pazarlama/reklamcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazarlama/reklamcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2010

Kırmızı Ödülleri 2009

2009 yılının "Kırmızı Basında En İyiler Reklam Ödülleri" geçtiğimiz gün dağıtıldı. Hürriyet Gazetesi'nin öncülüğünde 2005'ten beri dağıtılan Kırmızı Ödülleri dergi ve gazetelerde yayınlanan en yaratıcı ve en başarılı, görselliğiyle şaşırtan ve beğeni toplayan basın reklamlarını ödüllendiriyor.

Dağıtlımaya başladığı yıldan beri Mey İçki, Eczacıbaşı, Mercedes-Benz ve Akşam Gazetesi'nin kazandığı büyük ödül "Kıpkırmızı"nın bu yıki sahibi ise geçtiğimiz yıllara kıyasla daha yeni ve daha küçük bir firma: Dank 2. El Mobilya Mağazası. Dank, DDB&Co. reklam ajansının, mobilyalara gelen zararın ve küçük hasarların değerinden ne kadar kaybettirdiği fikrinden yola çıkarak hazırladığı dört reklamlık gazete kampanyası ile büyük ödülün sahibi olmuş. Aynı kampanya "En İyi Perakende Reklamı" dalında da Kırmızı Ödülü'ne layık görülürken, "En İyi Sanat Yönetimi" ve "En İyi Gazete Reklam Kampanyası" kategorilerinde de başarı belgesine layık görülmüş. Dank dışında, Cumhuriyet Gazetesi, tatilsepeti.com, Yeni Rakı, Anadolu Sigorta ve Türkiye İş Bankası da ikişer Kırmızı Ödülü'ne layık görülen firmalar olmuş.

Ödüller dağıtılmadan önce sitede açılan sergi sayesinde sadece ödül alanların değil, aday olanların da görülebilmesi sonucu geçtiğimiz yılın tüm yaratıcı fikirlerini ve reklamlarını inceleme fırsatı buldum ve kişisel favorilerimin listesini çıkardım:

Bir numaram kesinlikle Mey İçki'nin Yeni Rakı'sının 'alkollü içecek reklamlarında sosyal, kültürel, coğrafi değerlerin kullanılması' konusunda çıkan ve kısa sürede haksız bulunarak iptal edilen yasak ile dalga geçtiği reklamlarından biriydi. "En İyi Gündem Bağlantılı Reklam" dalında Kırmızı Ödülü kazanan bu reklam Wunderman Reklam Ajansı imzası taşmakta. Reklamda boş tabakların üzerinde yazan "Denizde yaşayan solungaçlı canlı...", "Süt ürünlerinden en katı ve beyaz olanı..." ve "Güzel kokulu, sulu, turuncu meyve..." gibi ifadeler görüyoruz ve görmemiz yasal olmadığından bir rakı sofrasını hayal etmemiz sağlanıyor.

İki numaramda CNN Türk'ün "Hava Durumu" temalı gazete reklam kampanyası var. Kıpkırmızı Ödülü'nü alan Dank reklam kampanyasında da imzası bulunan DDB&Co. Ajansı'nın elinden çıkan kampanyada "CNN Türk Hava Durumu %99 doğru çıkar." ifadesini ve tüm reklamı kaplayan doğa manzaralarının %1'inde farklı bir hava durumunun hakim olduğunu görüyoruz. "En İyi Kültür, Sanat ve Eğlence Reklamı" dalında Kırmızı Ödülü'nü kazanan kampanya aynı zamanda "En İyi Sanat Yönetimi" ve "En İyi Gazete Reklam Kampanyası" dallarında da Başarı Belgesi'ne layık görülmüş.


Üç numaramda büyük ödülün kazananı Dank'ın kampanyası bulunuyor. Kişisel dördüncüm ise "En İyi Sosyal İçerikli Reklam" Kırmızı Ödülü'nü kazanan Umut Çocukları Derneği'nin "Büyük riskleri küçükler alıyor." sloganlı reklamı. Alice BBDO Ajansı imzalı reklamda tahtaya çivi çakılırken çekici tutan bir adam ve çiviyi tutan bir çocuk eli görüyoruz.

Beşincim "En İyi Otomotiv, Yan Sanayi ve Aksesuar Reklamı" dalında Başarı Belgesi alan Volkswagen Satış Sonrası'nın reklamı. Medina Turgul DDB Ajansı'nın elinden çıkan reklamda "Kötü servis, değerinden çok şey kaybettirir." ifadesini ve gazeteye sarılmış ekmek arası bir ıstakoz görüyoruz. Volkswagen aynı zamanda aynı ajansın Scirocco reklamı ile de "En İyi Otomobil Reklamı" Kırmızı Ödülü'ne layık görülmüş durumda.

Altıncı sıramda televizyon ve sinema reklamlarına da hayran olduğum Levi's'ın bir reklamı bulunuyor. manajans thompson imzalı 571 Jeans Zip Fly reklamında öpüşen çiftlerden oluşan bir fermuar görüyoruz. Bu reklam, "En İyi Moda, Tekstil ve Kişisel Aksesuar Reklamı" dalında Kırmızı Ödülü kazanmış.

Yedinciliği nasıl hiçbir ödüle ya da Başarı Belgesi'ne layık görülmediğini anlamadığım bir yaratıcılığa sahip olan Teknosa'nın dergi reklam kampanyasına veriyorum. Alice BBDO imzalı 3 reklamlık kampanyada "İhtiyaç duyduğunuz her türlü fotoğraf malzemesi. / TeknoSA" ortak metnini görüyoruz. Seri, karanlıkta kalmış bir flaş, uzakta kalmış bir objektif ve titrediği için bulanık gözüken bir tripoddan oluşuyor.

Sekizincim yemeksepeti.com'un Sevgililer Günü temalı reklamı. TBWA\\Istanbul imzalı reklamın sanat yönetimi de dikkat çekici olmasına rağmen, yalnızca "En İyi Gündem Bağlantılı Reklam" kategorisinde Başarı Belgesi ile ödüllendirilmiş.

Dokuzuncu sıramda Candaş Arın imzalı fotoğrafı ile "En İyi Reklam Fotoğrafı" dalında Başarı Ödülü'ne layık görülen JeansLab reklamı var. Jean pantolonlardan yapılma bir ana rahminde uyuyan iki genç insanı görüyoruz fotoğrafta ve acilen gidip jean alışverişi yapmak istiyoruz. -ya da ben istiyorum.

Onuncu sıramda ise Mercedes-Benz'in Yetkili Servis reklamı bulunuyor. Bir kasap dükkanında asılmış motorları gördüğümüz ürkütücü reklamda bir de katil kılıklı, ellerindeki kanı -pardon moto yağını- temizleyen tamirciye yer verilmiş. Alice BBDO ajansına ait reklam "En İyi Otomotiv, Yan Sanayi ve Aksesuar Reklamı" dalında Kırmızı Ödülü'nn sahibi olmuş.

Bana göre En İyi Reklam Metni ise, Nike Cortez'in, Babylon Dergi'nin arkasında görüp okuduğumda, sahip olduğum Cortez'lerimi sevmememe rağmen beni duygulandıran reklamının metni kesinlikle. "En İyi Reklam Metni" kategorisinde ödül alamasa da Başarı Belgesi'ne layık görülen metin şöyle: "Baltaydı favorileri, bıyıkları çenesine, saçları ensesine kadar iniyordu, İspanyol'du paçaları ve ayağında Cortez vardı. Koşucuydu. Koşmak hayatıydı. Bayır aşağı, yokuş yukarı, yağmurda ve kavurucu sıcaklarda hep koşmak. Ve ayağında Cortez vardı. Ufak bir İngiliz kasabasında, üç arkadaşıyla başladı hikayesi. Küçük bir kulüpte, büyük bir tesadüfle keşfedildiler. Wembley'de onbinlerin önünde sahne aldı. Ve ayağında Cortez vardı. Hollywood'un parlayan yıldızıydı. Kimileri Ünlüler Bulvarı'na hücum etti el izini görmek için. Kimileri ise ayak izlerini takip etti aynı yolu yürümek için. Ve ayağında Cortez vardı. Dün gece gördüm onu, Babylon'daydı. Sahneye yakın bir yerde, arkadaşlarıyla birlikte eğlenirken. Yüzünde bir tebessüm, ayağında ise Cortez vardı." Dünyaca ünlü insanların da, bizim gibi sıradan insanların da aynı markayı ve modeli tercih etmesi, ancak bu kadar güzel ve duygulu bir şekilde anlatılabilir.


Kişisel mansiyonlarım ise Converse bağcıkları ile İNDİRİM yazan YKM'ye, logosu masayı tırmalayan Efes Dark'a ve Fortis'in "Sen al, başkası ödesin" sloganlı Estetik Kredisi reklamlarına gidiyor. Ayrıca görsel olarak rezalet olmasına rağmen her gördüğümde güldüğüm TNT reklamına da değinmeden geçemem: "Lost'tan Yeşilçam filmlerine... İzlemeye değer ne varsa TNT'de." metnine sahip reklamda Hülya Koçyiğit ve Sawyer'ın diyalogu şu şekilde: "HK: Ada deyince faytona bineriz sanmıştım. / S: Aynı kanaldayız tamam da, aynı ada zorlayacak gibi."

Türk reklam sektörünün yaratılıclığının her geçen gün arttığını, kalitenin de gitgide yükseldiğini her yıl Kırmızı Ödülleri sayesinde görmek güzel oluyor.

2 Eylül 2009

Kırmızı Ödülleri 2008

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında, 2007 yılı kazananlarının FASSARTGALLERY'de sergilenmesi sayesinde tanıştığım "Kırmızı Basında En İyiler" Reklam Ödülleri, farkettim ki tahmin ettiğim gibi bu serginin olduğu zamanlarda değil; ta Şubat ayında buluyormuş sahiplerini. Hürriyet Gazetesi'nin öncülüğünde 2005'ten beri dağıtılan Kırmızı Ödülleri dergi ve gazetelerde yayınlanan en yaratıcı ve en başarılı, görselliğiyle şaşırtan ve beğeni toplayan basın reklamlarını ödüllendiriyor. 2005'te Buzbağ Şarap ile Mey İçki'nin, 2006'da Detan reklamı ile Eczacıbaşı'nın, geçtiğimiz yıl ise Axor Çekici ile Mercedes-Benz'in reklam ajanslarına giden "Kıpkırmızı" ödülünü bu yıl Grey İstanbul ajansın Akşam Gazetesi için hazırladığı 3 ayrı çizimden oluşan reklamlar kazanmış. "Akşam yazarı. Gözü başka görür, sesi başka duyar." sloganı ile 3 ayrı yazarı ve o yazarları anlatan 3 ayrı kelimeyi kullanılarak hazırlanmış reklamlar bunlar: Serdar Turgut için "İsyan", Deniz Gökçe için "Moral" ve Oray Eğin için "Ayar" kelimeleri seçilmiş. Reklamlar, aynı zamanda "En İyi İllüstrasyon" dalında da ödüle layık görülmüş.

Bu yıl Kırmızı Ödülleri'nde dikkatimi çeken en önemli şey, Jüri Özel Ödülü dahil birçok dalda ödül verilmemiş olması. Yaratıcılık açısından kıt bir yılmış diye düşündüren bir şey olsa da bu ilk başta, kazananlar arasından favorilerimi seçmek için reklamları tek tek incelediğimde geçen yıla göre çok daha fazla yaratıcı ve çok daha fazla ilgi çekici reklamla karşılaştım. İşte benim kazananlarım:

Bir numaram, Rafineri Reklamcılık tarafından Dinamo FM için hazırlanan, müziğe teslim olmak temasını işleyip, bunu "Ses Kölesi" damgasıyla yapan 5 ayrı reklamdan oluşan reklam serisi. Serinin tamamı "En İyi Dergi Reklam Kampanyası" Ödülü'nü kazanırken, farklı parçaları da "En İyi Kültür, Sanat & Eğlence Reklamı", "En İyi Sanat Yönetimi" ve "En İyi Reklam Fotoğrafı" dallarında Başarı Belgesi ile ödüllendirilmiş.

İki numaramda yine cinselliği çağrıştıran unsurlar içeren bir reklam var nedense. Gram İstanbul tarafından Hürriyet Emlak için yapılan reklam, derdini kısa ve öz bir şekilde çok iyi anlatıyor: "Ev mi lazım?" Reklam, "En İyi Konut, Emlak, Mobilya & Dekorasyon Reklamı" dalında Başarı Belgesi'ne layık görülmüş.

Üçüncülük ödülümü ise ilginç bir şekilde her ikisinde de ACE'nin bir şekilde kullanıldığı iki ayrı reklam arasında paylaştırıyorum. DDB&Co. ajansının ŞOK Ucuzluk Marketleri için yaptığı üç reklamlık kampanya ve Grey İstanbul'un P&G ürünü çamaşır suyu ACE için yaptığı reklam. Yukarıda gördüğünüz gotik kız/çamaşır suyu tezatı dışında kel adam/saç kurutma makinesi ve yaşlı teyze/hijyenik ped tezatlarını da "O kadar ucuz ki, almamak olmaz." sloganı ile kullanan ŞOK'un kampanyası, "En İyi Perakende Reklamı" dalında Başarı Belgesi kazanmış. Satranç tahtasını ve piyonlarını çamaşır suyu ve çamaşır lekeleri olarak "Beyaz kazanır." sloganıyla kullanan ACE reklamı ise "En İyi Sanat Yönetimi" Ödülü'ne ve "En İyi Kişisel Bakım & Ev Bakımı Ürünü Reklamı" Ödülü'ne layık görülmüş.


Beni en çok güldüren reklam metni ise, "En İyi Bölgesel Gazete Reklam Kampanyası" dalında ödüllendirilen İzmir Fransız Kültür Merkezi reklam kampanyasınınkiler. Logos Pathos ajansı tarafından yöresel gazetelerde dil kurslarını tanıtmak amacıyla çıkan bu reklamlarda Fransızca-İngilizce dillerinin savaşına yer verilmiş. Fakat savaş alanı fotoğrafları ya da sembolizmi yerine beyaz fon üzerine, sadece kelimeleri kullanarak. Minimalistçe. "Sıradan olmakla özel olmak arasındaki fark." ortak sloganıyla 3 ayrı reklamda şu metinler kullanılmış: "Zaten herkes İngilizce konuşuyor.", "Herkesin bildiği yabancı dil sayılmaz." ve kişisel favorim "Mr. & Mrs. Brown tahmin edin nereye gidiyor?".

Yazının başında da belirttiğim gibi bu yıl çok fazla beğendiğim reklam oldu. Kişisel mansiyonlarımı da Yemek Sepeti, NTV Spor, Back-Up, Knorr ve Berk Çorap reklam kampanyalarına veriyorum. Kırmızı Ödülleri 2007 için yazdığım yazıda da söylediğim gibi, gerek basında gerekse televizyon ve sinemada karşıma çıkan ve Türk ajanslarına/markalarına ait olan reklamlar arasında çok sık yaratıcı şeyler rastlamak sevindirici bir şey. Bu ülkede kaliteli işlere imza atılan alanlarla karşılaşmak güzel oluyor arada.

31 Ağustos 2009

Starbucks Kahve Sohbetleri

Artık İstanbul sokaklarında/alışveriş merkezlerinde neredeyse ABD'deymişsinizcesine olağan bir şekilde her köşe başında rastlanılabilen (benim de pek sevdiğim) kahve zinciri Starbucks, Türk insanını ve Türk kahveseverleri kahve konusunda bilinçlendirmek için çok güzel bir 'one-to-one marketing' örneğine imza atmış: Starbucks Kahve Sohbetleri.


Geçtiğimiz hafta Nautilus Alışveriş Merkezi'ndeki Starbucks'ta ben her zamanki gibi 'sütlü espresso'-nam-ı diğer 'latte'mi yudumlar, arkadaşım Gizem de 'frappuccino'sunun keyfini çıkarırken masamıza bir Starbucks görevlisi yanaştı. (Aslında latte'nin son yudumu çoktan yudumlanmış, frappuccino keyfi de çoktan bitmiş olduğu ve yaklaşık iki saattir sabit bir şekilde oturmuş muhabbet ettiğimiz için) Önce niyetinin nazikçe bizi koltuklarımızdan kaldırmak olduğunu sansak da, tam tersine bir iyilik meleği olduğunu sonradan anladık. Kendini 'Starbucks Kahve Uzmanı' olarak tanıtan ve bize kısa bir kahve eğitimi vermek istediğini söyleyen bu güleryüzlü insanı da biraz daha yerimizde oturabileceğimizi anlar anlamaz masamıza buyur ettik.


"Starbucks Kahve Sohbetleri", insanların aromalı çekirdek kahvelere olan önyargılarını yıkmak birincil amacını taşıyor anladığım kadarıyla. Ayrıca 'hangi kahvenin yanında ne yemeli', 'kahveyi ziyan etmeyelim, kahve ağaçlarını ve doğayı koruyalım', 'Türk Kahvesi hakkında yanlış bilinenler' gibi yan konularda bilinçlendirme amaçları da var - en azından beni bu şekilde bilinçlendirdi. Gerçekten de acı ve çok yoğun olduğu önyargısıyla hiçbir zaman içmediğim aromalı kahveler yerine her zaman espresso bazlı kahveleri tercih ediyorum ben. (Kısacası, hedef kitle doğru.)


Önce elindeki görsellerle kahvenin nasıl yetiştiğini, nerede yetiştiğini, nerede yetişmediğini (mesela Türkiye'de), hangi bölgede yetişen kahvelerin hangi doğal aromaları taşıdığını interaktif bir şekilde anlatan kahve uzmanımız; eğitimimiz dahilinde bize ikram ettiği turunçgil aromalı Tanzanya kahvesi ve yanındaki limonlu turtayı da kullanarak her duyumuza hitap etti. Çok güzel şeyler öğrendim, yolda karşıma çıkan anketörlerden nefret eden bir insan olarak da bu ziyareti hiç rahatsız edici bulmadım. Kısacası (sanırım) iki taraf da memnundu durumdan.


Öğrendiğim şeylerden birkaçını paylaşıyorum. Daha fazlası için bu sohbetlere katılmak isterseniz, onların sizi bulmasını beklemeden herhangi bir Starbucks'a giderek "Starbucks Kahve Sohbetleri"ne katılmak istediğinizi söyleyip, önünüzdeki bir gün için dilediğiniz Starbucks'a kahve uzmanınızı çağırabiliyormuşunuz.
  • Bir kahve ağacından yalnızca yaklaşık iki paket kahve çıkıyormuş. Bu yüzden kahvelerimizi ziyan etmemeliymişiz. İki paket, bir ağaç.
  • Kahvenin doğal aromasını doya doya tatmak için Amerika kahvelerinin yanında karamelli ya da kakaolu, Afrika kahvelerinin yanında turunçgilli ya da meyveli, Güneydoğu Asya kahvelerinin yanında ise sebzeli ya da baharatlı yiyecekler tüketmeliymişiz.
  • Kahvenin ilk yudumunu hüpürdeterek içmek ayıp değil, gurme bir hareketmiş.
  • Türk Kahvesi, sadece bir hazırlama ve pişirme yönteminin adıymış.
  • Kahve, gerçekten Yemen'den geliyormuş.
  • Starbucks'larda sigara yasağından önce de içeride sigara içilmemesinin nedeni bana yaranmak değil, kahvenin tadının ve aromasının bozulmamasını sağlamakmış.

18 Ocak 2009

Ateist Kampanya

7 Ocak 2009'da Londra merkezli olmak üzere İngiltere'deki birçok otobüsün üzerindeki reklamlarla başlayan, daha sonra Londra metrosuna, İspanya ve İtalya'ya yayılan tarihin en büyük ateizm kampanyası tam gaz ilerliyor. Bize de modern dünyada düşünce özgürlüğünün ve karşılıklı anlayışın ne boyutlarda yaşanabildiğine imrenmek kalıyor sadece...

Her şey, Londra'daki otobüslerin üzerine Hristiyan bir derneğin internet sitesinin reklamının İsa'dan alıntılarla yapılması ve sitede yayınlanan "inanmayanlar cehennemde yanacaktır" tarzındaki ifadelerin önde gelen İngiliz ateistleri kızdırması ile başlamış. Aynı otobüslere 2009'un ilk günlerinden başlayarak "There's probably no god. Now stop worrying and enjoy your life." (Muhtemelen Tanrı yok. Şimdi endişelenmeyi bırakın ve hayatın tadını çıkarın.) yazdırmak ve bu çarpıcı slogan ile şu güne kadar 200,000 pound'u aşkın bağış toplamak fikrinin yaratıcısı ise 28 yaşındaki İngiliz komedi yazarı Ariane Sherine olmuş. Kampanyanın arkasında Sherine'in fikir analığı dışında British Humanist Association (BHA), BHA başkanı Polly Toynbee ve evrim savunucusu ünlü biyoloji profesörü ve "The God Delusion" kitabının yazarı Richard Dawkins'in de desteği var.

Kampanya geçtiğimiz günlerde İngiliz caddelerinden, Londra'nın yer altına; oradan da İspanya ve İtalya'daki otobüslere yayıldı. İspanya'da "Probablemente Dios no existe. Deja de preocuparte y goza de la vida." sloganı (orijinalinin aynen çevirisi), İtalya'da ise 'Kötü haber, Tanrı yok. İyi haberse, ona ihtiyacımız yok.' anlamına gelen "La cattiva notizia é che dio non esiste. Quella buona, é che non ne hai bisogno." sloganı tercih edilmiş. Londra metrosundaki reklam panolarında ise, kampanyanın asıl sloganının yanı sıra, ünlü ateistlerden alıntılara yer veriliyor.


Dinin (adı önemli değil) sadece ülkemizde değil, başta ABD olmak üzere tüm dünyada kitlelerin afyonu olarak kullanılmasının zirveye çıktığı bir onyılda atesitlerin de haklarını ve düşüncelerini savunması mutluluk verici bir şey. Fakat bundan daha güzel olanı, bunu yapabiliyor olmaları. Şimdi ister inançlı ister ateist olun, arkanıza yaslanın ve düşünün... Türkiye'de böyle bir kampanya başlatmaya çalışan bir ateisti ne yaparlar. Ama asıl soru, böyle bir ihtimalde yapacakları şeyi yapmaya hakları var mı?

28 Ekim 2008

Kırmızı Ödülleri 2007

Bu yıl üçüncüsü 2007 basın reklamları için dağıtılan, "Kırmızı Basında En İyiler Reklam Ödülleri"nin kazananları Nisan ayından beri Türkiye'nin birçok üniversitesinde sergilendiği gibi; birkaç gündür Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Galerisi FASSARTGALLERY'de sergileniyor. Sergiyi 7/24, 5 Kasım'a kadar ziyaret etmeniz mümkün.

Hürriyet Gazetesi'nin öncülüğünde 2005'ten beri ödüllendirilen; dergi ve gazetelerde yayınlanan en yaratıcı ve en başarılı, görselliğiyle şaşırtan ve beğeni toplayan basın reklamlarını görmek güzel bir şey gerçekten. Pazarlama dersi aldıysanız ve/veya pazarlama ile uzaktan-yakından ilgili bir işiniz varsa, çok değişik detayların ilginizi çekebileceği bir sergi bu. Gerçekten çok yaratıcı reklamlar var aralarında.

2005'te Buzbağ Şarap ile Mey İçki'nin, 2006'da Detan reklamı ile Eczacıbaşı'nın reklam ajanslarına giden "Kıpkırmızı" ödülünü bu yıl "Bütün yükler ona teslim." sloganı ile Roma İmparatorluk ordusu havasındaki Mercedes-Benz reklamı kazanmış.

Konuyla çok uzaktan ilgili olsam ve bu konuda yorum yapmak için fazla bir otorite olarak görmesem de kendimi; en azından bir tüketici olarak, benim favorilerim ise çok farklıydı. Bir numaram, kesinlikle Arçelik'in az su harcayan bulaşık makineleri için kullandığı ve "Basında En İyi Reklam Fotoğrafı" ödülünü kazanan reklamıydı. Gazetede ilk gördüğümde hayran kalmıştım kendisine. Susuzluğun gündemde olduğu bir dönemde yayınlanmaya başlayarak hem güncel hem de ciddi bir konuya parmak basan ve markanın bu konudaki duyarlılığını gösteren ve aynı zamanda çarpıcı ve gelecek hakkında korkutucu bir reklamdı.

Tofaş'ın "Basında En İyi Otomobil Reklamı" ödülünü kazanan Fiat Ducato reklamı da gayet yaratıcı bir reklam olarak ikinci geliyor benim için. Abartının yaratıcılıkla birleşmesinin süper bir örneği kendisi.

Üçüncü sıramda "Basında En İyi Profesyonel Hizmet Reklamı" ödülüne layık görülen ve Schneider Elektrik'in merkez binasının taşındığını ilan eden bilgilendirici reklam geliyor. Kısa ve öz bir sloganla "Taşındık." diyen ve bunu sektör ile ilgili başarılı görsellerle destekleyen ve nedense beni çok güldüren bir reklam.



Bu üç reklamın ardından Unilever'in klozeti bakteriler için bir mezar olarak göstererek "Basında En İyiler Diğer Kategorisi" ödülünü alan Domestos reklamı ve "- Canım bu gece gecikicem... / - Yaşasınnn..." metni ile "Basında En İyi Kısa Reklam Metni" ödülünü alan Okey geciktirici etkili prezervatif reklamı geliyor.

Gerek basında gerekse televizyon ve sinemada karşıma çıkan ve Türk ajanslarına/markalarına ait olan reklamlar arasında çok sık yaratıcı şeyler rastlamak sevindirici bir şey. Bu ülkede kaliteli işlere imza atılan alanlarla karşılaşmak güzel oluyor arada.