haftanınşarkısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftanınşarkısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2010

Haftanın Şarkısı #13: "Here I Dreamt I Was an Architect"

Adını tarihteki Rus ayaklanmasından ve yarım kalmış bir Tolstoy romanından alan "The Decemberists", Portland, Oregon'lu bir indie-rock ve folk-rock grubu. 1974 doğumlu müzisyen Colin Meloy'un Montana'daki müzik grubu Takio'yu bırakıp Portland'a taşınması ile temelleri atılan grubun yer yer psychedelic bir sound'a da sahip olduğunu söyleyebiliriz. Buna itirazı olan varsa bile en azından aşırı rahatlatıcı bir müziğin varlığı tartışmasız.

Vokallerde Colin Meloy, gitarda Chris Funk, klavyeli çalgılarda Jenny Conlee, bas gitarda Nate Query ve davul ile back-vokallerde John Moen'den oluşan grup, 2000 yılında birlikte çalışmaya başlamış ve ilk EP'leri olan, sadece 2 saatte kaydettikleri "5 Songs" ile isimlerini duyurmayı başarmışlar. 2002'de ilk albümleri "Castaways and Cutouts", 2003'te ikincisi "Her Majesty the Decemberists" gelmiş. 2009'da çıkardıkları son albümleri "Hazards of Love" ile beraber toplam 5 albümleri ve 5 EP'leri bulunan grup; mutluluk verici ve rahatlatıcı şarkıları dışında şarkı sözleri ve Colin Meloy'un uzatmalı kızarkadaşı Carson Ellis tarafından tasarlanan albüm kapakları ile de dikkat çekiyor. Grubun diskografisinin sırayla dinlenmesi halinde katettikleri yolu da fark etmemek ve grubu daha da sevmemek elde değil.


Grupla tanıştığım şarkı "Here I Dreamt I Was an Architect", bilindik bir şarkıları değil aslında. Grubun ilk albümü "Castaways and Cutouts"un ikinci şarkısı olması dışında kendileri için bile bir anlamları var mıdır bilemiyorum.

"And I am nothing of a builder
But here I dreamt I was an architect
And I built this balustrade
To keep you home, to keep you safe
From the outside world"

29 Kasım 2009

Haftanın Şarkısı #12: "Rebel Prince"

1973 yılında New York eyaletindeki Rhinebeck'te doğan Kanada asıllı Rufus Wainwright; huzur verici bir sese sahip, yetenekli bir şarkıcı. Folk müzik sanatçıları barındıran bir aileye doğmuş, 6 yaşında piyano çalmayı öğrenmiş, ablasıyla beraber bir folk müzik grubunda çalmış, 14 yaşında bestelediği "I'm A-Runnin" 1989 yılında Kanada Film Akademisi'nin dağıttığı Genie Ödülü'ne En İyi Orijinal Şarkı dalında aday gösterilmiş, üniversitede piyano okumuş olağandışı bir yaratık aynı zamanda.

NYC ve Los Angeles'ta sahne aldıktan sonra keşfedilerek 1998'de kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkardıktan sonra, sırasıyla "Poses" (2001), "Want One" (2003), "Want Two" (2004), "Release the Stars" (2007) ve 2007 ve 2009'da kaydettiği iki konser albümü gelmiş. 14 yaşında ilk başarısını yakaladıktan sonra 2000'li yılların başına kadar eşcinselliğini keşfettiği, tecavüze uğradığı, madde bağımlısı olduğu ve tedavi gördüğü günler gibi zor yıllar geçirmiş Wainwright. Fakat 2000'li yıllardan itibaren hem hayata dönmeyi, hem "Poses" ve "Release the Stars" gibi mükemmel iki albüme imza atmayı, hem de ergenlik yıllarında yaptığı gibi film müzikleri bestelemeye ve söylemeye devam etmiş. "Moulin Rouge!", "Aviator", "Brokeback Mountain", "The History Boys" gibi filmlerde kendi şarkılarını söyleyen / eski şarkıları yeniden cover'layan Wainwright'ın en son yazdığı orijinal film şarkıları ise 2007 yapımı "Meet the Robinsons" adlı animasyon film için yazdığı "Where Is Your Heart?" ve "Motion Waltz" ile Oscar aday adayı olan "Another Believer". Televizyonda da sık sık şarkıları ile karşımıza çıkan Wainwright'ın "Across the Universe" cover'ını "FlashForward"da duyduk en son. Wainwright, şu sıralar dünya prömiyeri 10 Temmuz'da Manchester'da yapılacak olan operası "Prima Donna" ile uğraşmakta-ymış.
İlk albümünden sonra 2001'de çıkışını ve dünyaca tanınmasını sağlayan "Poses" albümü, sanatçının "Cigarettes & Chocolate Milk", "Greek Song" ve "Rebel Prince" gibi en güzel şarkılarından birkaçını barındıran ikinci albümü. Ayrıca albümde "Moulin Rouge!" için yazılan "The Tower of Learning", "Cigarettes and Chocolate Milk"in akustik bir versiyonu ve Beatles'tan "Across the Universe" cover'ı da bulunuyor. "Poses" albümünde şarkıcının müzisyen ailesinin de bestelerde, vokallerde ve enstrümanlarda katkısı olmuş.

Geçtiğimiz Nisan ayında "Rebel Prince" ile tanıştığım, fakat daha sonra aslında birçok film müziği ile zaten tanıyor olduğumu farkettiğimi Rufus Wainwright'ın bu şarkısı da diğer tüm şarkıları gibi yumuşak ve hüzünlü bir şarkının huzur verici bir şekilde söylenmesi ile var olmuş. Bazı eleştirmenler tarafından "homoerotik" olarak tanımlanan şarkı, New York City'deki Roosevelt Oteli'nde odasında prensini bekleyen bir erkekten söz ediyor. Ayrıca her ne kadar anlamasam da, şarkının yarısının Fransızca olarak söylenmesi, mükemmel bir etki yaratıyor dinleyen üstünde.

"Does rid my dirty mind of all of its preciousness
Oh I can see him now
Though it's so far away
Amongst the roving crowd
Going the other way"

17 Kasım 2009

Haftanın Şarkısı #11: "Elephant Gun"

1986'da Santa Fe, New Mexico'da doğan Zach Condon; Balkan müziğini 16 yaşında çıktığı Avrupa gezisinde keşfetmiş. Evine döndüğünde daha önce "Neutral Milk Hotel" ve "A Hawk and a Hacksaw" gruplarında çalmış olan Jeremy Barnes ve Heather Trost'u alarak indie, pop ve Balkan müziklerini harmanlayarak bestelediği şarkılarını kaydetmiş. Böylece ortaya Beirut'un ilk albümü olan "Gulag Orkestrar" çıkmış. Günümüzün hızla ünlenen Balkan, indie ve folk müzik gruplarından olan Beirut, aslında Zach Condon'un one-man-band'i. Grubun ilk albümü "Gulag Orkestrar"daki akordeon, klavye, saksafon, klarnet, madolin, ukulele, korno, çan ve perküsyon aletlerinin tümünü kendi çalan Condon; davullarda Barnes'tan, keman ve çelloda ise Trost'tan yardım almış. Condon'un tüm bu enstrümanları çalarken gitar çalamıyor olmasının nedeni ise bileğindeki bir sakatlıkmış. (Ayrıca kendisinin üniversitede fotoğrafçılık ve Portekiz dili okumasının etkileri albümlerdeki zevkli kapak seçimlerinden ve bazı şarkıların Portekizce isimlerinde görülebiliyor.)

Mayıs 2006'da piyasaya sürülen "Gulag Orkestrar"dan sonra, Beirut 2007'de önce 3 EP ("Lon Gisland", "Pompeii" ve "Elephant Gun"); daha sonra da ikinci albümleri "The Flying Club Cup"ı çıkarmış. 2009'da ise bir başka EP, "March of the Zapotec / Holland" gelmiş. Sahnede tüm enstrümanları tek başına çalması imkansız olduğundan olsa gerek, şu an grupta Condon dışında 10 kişi daha bulunmakta ve ortaya inanılmaz bir doğu-batı harmanı müzik çıkmakta.


Grubun aynı zamanda 2007 yılında çekilen ilk videosu da olan "Elephant Gun", ilk kez ilk Beirut EP'si "Lon Gisland"da yayınlanmış bir şarkı. Daha sonra 3. EP'nin de şarkının adını taşımasına karar verilmiş. Grupla tanışmamı sağlayan iki şarkıdan biri "Elephant Gun", diğeri ise son albümlerinde yer alan "Nantes" oldu. İkisinden birini seçmem gerektiğinde karar veremesem de, sonuçta daha eski bir şarkı olan "Elephant Gun"da karar kıldım. Indie müziğin Balkan ezgileriyle olan şaşırtıcı uyumundan da haberdar olmuş oldum Beirut sayesinde. Dinlendirici ve rahatlatıcı müzik dinlemek isteyenlere şiddetle önerilir.

"If I was young, I'd flee this town
I'd bury my dreams underground
As did I, we drink to die, we drink tonight."

24 Eylül 2009

Haftanın Şarkısı #10: "Closer"

Ohio'lu Joshua Radin, 1974 doğumlu. Üniversiteden sonra kendine bir akustik gitar alarak şarkı yapmaya karar verdikten sonra, folk-rock tarzdaki müzik kariyerinin başlangıcını bir demosunun Zach Braff'e ulaşması sayesinde "Winter" adlı şarkısı ile yapmış. 2004'te "Winter"ın "Scrubs"ın üçüncü sezonundaki "My Screw Up" bölümünde kullanılmasından sonra, sanatçı ilk EP'si "First Between 3rd and 4th"u çıkarmış. Bu EP'de yer alan "Today" ve "Don't Look Away" de "Scrubs"ın dördüncü sezonunda kullanılmış.

Joshua Radin ilk albümü "We Were Here"ı, 2006 Şubat'ında; ikinci albümü "Simple Times"ı ise 2008 Eylül'ünde çıkarmış. İlk albümün çıkış şarkısı "Closer"ın klibini olduğu gibi, son albümün çıkış şarkısı "I'd Rather Be With You"nun klibini de Zach Braff yönetmiş. Bu noktada Zach Braff'in sanatçının hayatındaki önemli yerinden bahsetmeye gerek kalmıyor sanırım. Kendisini keşfeden, dizisinde onlarca şarkısına yer veren, yönettiği ve oynadığı 2004 yapımı "Garden State"te cameo bir rol veren, kliplerini çeken Zach Braff'in desteği olmasaydı, Joshua Radin olmazdı herhalde.

"Closer", sanatçının tüm diğer şarkıları gibi hüzünlü bir şarkı. Ağlamaya teşvik eden ve zaten ağlamak üzerine yazılmış bir şarkı ayrıca. Joshua Radin'in ilk albümü "We Were Here"ın çıkış şarkısı olan "Closer"ın Zach Braff imzalı bir klibi de bulunuyor belirttiğim üzere. TV'de ilk kez, yine "Scrubs"da, 4. sezonun "My Best Laid Plans" bölümünde kullanılmış. Daha sonra "Grey's Anatomy"de de çalan "Closer", "Joshua Radin tek bir hastane dizisine aittir, o da "Scrubs"dır." şeklinde izleyicilerin tepkisini çekmiş.

Joshua Radin, "Scrubs" sayesinde ünlendikten sonra, şarkıları dizilerde ve televizyon programlarında oldukça sık duyulmaya başlanmış. Radin'in 1 EP'si ve 2 albümü bulunmasına rağmen, kendisini duyduğumuz dizi sayısı 24. Bu diziler arasında "Scrubs", "Grey's Anatomy", "House", "Brothers & Sisters", "Without a Trace", "One Tree Hill" ve "Bones" gibi ünlü diziler yer almakta. Kendisinin şarkıları, "The Last Kiss" ve "Nanny Diaries" gibi düşük bütçeli filmlerde de yer almış. Joshua Radin'in ilgi çektiği son olay ise Ellen DeGeneres'in talk-show'una konuk olduktan sonra ünlü komedyenin düğününde şarkı söylemesi için görevlendirilmesi. DeGeneres'in bu görev için George Michael ve Justin Timberlake gibi isimleri reddettiği biliniyor.

Son olarak Radin'in "Scrubs"ın son sezonundaki "My ABC" bölümünün sonunda kullanılan hüzünlü "Sesame Street" yorumunu da dinlemenizi şiddetle öneriyorum. O kadar neşeli bir şarkı, bu kadar ağlatabilir hale gelebilir.

"The clouds in your eyes
Down your face they pour
Won't you be the new one burn to shine
I take the blue ones every time
Walk me down your broken line
All you have to do is cry"

7 Eylül 2009

Haftanın Şarkısı #9: "Handlebars"

Denver, Colorado'lu bir alternative-rock ve hip-hop grubu olan "Flobots"un temelleri; grubun iki emcee'sinden biri olan Jonny5'in 2000 yılında Yak ile birlikte kaydettiği ilk albümü "Onomatopoeia" ile atılmış. Jonny5, 2005'te yanına bir başka emcee'yi Brer Rabbit'i alarak "Flobots" ismi ile yoluna devam etmeye karar vermiş. Grubun en önemli kozu violist Mackenzie Roberts. Viyola ve rap'i birleştirmek gibi riskli bir işe kalkışmış olan grubun, çoğunluğu politik eleştiri kıvamındaki tüm şarkılarında başarılı olduğu söylenebilir. Grubun diğer elemanları ise basçı Jesse Walker, gitarist Andy Guerrero, davulcu Kenny O ve trompetçi Joe Ferrone.

2007 yılında yerel bir radyo kanalının müzik yarışmasını kazanarak üne kavuşan grup, ilk albümü "Fight with Tools"u da aynı yıl içinde çıkarmış. Albümün en başarılı şarkısı olduğunu düşündüğüm -ve benim grupla tanışmama neden olan parça olan- "Handlebars", 2008'de Billboard listelerinde 3 numaraya kadar yükselmiş. Albümün öne çıkan diğer şarkıları ise "Rise" ve "Anne Braden". Albümde "Iraq" adlı bir bonus parça da bulunuyor.

"Handlbars", gelişen teknolojiyi ve politik gücü elinde bulunduran devletin ve kurumların insanları nasıl kukla gibi oynattığını anlatıyor. Güzel politik parçalardan. Jonny5 MTV'ye insanoğlunun yıkıcılık ve yapıcılık arasında seçim yapma potansiyeli olduğunu ve "Handlebars"ın bu seçim üzerine olduğunu söylemiş. "I can ride my bike with no handlebars" diye başlayan parça gittikçe insanların, özellikle de güçlü insanların nasıl canavarlaşabileceğini anlatan bir şeye dönüşüyor.

Look at me
Look at me
Driving and I won't stop
And it feels so good to be
Alive and on top
My reach is global
My tower secure
My cause is noble
My power is pure
I can hand out a million vaccinations
Or let'em all die in exasperation
Have'em all healed of their lacerations
Have'em all killed by assassination
I can make anybody go to prison
Just because I don't like'em and
I can do anything with no permission

17 Şubat 2009

Haftanın Şarkısı #8: "9 Crimes"

Fazla tanınmamış Juniper adlı grubundan ayrıldıktan sonra 2001'de ilk solo albümü "O" ile çıkış yapan Damien Rice; birçok film ve dizi sayesinde tanınmış bir İrlandalı. Özellikle 2004 yapımı "Closer"da kullanılan, "O" albümü şarkıları "Blower's Daughter" ve "Cold Water" daha sonra onlarca yapıma soundtrack olmuş şarkılar. İnsanı rahatlatan ve duygulandıran şarkılarla benim için biraz depresif-Jeff-Buckley ve biraz daha-az-müzikli-James-Blunt kıvamında bir yerde duran Rice ile tanışmam "Closer"ın sonundaki "Blower's Daughter" ile olmuştu benim de.

Damien Rice'ın Kasım 2006 tarihli ikinci albümü "9"da bulunan birçok şarkısında 1981 doğumlu İrlandalı vokal Lisa Hannigan eşlik ediyor. Hannigan, Damien Rice sayesinde adını duyurduktan sonra geçtiğimiz aylarda güzel eleştiriler alan ilk solo albümü "Sea Sew"ü çıkarmış.

Damien Rice ve Lisa Hannigan düeti "9 Crimes" ise "9" albümündeki en mükemmel şarkı. O kadar hüzünlü, o kadar ağlamaklı söylüyorlar ki şarkıyı ikisi de; tek kelime anlamasanız bile (ki sözlerini anladığınızda o da ayrı bir hüzün katıyor) duygulanıyorsunuz şarkıyı dinlerken. Zamanında "CSI" ve "Grey's Anatomy" gibi dizilerde ve "Shrek the Third" filminde de çalmışlığı olan mükemmel bir şarkı "9 Crimes". Geceleri, özellikle depresifken; bir kadeh kırmızı şarap eşliğinde dinlenmesi önerilir.

It's the wrong time
For somebody new
It's a small crime
And I got no excuse

And is that alright? Yeah
Give my gun away when it's loaded
That alright? Yeah
If you don't shoot it how am I supposed to hold it?

10 Şubat 2009

Haftanın Şarkısı #7: "Gives You Hell"

The All American Rejects, 2000'lerin başında Oklahoma'da kurulmuş olan bir rock-band. Grup, vokal ve basçı -eski manken- Tyson Ritter ve gitarist Nick Wheeler tarafından kurulmuş; daha sonra gitarist Mike Knnerty ve davulcu Chris Gaylor da aralarına katılmış. Büyük çıkışını ilk albümleri "The All American Rejects"ten çıkan single "Swing, Swing" ile yapan All American Rejects, 2005'te ikinci albümleri "Move Along"u çıkardı. Bu albümden çıkan single'lar "Move Along", "It Ends Tonight" ve "Dirty Little Secret"; çeşitli Amerika ve Avrupa listelerinde Top 10'e girmeyi başardı. Grubun tarzı söz konusu olduğunda alternative-rock, power-pop ve emo gibi anahtar sözcükler akla geliyor.


All American Rejects'in bir hayli eğlenceli son albümü "When the World Comes Down" ise Aralık 2008'de çıktı. Bazen pop, bazen rock ağırlıklı şarkılarla dolu bu albümde "I Wanna", "Mona Lisa", "Damn Girl" gibi şarkılar benim favorilerim arasında. Fakat bu haftanın şarkısı, Ekim 2008'de dünyanın dinlemeye başladığı; bizimse şu sıralar radyolarda duyduğumuz ve benim de grubu tanımama ve sevmeme neden olan şarkı "Gives You Hell". Grubun bu albümünün biraz indie tarza kaydığını ve bazı yerlerde oldukça Maroon 5'ı andırdığını da söylemek mümkün.

Bugüne dek grubun listelerde çıktığı en üst sıra olan #6'yı onlara kazandıran "Gives You Hell", oldukça gaz bir şarkı. Teması intikam ve eski sevgiliye sövmek olarak özetlenebilecek bir şarkı... Indie şarkılar gibi başlayıp, pop-rock'ın zirvesine çıkan bir havası var. Özellikle son bölümlerindeki koro kısımları "Hope it gives you hell!" sözleriyle yaralı insanları gaza getirme gücüne sahip.

"When you see my face
Hope it gives you hell, hope it gives you hell
When you walk my way
Hope it gives you hell, hope it gives you hell

If you find a man that's worth a damn and treats you well
Then he's a fool, you're just as well, hope it gives you hell"

3 Şubat 2009

Haftanın Şarkısı #6: "Secret"

Aslen Alabama'lı olan ve aralarında iki yaş bulunan kız kardeşler Catherine ve Allison Pierce'den oluşan "The Pierces"; vokalleri, gitarları ve şarkı yaratım sürecini paylaşan bir folk-rock ikilisi. Rolling Stone'un sitesinde ikilinin tarzları ve şarkı söyleyiş biçimleri için "sassy" (şımarık, arsız, sırnaşık) kelimesi kullanılmış.

Üniversite yıllarında bir arkadaşlarının demo kayıtlarını müzik şirketlerine yollaması sonucu ilk albümleri "The Pierces"ı 2000 yılında çıkaran ikili, bu albümde kendi şarkılarının yanısıra birçok folk, rock ve folk-rock cover'ına yer vermiş. 2005 yılındaki ikinci albümleri "Light of the Moon" ise 11i de kendileri tarafından yazılmış şarkılardan oluşmakta. The Pierces, önemli çıkışlarını ise 2007 tarihli son albümleri "Thirteen Tales of Love and Revenge" ile yapmışlar.

"Thirteen Tales of Love and Revenge", adından da anlaşılacağı gibi 13 şarkıdan oluşmakta. Sosyete ile dalga geçtikleri şarkıları "Boring" ile güzel bir çıkış yapan ikili, aynı albümden "Lights On" ve "Three Wishes" single'larını da çıkardı. The Pierces'ın son bombası ise "Three Wishes" ile birlikte günümüzün en popüler dizilerinden "Gossip Girl"ün bir bölümünde çalan "Secret". (Aynı bölümde ayrıca Catherine ve Allison konuk oyuncu olarak yer almışlar.)

Sırların, hem sırrı veren hem de sırrı tutmak zorunda kalan açısından zorluklarını konu alan şirin bir şarkı "Secret". "Gossip Girl" dışında "Dexter"ın (ki dizinin sır tutmak üzerine kurulu kısmına çok uyan sözlere sahip olsa da vahşetle alakalı kısmına fazlasıyla zıt bir tarzda) yeni sezon promo'sunda da yer aldı. Benim şarkıyı ve dolayısıyla The Pierces'ı tanımam da bu promo'yu Altın Küre Ödül Töreni reklam aralarından birinde izlememle gerçekleşti.

Çok iyi eleştiriler alan, fazlasıyla pembe ve cidden "sassy" bir albümün en şirin şarkılarından biri "Secret". Sevelim, sevdirelim.

Got a secret
Can you keep it?
Swear this one you'll save
Better lock it, in your pocket
Taking this one to the grave
If I show you then I know you
Won't tell what I said
Cause two can keep a secret
If one of the m is dead

29 Aralık 2008

Haftanın Şarkısı #5: "Santa Baby"

Bu haftanın şarkısı Ayla Dikmen'den bile öncesine götürecek hepimizi. Christmas ve Yılbaşı arasındaki şu dönemde, yeni yıl havasına uygun bir şarkı seçmek istedim ve en sevilen Chritmas şarkılarından biri olan "Santa Baby" ile karşınızdayım.

1953 yılında Joan Javitz ve Philip Springer tarafından yazılan "Santa Baby", aynı yıl ilk kez Eartha Kitt tarafından seslendirildi. Şarkı yıllar boyunca kendi döneminin süperstarları olan onlarca şarkıcı tarafından coverlandı ve yüzlerce Christmas albümünde yer aldı. Şarkıyı bugüne dek söylemiş olanlar arasında Marilyn Monroe, Madonna ve Kylie Minogue gibi isimler bulunuyor. "Ally McBeal" dizisinin 3. sezonunda Calista Flockhart, "Mona Lisa Smile" filminin soundtrack albümü içinse Macy Gray tarafından seslendirilmiş ayrıca.

Şarkının Noel Baba'ya yavşayan ve ondan pahalı hediyeler isteyen sözlerine uygun olarak, kim söylerse söylesin bunu seksi bir yorum katarak yaptığı aşikar. 1927 doğumlu Eartha Kitt ise bunu en iyi yapan ve ilk yapan isim. Şarkıcı, aktris ve kabare yıldızı olan Kitt, bir zamanlar Orson Welles tarafından "dünyanın en heyecan verici kadını" olarak tanımlanmış. Kendisinin geçtiğimiz 80 yıl içinde kazandığı onlarca Emmy ve Tony ödülü mevcut. Müzik dünyasında "Santa Baby" ile anılan yıldızın televizyon dünyasında çağrıştırdığı figür ise "Cat Woman". Kitt, 60lı yılların "Batman" dizisinde bir dönem bu karakteri canlandırmış.

"Santa Baby" ile özdeşleşen Eartha Kitt'in, ironik bir şekilde Christmas gününde (25 Aralık 2008) 81 yaşında hayata veda ettiğini öğrendiğimde bu yazıyı yazmaya çoktan başlamıştım. Hayatın espri anlayışı işte...

"Santa baby,
So hurry down the chimney tonight

Come and trim my christmas tree
With some decorations bought at Tiffany's
I really do believe in you
Let's see if you believe in me "

23 Aralık 2008

Haftanın Şarkısı #4: "Everybody Knows You Cried Last Night"

İskoçyalı alternatif rock grubu (tarzları country-rock olarak da geçiyor, ama bu kadar sınıflandırmaya karşıyım) The Fratellis, 2005'te Glasgow'daki bir barda çalarak ün kazanmaya başlamış. Bu ünleri İskoçya'dan tüm Britanya'ya yayılmaya başladığında da ilk albümleri "Costello Music", 2006'nın Eylül ayında piyasaya sürülmüş. Grup isimlerini sırasıyla Jon Fratelli, Barry Fratelli ve Mince Fratelli olarak değiştiren; vokalist John Lawler, basçı Barry Wallace ve davulcu Gordon McRory'den oluşmakta.

Costello Music" albümünden çıkan "Henrietta", "Chelsea Dagger", "Whistle for the Choir", "Flathead", "Baby Fratelli" ve "Ole Black'n Blue Eyes" single'larından; Britanya dışında sesini duyurabilen tek şarkı "Chelsea Dagger" olmuş. Ve ülkelerinde 2007 BRIT Ödülleri'nde "Best British Breaktrough Act" ödülünü alsalar da uluslararası anlamda pek başarılı olamamışlar ne yazık ki. Grubun 2008 Haziran ayında çıkan ikinci albümü "Here We Stand"den ise, şu ana kadar "Mistress Mabel", "Lookout Sunshine" ve "A Heady Tale" single'ları çıkmış durumda. Umarım bu albümleri Avrupa ve Amerika'da yeterli ilgiyi görür de, grubun 'feel-good' havası ve 'eller-havaya-rock' konseptinden daha geniş kitleler faydalanır. İskoç aksanı da bonusu.

Grubun ilk kez duyduğum "Whistle for Choir" şarkılarına bir hayranlık beslesem (özellikle sözlerini o sırada başımdan geçmekte olan şeylerle çok güzel bağladığımdan dolayı) ve şu aralar ikinci albümlerini deşmekte olsam da; en sevdiğim şarkılarından biri olan "Everybody Knows You Cried Last Night"ı seçtim bu hafta. The Fratellis'in en sevdiğim yanı, yazdıkları şarkı sözlerinde biraz acı olsa da ara sıra; yine de hareketli, yine de neşeli, yine de canlı, yine de deli-dolu şarkılar söylemeleri. "Says her heart is black but her eyes are brown" da örneğin bu şarkıda geçen en damar satırlardan biri olsa da, o neşeli havasını ve hızını hiç kaybetmiyor şarkı burada da.

"Well, that's what you get
Oh don't get upset
Ridiculous you
Waiting in the queue oh whoopee doo
You could have been
The best that I've seen
Under the red light
Everybody knows you cried last night"

P.S: Birçok indie şarkıyı ve alternatif rock grubunu keşfetmeme yardımcı olduğu gibi, "Whistle for the Choir"ı bana yollayarak güzel bir şey yapmış olan Almul'a özel teşekkürler. :)

15 Aralık 2008

Haftanın Şarkısı #3: "Do You Know What I'm Seeing?"

Çocukluk arkadaşı olan gitarist Ryan Ross ve davulcu Spencer Smith'in Blink-182 coverları çalmalarıyla temelleri atılan, sonradan (eski) basçıları Brent Wilson ve hiperaktif solistleri Brendon Urie'nin de aralarına katılmasıyla "Panic at the Disco!" adını alan grup, ilk albümleri "A Fewer You Can't Sweat Out"u 2005 yılında çıkardı. Sonradan Wilson'ın yerini yeni basçıları Jon Walker aldı. Grubun ismi, indie-rock grubu Name Taken'ın "Panic" adlı şarkısından geliyor ve geçtiğimiz yıl aldıkları bir kararla artık ünlem işareti içermiyor.


İlk albümleri "A Fewer You Can't Sweat Out" milyonlarca satan, "I Write Sins Not Tragedies" videoları ile 5 dalda aday oldukları MTV Video Müzik Ödülleri'nden "Yılın Videosu" (2006) ödülünü kazanan grup; ikinci albümleri "Pretty Odd"u bu yıl çıkardı. Albümün çıkış şarkısı "Nine in the Afternoon" oldu.


Alternatif rock, pop-rock, barok-rock gibi yakıştırmalardan en çok "emo" tarzı üzerlerine yapışan grubun tarzları hakkındaki görüşleri ise şöyleymiş: "Emo is bullshit. We want to be the new Radiohead."


Makyajları, şarkı sözleri, sahne performansları, upuzun şarkı isimleri (bkz. "There's a Good Reason Why These Tables Are Numbered Honey, You Just Haven't Thought of It Yet")videoları, gençlikleri ve haylazlıklarıyla; dinlediğim ilk günden itibaren (yaklaşık 1.5 sene önce) favori gruplarım arasındaki yerini alan Panic at the Disco'yu en iyi anlatan satırları ise yaklaşık 2 yıl öncenin Rolling Stone dergisinden alıntılıyorum: "Panic at the Disco!'nun kimliği, müzikal geçmişinden ziyade genel anlamda pop kültürün meyvelerini toplamaktan kaynaklanıyor. Şarkı sözlerinde Chuck Palahniuk'un romanlarından alıntı yapıyorlar; şarkılarının isimleri "Closer" filminden cümleler içeriyor, Queen'in "Killer Queen"i gibi canlı söyledikleri cover'lar, Guitar Hero oyunundan öğrenilmiş. Görünüşleri de, en çok sevdikleri ve tıpkı şarkıları gibi, lise yıllarında hayatlarından hiç de eksik olmayan kalp kırıklığı ve acıyla dolu filmlerin görselliğinden etkilenmiş - "Moulin Rouge", "Nightmare Before Christmas" ve "Edward Scissorhands"." (Jenny Eliscu - Şubat 2007, Rolling Stone Türkiye)


"Pretty Odd" albümünde en sevdiğim şarkı, "Do You Know What I'm Seeing?". Fakat tüm şarkılarını sevdiğim albümlerden bir favori seçmem gerektiğinde aklıma gelen ilk şarkıyı söylediğim anlardan biri gibi düşünülebilir bu seçimim.


I know it's sad that I never gave a damn about the weather,
And it never gave a damn about me.
I know it's sad that I never gave a damn about the weather,
And it never gave a damn about me.
No, it never gave a damn about me.

I know it's mad, but if I go to hell
Will you come with me or just leave?
I know it's mad, but if the world were ending
Would you kiss me or just leave me?
Just leave me?

8 Aralık 2008

Haftanın Şarkısı #2: "Was It a Dream"

30 Seconds to Mars, ("Requiem for a Dream", "Panic Room" ya da "Fight Club"dan hatırlayabileceğiniz bir yüz olan) aktör Jared Leto'nun 1998'de kardeşi Shannon ile kurduğu bir grup. Kendileri 10 yılda bir hayli yol aldıklarından, kendilerini MTV'nin bilimum kıtada dağıtılan çeşitli müzik ödüllerinden; hatta geçtiğimiz ay düzenlenen MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2008 töreninde konukları ağırlama görevini üstlenen grup olarak hatırlamanız mümkün.

Jared Leto, Shannon Leto, Tomislav Milicevic, (ve son albümün turnesi sırasında gruptan ayrılan) Matt Wachter ve Solon Bixler'dan oluşan grup 2002'de ilk albümleri "30 Seconds to Mars"ı, 2005'te ise "A Beautiful Lie"ı çıkardı. İki albümleriyle birçok MTV Müzik Ödülü de dahil olmak üzere, 20'ye yakın ödül kazanan grubun son albümü 1,000,000'dan fazla sattı.

"A Beautiful Lie" albümünden sırasıyla "Attack", "The Kill", "From Yesterday" ve "A Beuatiful Lie" single'larını çıkaran grup; videolarıyla da çok konuşulup duruyor. Albümde Björk şarkısı "Hunter"ın cover'ına da yer vermişler. Ben grupla bu yılki MTV Avrupa Müzik Ödülleri sayesinde tanıştım ve hemen dinledim albümlerini. "Attack", "From Yesterday" ve "Savior" oldukça güzel şarkılar. Fakat tüm bunlar bir yana, benim favorim "Was It a Dream". Emo bir gruptan beklenebilecek duygusallıkta, güzel sözlere sahip; geriye bir fotoğraftan başka bir şeyin kalmadığı ayrılıklar üzerine bir şarkı.

Was it a dream?
Was it a dream?
Is this the only evidence that proves
A photograph of you and I

1 Aralık 2008

Haftanın Şarkısı #1: "Love Me Dead"

Haftanın Şarkısı yazı dizisi, Ludo'nun "Love Me Dead" şarkısı ile açılıyor.

Ludo, St.Louis'de öylesine çalıp söyleyen vokal Andrew Volpe ve gitarist Tim Ferrell'in 2003'te bu işi 5 kişi olarak yapmaya karar vermesiyle ortaya çıkmış olan bir alternatif rock grubu. 2004'te ve 2005'te çıkardıkları iki bağımsız albümden sonra ("Ludo" - 2004 ve bir rock operası olan "Broken Bride" - 2005) 2008'de Island Records etiketli ilk albümleri olan "You're Awful, I Love You"yu çıkarmışlar.

Bu albüme adını veren sözleri içinde barındıran ve "House"un 5. sezon reklamlarında çalmışlığı olan "Love Me Dead" şarkısı ise Ludo'nun dinlemiş olduğum tek şarkısı. Bir taraftan iğrendirip dehşete düşüren, bir taraftan gülmekten yerlere yatıran sözleri ve gayet neşeli müziğiyle son zamanlarda dinlediğim ve tanıştığım en eğlenceli şarkılardan biri kendisi.

Love me cancerously
Like a salt-sore soaked in the sea.
High-maintenance means
You're a gluttonous queen
Narcissistic and mean.
Kill me romantically
Fill my soul with vomit
Then ask me for a piece of gum.
Bitter and dumb
You're my sugarplum.
You're awful, I love you!