinde öne-arkaya sallanan bir adımı göstermekte. Yerden tavana doğru dizilmiş ekranlarda ilerledikçe sesin, hareketin ve kendinden geçme halinin doruğa ulaştığına tanık olmak büyüleyici. Yine sessiz bir çalışma olan "Dilenciler"de ise 7 ayrı dilencinin -neredeyse fotoğraf zannedilecek- kısacık video görüntüleri yer alıyor. Görüntüleri görünen ve görüntüleri izleyen arasındaki göz temasının yarattığı duygusallık görülmeye değer.


Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde ve Garanti Bankası sponsorluğunda İstanbul Modern'de bizlerle buluşan Kutluğ Ataman eserlerinden oluşan "İçimdeki Düşman" sergisi, 6 Mart 2011'e kadar izlenebilecek.

2 Ocak 2011

2010: Yılın En İyileri

Geriye dönüp bakıyorum da, 2010 oldukça aktif bir yıl olmuş hayatımda. 141 film izlemiş, 18 konsere, 15 sergiye gitmiş, 9 tiyatro oyunu seyretmiş, 9 festivale katılmış, (biraz utanç verici olsa da) 6 kitap okumuş ve 3 opera izlemişim 2010 boyunca. Dinlediğim şarkıları ve izlediğim dizi bölümlerini sayacak bir mekanizma ise henüz geliştirilmiş değil tarafımdan.

2010'u kendi çapımda değerlendirmek ve çeşitli dallarda kültür/sanat dolu bu yılın en iyilerini ödüllendirmek istedim. Karşınızda "Bana Göre"* yılın** en iyileri...

YILIN VİZYON FİLMİ
A Single Man / How to Train Your Dragon / Inception / Social Network / Up in the Air

YILIN FESTİVAL FİLMİ
127 Hours / Away We Go / Le concert / J'ai tué ma mère / Somewhere

YILIN VİZYON DIŞI FİLMİ
Dear Wendy (2005) / Fucking Åmål (1998) / Julie & Julia (2009) / Shortbus (2006) / Das Weisse Band (2009)

YILIN SİNEMA ETKİNLİĞİ
9. !F Bağımsız Filmler Festivali / Filmekimi 2010 / Sıfır Derecede Aşk / 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali / 13. Uluslararası Randevu İstanbul Film Festivali

YILIN ALBÜMÜ
Almost Alice - VA / Kırık Kalpler Durağında - Candan Erçetin / Masumiyetin Ziyan Olmaz - mor ve ötesi / Pis - Athena / Prepare the Preparations - Ludo

YILIN PERFORMANSI
Hindi Zahra @Ghetto / Jay Jay Johanson @Ghetto / Mika @Freshtival / Mystery Jets @Salon / Ting Tings @One Love

YILIN KLASİK MÜZİK KONSERİ/OPERASI
Dört Mevsim ve Ötesi - Academy of Ancient Music / Figaro'nun Düğünü - İstanbul Devlet Opera ve Balesi / VI. Leyla Gencer Şan Yarışması Finali / Requiem - İstanbul Devlet Opera ve Balesi / Sevil Berberi - Deutsche Oper Berlin

YILIN MÜZİK ETKİNLİĞİ
Akbank 20. Caz Festivali / 9. Efes Pilsen One Love / Miller Freshtival / 38. İstanbul Uluslararası Müzik Festivali / 1. Uluslararası İstanbul Opera Festivali

YILIN SERGİSİ

Botero @Pera Müzesi / Efsane İstanbul @SSM / Extramücadele @NON / Hüseyin Çağlayan @İstanbul Modern / Kutluğ Ataman @İstanbul Modern

YILIN KİTABI
Ali ile Ramazan - Perihan Mağden / Küçük Aptalın Büyük Dünyası - Pucca / Otomatik Portakal - Anthony Burgess / Ölü Ruhlar Ormanı - Jean Christophe Grangé / Sineklerin Tanrısı - William Golding
YILIN TİYATRO OYUNU
İntiharın Genel Provası @İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları / Kraliçe Lear @Kenter Tiyatrosu / Profesyonel @İstanbul Devlet Tiyatroları / Punk Rock @dot / Shopping & Fucking @dot

YILIN DİZİSİ
Big Bang Theory / FlashForward / Glee / Modern Family / Office

YILIN MEKANI
İstanbul Modern (Hüseyin Çağlayan, Kutluğ Ataman Sergileri; "Sıfırın Altında Aşk" ve "İdare Edemem Anne" gösterim programları.)

YILIN İNSANI
Yekta Kara (Uluslararası İstanbul Opera Festivali)

* Tamamen subjektif bir değerlendirme söz konusudur ve bu değerlendirme yalnızca gitme/görme fırsatı bulduğum adaylar için yapılmıştır.
** 28 Aralık 2009 - 26 Aralık 2010 tarihleri arasındaki kültür/sanat etkinliklerim değerlendirilmiştir.

9 Ağustos 2010

Modadan Modern Sanata: Hüseyin Çağlayan

İstanbul Modern'in 15 Temmuz'dan beri ev sahipliği yaptığı Hüseyin Çağlayan Sergisi, ya da evrensel adıyla Hussein Chalayan Sergisi, moda mı sanattan çıkar yoksa sanat mı modadan sorusunu sormuş sanki. Ya da eski bir Penguen esprisiyle, "Sanat insanın kendine yakışanı giymesidir." demiş.

1970 Lefkoşa doğumlu Hüseyin Çağlayan, büyük bir tasarımcı, büyük bir sanatçı ve büyük bir modacı. Bense ne aşağıda gördüğünüz, "Sözlerden Sonra" koleksiyonunun bir parçası olan çalışmasını televizyonlarda gördüğümde; ne de İstanbul Modern'in kalıcı sergisi "Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar"ı gezip sanatçının eserlerinden biriyle defalarca burun buruna geldiğimde biliyordum adını. Ne zaman ki geçitğimiz kış "Bence Vöğğğğg" söylemiyle neşe kattı günlük geyiklerimize, o zaman öğrendim Hüseyin Çağlayan adını. Sanatçının bir modacıdan çok daha fazlası olduğunu anlamak içinse eserlerinden yalnızca birkaçını bile görmek yetiyor. Hele ki gördüğünüzün o televizyonlarda görüp hayran kaldığınız, ya da müzenin üst katında eserlerine rastladığınız eserlerin sahibi olduğunu anladığınızda...


Venedik'ten New York'a, Londra'dan İstanbul'a uzanan bir yelpazede eserleri çeşitli moda haftaları ve bienallerde sergilenen sanatçı, şu anda Puma'nın da kreatif direktörlüğünü yapmakta. Sergide ise Donna Loveday'in küratörlüğünde Çağlayan'ın 1994-2010 yılları arasındaki moda/sanat eserleri sergilenmekte. Eserleri derken, sadece moda tasarımları değil söz konusu olan: Enstalasyonlar, kısa filmler, performanslar... Moda ile sanat yapılabiliyormuş demek bu serginin amacı. -ki aynısının insan vücutlarıyla sanat yapılabiliyormuş versiyonu için çıkışta Body Worlds'ü ziyaret etmeniz yeterli.


Hüseyin Çağlayan sergisinde en çok dikkatimi çeken eserler arasında en üst sırada sanatçının 2003 ve 2005 tarihli iki kısa filmi bulunuyor: Yolculuk sırasında taşıtların kıyafetlerimizin yerini aldığını anlatan, Bennu Gerede'nin rol aldığı "Yerden Geçide" (Place to Passage) ve Tilda Swinton'ın rol aldığı fütüristik bir laboratuvarda geçen "Olmayıp Varolan" (Absent Presence) eş zamanlı olarak 5'er ekranda gördüğümüz görüntülerle gerçek anlamda baş döndürücü. Diğer yandan, sergiye girer girmez sizi karşılayan "Hareketsizlik" (Inertia) ile zamanın durduğuna tanık oluyor, "Okumalar"ın (Readings) lazerleri ile gözlerinizin kamaşmasına engel olamıyorsunuz.


Sanatçının KKTC, Türkiye ve İngiltere arasında geçen, aidiyet sorunları ile dolu geçmişinin etkilerinin görüldüğü "Sözlerden Sonra" (After Words) ise en bilindik eseri olarak karşınıza çıkıyor Çağlayan'ın. Mobilyaların birer elbise gibi üzerimizde taşınabilmesi, böylece terk etmek zorunda kaldığınız yerde geriye bir şey bırakmama fikrinden yola çıkan "Sözlerden Sonra", mobilya hallerinde karşılıyor sizi. Ekranda ise o dönüşümü izleyebiliyorsunuz. Tıpkı serginin çıkışında "Yüz On Bir" (One Hundred and Eleven) ile elektronik kıyafetlerin hiçliğe dönüşümünü izleyebildiğiniz (ve etraftan gelen "Oha!, "Yok artık!" "Wow!" seslerini dinleyebildiğiniz) gibi...


Hüseyin Çağlayan modern sanatın en etkileyici temsilcilerinden biri olduğunu kazıdı benim aklıma bu sergi. Siz de sergiyi 24 Ekim'e kadar İstanbul Modern'de ziyaret edebilirsiniz.

14 Mayıs 2010

İstanbul Modern'den "İdare Edemem Anne!"

Geçtiğimiz Şubat ayında “Sıfır Derecede Aşk” başlığı ile 5 Nordic filmine yer verdiği gösterim programı ile dikkatimi çeken İstanbul Modern Sinema, geçtiğimiz ay Danimarka yapımı belgeseller ile benim kalbimi kazanma çabalarına devam etmişti.

İstanbul Modern Sinema’nın son bombası ise son yıllardan 6 Fin yapımı filmin yer aldığı “İdare Edemem Anne” gösterim programı. Çoğunlukla kadın yönetmenlerin imzasını taşıyan, çocukların aileleri, aidiyetleri ve kökleri ile ilgili sorunlarına odaklanan filmlerdne oluşuyor gösterim programı. Programdaki filmler, Finlandiya Büyükelçiliği’nin işbirliği ile 20-30 Mayıs arasında Cumartesi, Pazar günleri ve müzenin ücretsiz olduğu Perşembe günleri İstanbul Modern’de izlenebilecek.

6 filmden en dikkat çeken ve beni heyecanlandıranlar ise “Skavabölen pojat” (Last Cowboy Standing) ve “Kielletty hedelmä” (Forbidden Fruit). “Skavabölen pojat”, iki erkek kardeş ve şiddet gördükleri babaları ile olan ilişkilerine odaklanıyor. Film, geçtiğimiz yıl Finlandiya’nın en önemli sinema ödülü olan Jussi Ödülleri’nde En İyi Senaryo ve En İyi Ses dallarında ödüle layık görülmüş. Filmin yönetmeni ise 2007 yılında beğeni kazanan kısa film “Heavy Metal” ile tanınan Zaida Bergroth.

“Kielletty hedelmä” ise muhafazakar kasabalarından ilk kez Helsinki’ye giden iki kız kardeşin hikayesi. (Bu cümle aklıma Lukas Moodysson’un şahaeseri “Fucking Åmål”ı getirdi umarım film de aynı etkiyi yaratıyordur.) Filmin yönetmeni son yılların yıldızlaşma yolunda ilerleyen ve 2008’de Jussi Ödülleri’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü “Tummien perhosten koti” (Home of Dark Butterflies) filmi ile kazanmış olan Dome Karukoski. "Kielletty hedelmä" ise yönetmene En İyi Yönetmen dalında üçüncü adaylığını getirmiş ve oyuncu Amanda Pilke En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü ile dönmüş geçtiğimiz yıl Jussi Ödülleri’nden.


Gösterim programında yer alan filmlerin (5 drama ve 1 belgesel) tamamı şöyle:
"Väärät juuret" (Twisted Roots – Yön: Saara Saarela, 2009)
"Matka" (Travelling – Yön: Anastasa Lapsui & Markku Lehmuskallio, 2008 - Belgesel)
"Maata meren alla" (Overseas and Under Your Skin – Yön: Lenka Hellstedt, 2009)
"Kohtaamisia" (Heartbeats – Yön: Saara Cantell, 2009)
"Kielletty hedelmä" (Forbidden Fruit – Yön: Dome Karukoski, 2009)
"Skavabölen pojat" (Last Cowboy Standing – Yön: Zaida Bergroth, 2009)

4 Şubat 2010

İstanbul Modern'de Nordic Sineması

Tanıyanlar bilir, özellikle son birkaç yılda, Nordic Sineması'na karşı olan ilgim, beğenim ve sevgim sınırları zorlamaya başladı. Festival programlarından, ya da DVD sepetlerinin ücra köşelerinden özenle seçtiğim Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İzlanda filmleri bağımlılık yarattı. Yalnızca geçtiğimiz yıl bu ülkelere ve bu kültüre ait seyrettiğim film sayısı 20'yi geçmiş durumda. Kendilerine özgü espri anlayışları, ölümü hafife alışları, dini hiçe sayışları ve o depresif, karanlık atmosfer gerçekten en büyük tutkularımdan biri haline geldi.

Hemen hemen her ay sinema salonunda farklı bir temada 4-5 filmden oluşan gösterim programlarına yer veren İstanbul Modern; bu ay "Sıfır Derecede Aşk" adı altında 4 Nordic ve 1 kuzeyde geçen İspanyol filmine yer veriyor. 4-21 Şubat tarihleri arasında, üç hafta boyunca Perşembe, Cumartesi ve Pazar günleri müze ziyaretçilerine ücretsiz olan gösterim programında 5 film bulunuyor.


1998 tarihli "Fucking Åmål"; Lilja-4-ever" filmi ülkemizde de gösterime giren, geçtiğimiz İstanbul Film Festivali'nde İngilzice olarak çektiği "Mammoth" ile dikkat çeken Lukas Moodysson'un çıkışını gerçekleştirdiği ilk uzun metrajlı filmi. İsveçli yönetmen, bu filmde bir kuzey kasabasında yaşayan iki genç kıza odaklanıyor.


"Allegro", Danimarkalı yönetmen Christoffer Boe'nun "Resconstruction" adındaki başarılı ilk filminden sonra 2005'te çektiği ikinci filmi. Film, Danimarkalı bir piyanistin evine dönüşünü ve geçmişte yaptığı seçimleri sorgulayışını konu alıyor.


Bugüne dek izlediğim en güzel filmlerden biri olma özelliğini taşıyan, geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali'ndeki gösteriminden sonra geçtiğimiz ay gösterim şansı da yakalayan 2008 tarihli İsveç filmi "Låt den rätte komma in", Tomas Alfredson'un yarattığı bir harika. Vampir bir kız ve küçük bir çocuğun aşkını konu alan film, fantastik bir saf-aşk filmi ve bu gösterim programının en kaçırılmaması gereken parçası.

Yine geçtiğimiz yılki İstanbul Film Festivali sonrası, Temmuz ayında gösterim şansı bulan Kuzey filmi, "Nord" ise bir Norveç filmi. Sinir krizi geçiren bir kayakçının sevdiği kadına ulaşmak için ülkeyi bir kar motorsikletiyle aştığı ve birbirinden ilginç insanlarla karşılaştığı bir yol hikayesi. 2009 yapımı filmin yönetmeni Rune Denstad Langlo.

Nordic kültürünün bir parçası olan bu 4 filmin dışında, İstanbul Modern'in programa eklediği bir de İspanyol filmi var: 1998 yapımı, Julio Medem imzalı "Los amantes del Círculo Polar". Döngüsel bir kurgusu olan, başı-sonu belli olmayan bir aşk hikayesinin kahramanları da filmin kurgusu gibi sondan başa ve baştan sona anlam kazanabilen isimlere sahip: Otto ve Ana. Filmin büyük çoğunluğunun Finlandiya'da, Kutup Çizgisi'nin üzerinde geçiyor olması ve Nordic Sineması'ndan izler taşıması programa dahil olmasında etkili olmuş, ki bence de yerinde bir karar.

Hazır film izlemeye gitmişken süreli ve sürekli sergileri ile Modern Türk Sanatı'nın merkezini de gezmeyi unutmamak gerek..