caz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
caz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2011

Harbiye'de Bir Efsane: Paul Simon

18. İstanbul Caz Festivali, Joss Stone'u ağırlayacağı son konserinden önce, iki performansa ev sahipliği yaptığı son haftasında da bizlerleydi. Haftanın ilk konseri, Esma Sultan'da Amadou & Mariam'ı ağırlarken; ikincisi ise konserin en 'headliner' konseri, en efsane müzik adamını bizlere getirdi: 19 Temmuz Salı gecesi Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, oturmayı bırakın, ayakta duracak bile yer kalmayan bir şekilde Paul Simon'ı dinledi.





Simon & Garfunkel'ın Simon'ı, "Sound of Silence" ve "Mrs. Robinson" gibi şarkıların yaratıcısı; solo kariyeri boyunca "50 Ways to Leave Your Lover", "You Can Call Me Al", "Slip Slidin' Away" ve "Diamonds on the Soles of Her Shoes" gibi şarkılara imza atmış olan Paul Simon, sevenlerini oldukça tatmin eden bir performans sergiledi ve programını bitirdikten sonra 8 şarkı ile daha devam etti. Gece boyunca neredeyse her şarkıyı ayrı bir gitarla çalan Simon, heyecanla beklenen "50 Ways to Leave Your Lover"ı izleyicisini fazla bekletmeden, konserin hemen başlarında söyleyiverdi.


Benim içinse gecenin en heyecan verici anı, Simon'dan çok Simon&Grafunkel'ı seven biri olarak "Sound of Silence"ın o kalabalık sessizliğin ortasında, bir spotun altında söylendiği andı. Yıllar önce KoroSU ile sahnede söylerken bile tüylerimi diken diken eden şarkıyı sahibinden canlı canlı dinlemek, yaşanabilecek en güzel şeylerden biriydi benim için. İKSV ve konserin sponsoru Sony'e bunu yaşattıkları için bir kez daha teşekkür ediyor, 18. İstanbul Caz Festivali'nin son konseri için Perşembe günü herkesi santralistanbul Kıyı Amfi'ye Joss Stone'u dinlemeye davet ediyorum.

16 Temmuz 2011

Kadınlar, Ozanlar ve Caz

18. İstanbul Caz Festivali'nin ikinci haftası da en az ilk haftası kadar dolu dolu geçti. Arkeoloji Müzesi'ndeki "The Duwala Malambo Project" ile başlayan hafta, Harbiye Açıkhava'daki iki konserde 5 efsane kadını ağırladı. "Yeni Ozanlar" serisinin bu yılki konuğu Patrick Wolf bir gün gecikmeli olarak İstanbul Modern'de hayranları ile buluşurken, aynı anlarda Harbiye Açıkhava'da "Javier Limón's Mujere de Agua" projesi Akdeniz rüzgarları estiriyordu. European Jazz Club projesinin son iki konserinde ise Selen Gülün Trio ve Çağrı Sertel cazın ustalarıyla Salon'da bir araya geldi.


Haftanın benim için ilk bombası, Joe Sample Trio'nun eşlik ettiği Randy Crawford ve Natalie Cole'un aynı gece aynı konserde ardı ardına sahne almasıydı. Bir önceki gece aynı mekanda "Sing the Truth!" ile Angelique Kidjo, Dianne Reeves ve Lizz Wright'ın sahne alması Harbiye Açıkhava'yı kadın caz vokallerin geçit töreni yaptığı bir konser mekanı haline getirdi adeta bu hafta. Sahneye piyanoda Joe Sample ve basta Nick Sample'ın eşliği ile çıkan Randy Crawford pamuk şeker gibi sesiyle dinleyenleri büyüledi. Beni de.


Crawford, hâlâ gencim hâlâ güzelim mottosuyla bacaklarını açtı, oturarak başladığı konsere ayakta ve sahnenin alternatif köşelerinde oturarak devam etti. "One Day I'll Fly Away"den "Street Life"a birbirinden güzel şarkılar söyledi ve "Almaz" ile veda ederek sahneyi bir başka büyük sese bıraktı. Nat King Cole'un babasına-bak-kızını-al kızı Natalie Cole, yaşından onlarca yaş genç gösteriyordu. 9 Grammy ödüllü sanatçı, babası ile yaptığı bir düetin de dahil olduğu birbirinden güzel şarkılarla sahnede asil ve mesafeli bir duruş sergiledi.


İKSV'nin yıllardır bize birbirinden yetenekli genç isimleri tanıttığı, ya da halihazırda zaten kendisine hayran olanları sevindirdiği, bugüne dek Rufus Wainwright, Kings of Convenience ve Imogen Heap gibi isimleri ağırlamış serisi "Yeni Ozanlar"ın bu yılki konuğu İngiliz şarkıcı ve besteci Patrick Wolf'tu. Sanatçının pasaportundan kaynaklanan sorun nedeniyle bir gün sonraya ertelenen konser, ne yazık ki Javier Limón'un İsrail'den Yunanistan'a, İspanya'dan Türkiye'ye güçlü Akdenizli kadın vokalleri buluşturduğu proje "Mujeres de Agua" ile çakıştı.


İstanbul Modern'de -ki çok iyi bir konser mekanı olduğunu ilk kez deneyimlemiş oldum- izlediğimiz Patrick Wolf, gece boyunca ukuleleden viyolaya kadar birçok farklı enstrüman çaldı ve ilk kez buluştuğu Türk hayranlarına her albümünden mümkün olduğunca fazla şarkı söylemeye çalıştı. Hiçbir turnede yer vermediğini fakat internetten gelen istekleri karşılıksız bırakmak istemediğini söyleyen Wolf, "Damaris"i çalmayı ihmal etmedi.


Patrick Wolf'un boynunda performansı boyunca dev bir nazar boncuğu bulunuyordu ve gece boyunca bazı şarkıların arasına Türkçe kelimeler serpiştirip durdu. Konser vermeye geldiği ülkeler hakkında araştırdığı ilk şeyin medeni hak ve özgürlükler olduğunu söyledi ve Türkiye'yi bu konuda "o kadar da kötü değil" kategorisine soktu. Dünyanın her yerinde, herkesin dilediği gibi özgürce aşkını yaşayabilmesini dileyerek hayran kitlesinin hatrı sayılır bir yüzdesini oluşturan eşcinselleri de sosyal mesajı ile selamladı.

Patrick Wolf, kandil gecesi Tophane'de ezan sırasında şarkı söylemeden, erkenden sahneden inerek herkesi üzdü. Fakat o sırada Harbiye'de çok daha üzücü olaylar yaşandığını birçoğumuz bilmiyordu. Müziğin, sanatın ve kültürel paylaşımın ırkı, dili ve dini olmadığını bir kez daha hatırlatıyor; dün gece Aynur'a verilen tepkiyi ve çıkan olayları kendi adıma kınıyorum.

18. İstanbul Caz Festivali, önümüzdeki haftalarda Amadou&Mariam, Paul Simon ve Joss Stone'u ağırlayarak şehre veda edecek.

10 Temmuz 2011

Tuhaf Yerlerde Caz

18. İstanbul Caz Festivali'nde dopdolu bir haftayı geride bıraktık. Arkeoloji Müzesi avlusundaki "Mano a Mano" konseri ile başlayan hafta, Jamie Cullum'ın muhteşem performansı ile devam etti. "Tribute to Miles" ve "A Strange Place for Jazz" konserleri ile Herbie Hancock'tan Marcus Miller'a, İlhan Erşahin'den Dan Berglund'a birçok müzisyen İstanbullular'ın karşısına çıkarken; European Jazz Club projesi kapsamında 123, Ferit Odman Quintet, Serdar Barçın ve Alp Ersönmez cazın usta isimleri ile Salon'da buluştu.

Bu haftanın en önemli yanı, İstanbul'un ilginç ve alternatif konser alanlarını karşımıza çıkarmasıydı. Haftanın ilk konseri "Mano a Mano", daha önceki Uluslararası İstanbul Müzik Festivali ve İstanbul Caz Festivalleri'nden aşina olduğumuz Arkeoloji Müzesi'nin avlusunda yapıldı. İki hafta önce çıkardığı albümü "Mano a Mano"daki parçaları Avrupa'da ilk kez biz İstanbullular için çalan Michel Camilo'ya basta Michael Bowie ve perküsyonda Giovanni Hidalgo eşlik etti. Dominik asıllı piyanistin parçaları Arkeoloji Müzesi'nin muhteşem atmosferinde Karayip ve Latin rüzgarları estirdi.


İstanbul Caz Festivali sayesinde, ben de hayatında çok iyi konserler izlemiş olmasına rağmen bunu söyleyebilen birçok insan gibi hayatımda gördüğüm en iyi konserlerden birini izledim bu hafta: Jamie Cullum, santralistanbul Kıyı Amfi'deydi. İlk kez bulunduğum, okulum ve festival mekanım olmaktan bambaşka bir santralistanbul sunan Kıyı Amfi, manzarası ve atmosferi ile güzel bir konser mekanı olarak benden iyi bir puan aldı. Jamie Cullum fazla gecikmeden, ani bir şekilde çıktı sahneye ve çıkar çıkmaz piyanosunu çalmaya başladı.

"I love you those standing there. You are the cheap tickets but you are the ones bringing the party." - Jamie Cullum

İlk parçalardan sonraki sımsıcak, içten ve esprili konuşmasında "If you came here for a quite night, you are in the wrong place." diyerek gecenin çok hareketli ve çok eğlenceli geçeceğinin sinyallerini veren Jamie Cullum, hakikaten bir saniye yerinde durmadı. Zıplayarak piyano çalan, piyano-ayaklı mikrofon-perküsyon arasında mekik dokuyan, piyanonun üzerine çıkan, beatbox gibi sürprizlerle şaşırtan, oradan oraya koşan bir atom karınca vardı sahnede.

"You can throw anything to the stage, especially underwear. Male, female does not matter, we just want to be loved." - Jamie Cullum

Hemen hemen her parçasıyla seyirciyi coşturan, bu coşkyu en bilindik şarkısı "Twentysomething" ve harika Rihanna cover'ı "Please Don't Stop the Music" ile maksimuma çıkaran Jamie Cullum, asıl şovunu ise ezan okunurken yaptı: Önce piyanosu ile ezanın müziğinin tonunu tutturmaya çalıştı, daha sonra ise melodi üzerine enstrümantal bir doğaçlama yaptı. Konser boyunca seyircinin ayaklanıp romantik danslar ettiği de oldu, herkesin ayaklanarak delicesine zıpladığı da. Gece boyunca İstanbul'a, konser mekanına, seyircisine ve piyano başında yaşadığı deneyimden dolayı ezana övgüler yağdıran sanatçı, öyle görünüyor ki planladığından çok daha uzun süre kaldı sahnede ve tahmin ettiğinden çok daha fazla memnun kaldı seyircisinden. Biz de ondan çok memnun kaldık.

İKSV, konser mekanı konusundaki tuhaflık derecesini -adı üstünde- "A Strange Place for Jazz" (Caz İçin Tuhaf Bir Yer) ile zirveye çıkardı haftanın son konserinde. ilk güzellik henüz yoldayken gerçekleşti. Taksiciye gideceğim yeri söylediğimde "Ne var ki orada?" sorusu ile karşılaştım ve konsere gittiğimi söyledim. Aldığım cevap ise konserin gerçekten ismi ile ne kadar uyuşan bir yerde yapıldığının kanıtıydı: "Konser için tuhaf bir yer değil mi?".


Haliç Tersanesi'nde kurulan sahnede ne yazık ki Haliç manzaramız bir yük gemisi ve politik bir ün salmış Mavi Marmara gemisi nedeniyle kapanmıştı. Ama sonuçta orada bulunma sebebimiz olan müzik bizimleydi. Hayatımda ilk kez panoramik fotoğraf çektim Sony Cybershot'ımla. Gönül isterdi ki güzel bir Haliç manzarası paylaşayım ama, en azından ortamın anlaşılması için bu da yeterli. (Bu arada kameranın en son Tünel Şenliği öncesinde şarj edilmesine ve 600'e yakın fotoğraf çekmiş olmasına rağmen halen dimdik ayakta oluşu gözlerimi doldurdu.)


Gecenin benim için en muhteşem yanı, 2008'de kaybettiğimiz Esbjörn Sevensson'un triosu e.s.t.'den sonra kendi grubunu kuran basçı Dan Berglund'un Tonbruket'inin sahnede oluşuydu. Dörtlü hava aydınlıkken sahnedeki yerini aldı, fonda görüntüleri ve sesleriyle İstanbul ile e.s.t.'i aratmayacak denli kuzeyli bir performans sergiledi ve hava karardığında indi sahneden. Gitarda Johan Lindström, piyanoda Martin Hederos ve davulda Andreas Werliin'in bulunduğu grubun tadına varamadım. Berglund'un performanslarından sonra mikrofondan teşekkür ederken belirttiği gibi, umarız seneye de bu festivalin bir parçası olurlar.

Tuhaf mekandaki caz macerası, İlhan Erşahin'in "Love Trio"su ve onlara eşlik eden Arto Tunçboyacıyan'ın performansı ile devam etti. Sahneden erken inmek zorunda kalan grubu, sahneyi paylaşan Soulbop ve Medeski, Martin & Wood izledi.

18. İstanbul Caz Festivali
, bu hafta da harika konserlerle devam ediyor. Selen Gülün Trio, Patrick Wolf, Natalie Cole ve Buika gibi birçok isim yine İstanbul'un dört bir yanında sahnede olacak.

4 Temmuz 2011

Tünel - Galata Arası Caz Maratonu

İlki geçtiğimiz yıl, 17. İstanbul Caz Festivali kapsamında düzenlenen Tünel Şenliği'nin ikincisi bu yıl çok daha fazla sanatçı ve mekanı bünyesine katarak 2 Temmuz Cumartesi akşamı gerçekleştirildi. Tünel ve Galata'da toplam 22 mekandaki 32 konser ve 5 partiden birçoğunda oradan oraya koşturarak bulunmaya çalıştım. Bir elimde gece boyunca tweetlediğim iPhone'um, bir elimde gördüğünüz fotoğrafları çekebilmek için Sony Cyber-shot'ım; kalbimde caz, aklımda Tünel ve Galata haritası, sokakları arşınladım. İşte Tünel Şenliği rotam ve izlenimlerim:

BÜMK Caz Korosu @ Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi: Bu yıl adını ve sponsorluk arayışını sosyal medyayı çok iyi kullanarak duyuran koro, bir üniversite korosunun Caz Festivali kapsamında sahne almasının gururunu yaşadı. Harika bir uyum ve tını ile, ilk kez bulunduğum Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi'nde sahne aldı BÜMK Caz Korosu. Şenlik boyunca mekanı ikinci ziyaret edişimde tanışma fırsatı bulduğum koro şefi Masis Aram Gözbek, "Avusturya'ya gidiyor musunuz?" sorusuna halen kesin bir cevap veremediğine göre, destek arayışları sürüyor olmalı, duyurulur.

Lalekart Daveti @ Mikla: İKSV Genel Müdürü Görgün Taner'in Siyah ve Beyaz Lalekart sahiplerine bir teşekkürü niteliğindeki davette, The Marmara Pera'nın terasının o harika İstanbul manzarasına karşı, bir Sarı Lale sahibi olarak bulunmak güzel bir ayrıcalıktı.

Original Pinettes Brass Band @ Galata Meydanı: Festival kapsamında şehrin farklı yerlerinde sokak konserleri veren New Orleans'lı grup, Tünel Şenliği'nde de Galata Meydanı'nında ısınmaya başlayan kalabalığa sahneden seslendi.

Social Inclusion Band @ Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi: Düşler Akademisi'nin dezavantajlı grupların sahnede performanslarını sergilemesini sağlama amacı taşıyan sosyal projesi, oldukça eğlenceliydi.


Jehan Barbur @ Tünel Meydanı: Tünel Şenliği'nin izlemek için büyük bir heyecan duyduğum ilk ismi, o harika sesi ile Jehan Barbur'du. Tünel Meydanı'na neredeyse izdihama neden olacak bir kalabalğı çekmeyi başaran sanatçı "İstanbul'da" coverı ile de izleyenleri büyüledi.

Okay Temiz Ritim Atölyesi @ Galata Meydanı:
Festivalin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nün sahibi Okay Temiz, atölyesinde perküsyon öğrettiği onlarca öğrencisi ile birlikte Galata Meydanı'ndaki sahnedeydi.

Spiral Quartet @ Nardis: Diyar Diyar Jazz - Turkish Journey albümlerinde olduğu gibi performanslarında da Türk halk müziği ezgilerine yer verdi.

Jozi Levi Brazil Project @ Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi: Ben bu sahneyi çok sevdim! Şenlikte üçüncü kez ziyaret ettiğim mekanda, bu kez Latin rüzgarları esiyordu.


Elif Çağlar @ Salon: Gecenin en muhteşem konseri, en muhteşem sahne performansı ise kuşkusuz Elif Çağlar'ınkiydi. İmer Demirer'in eşlik ettiği genç vokal, şarkıları ve sesi ile büyüledi. İlk defa canlı izlediğim Elif Çağlar; Jülide Özçelik, Fatima Spar ve Jehan Barbur'un yanında kare ası tamamlayan dördüncü kadın caz vokal olarak gönlümdeki yerini garantilemiş oldu.

Tünel Şenliği oldukça yorucu olsa da, gerçekten çok eğlenceliydi. Ezbere bildiğiniz o sokaklarda koşuşturmak, cazın her türlüsünden lokma lokma tatmak ve birbirinden güzel performanslar izlemek için her sene deneyimlenmesi gereken bir organizasyon kesinlikle. Bakalım önümüzdeki yıl mekanlara yenileri eklenecek, hatta Tünel Şenliği tüm şehre yayılmış bir etkinlik haline gelecek mi...

2 Temmuz 2011

18. İstanbul Caz Festivali Başlarken...


Bu yıl İKSV tarafından 18. kez düzenlenen İstanbul Caz Festivali, 1-19 Temmuz tarihleri arasında yine birbirinden ünlü ve kaliteli müzisyenleri İstanbullularla buluşturacak. Gelenekselleşmiş Cemil Topuzlu Açık Hava sahnesi, Aya İrini ve Arkeoloji Müzesi gibi festival mekanlarının yanı sıra Tersane Sahnesi, santralistanbul Kıyı Amfi, İstanbul Modern ve İstinye Park gibi farklı mekan seçimleriyle de dikkat çeken festivalin en görkemli etkinliği ise ilki geçtiğimiz yıl düzenlenen Tünel Şenliği olacak. 4 - 14 Temmuz arasında Salon'daki 6 konserden oluşan "European Jazz Club" projesi ise genç Türk caz sanatçıları ve Avrupalı ustaları bir araya getirmesi ile dikkat çekiyor.

30 Haziran gecesi The Marmara Esma Sultan'da yapılan açılışın ardından dün Aya İrini'deki "Ustalarla Buluşmalar: Hindistanbul" ve İstinye Park'taki Matt Bianco konserleri ile resmen başladı. Festivalin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülü ise açılış gecesinde, vurmalı çalgılar ve ritim ustası Okay Temiz'e takdim edildi.



19 gün boyunca Paul Simon'dan Marcus Miller'a, Herbie Hancock'dan Natalie Cole'a, Jamie Cullum'dan Joss Stone'a birçok ismi izleme fırsatı bulacağımız festivalde büyük gün bugün: Tünel Şenliği, One Love Festival'dan seyirci çalma iddiası ile şehrin en önemli meydanlarından ikisini ve çevresindeki mekanları bu gece cazla dolduracak. Galata Meydanı ve Tünel Meydanı'nda kurulacak olan iki ana sahnenin yanında Salon, Nardis, Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi, Pera Palas, Hollanda Başkonsolosluğu Bahçesi, Alt, SALT Beyoğlu gibi birbirinden farklı mekanlarda, birçoğu eşzamanlı olarak gerçekleşecek konserlerle bir caz maratonu yaşatacak. Tünel Şenliği boyunca İstiklal Caddesi'ndeki iki önemli serginin de geç saatlere kadar açık olduğunu hatırlatmalı: Borusan Müzik Evi gece 00:00'a kadar, Arter ise 20:00'a kadar gezilebilecek.

İstanbul Caz Festivali, bu yıl 3 blogger tarafından çok yakından izleniyor. alternatif-istanbul, grizine ve thebalkabaa olarak sizler için festivali didik didik edip yorumlarımızı bloglarımızda ve izlenimlerimizi an be an Twitter'da paylaşacağız. Bizi takip etmeyi unutmayın: @istanbulcazfest @ezgilite @grizine @thebalkabaa

İstanbul Caz Festivali boyunca beni bulabileceğiniz konserlere gelince:
2 Temmuz Cumartesi - Tünel Şenliği
4 Temmuz Pazartesi - Michel Camilo, Giovanni Hidalgo "Mano a Mano"
4 Temmuz Pazartesi - 123 feat. Arve Henriksen
6 Temmuz Çarşamba - Jamie Cullum
9 Temmuz Cumartesi - "A Strange Place for Jazz" Dan Berglund's Tonbruket, İlhan Erşahin's "Love Trio" feat. Arto Tunçboyacıyan, Randy Brecker / Bill Evans Soulbop feat. Medeski, Martin & Wood
11 Temmuz Pazartesi
- Selen Gülün Trio (with Patrick Zambonin, Jörg Mikula)

13 Temmuz Çarşamba
- Randy Crawford & Joe Sample / Natalie Cole

14 Temmuz Perşembe
- "Yeni Ozanlar" Patrick Wolf

14 Temmuz Perşembe - Çağrı Sertel Trio feat. Wolfgang Muthspiel
15 Temmuz Cuma
- Javier Limón's "Mujeres de agua" feat. Aynur, Buika, Glykeria, Rita

28 Temmuz Perşembe - Joss Stone

2 Ocak 2011

2010: Yılın En İyileri

Geriye dönüp bakıyorum da, 2010 oldukça aktif bir yıl olmuş hayatımda. 141 film izlemiş, 18 konsere, 15 sergiye gitmiş, 9 tiyatro oyunu seyretmiş, 9 festivale katılmış, (biraz utanç verici olsa da) 6 kitap okumuş ve 3 opera izlemişim 2010 boyunca. Dinlediğim şarkıları ve izlediğim dizi bölümlerini sayacak bir mekanizma ise henüz geliştirilmiş değil tarafımdan.

2010'u kendi çapımda değerlendirmek ve çeşitli dallarda kültür/sanat dolu bu yılın en iyilerini ödüllendirmek istedim. Karşınızda "Bana Göre"* yılın** en iyileri...

YILIN VİZYON FİLMİ
A Single Man / How to Train Your Dragon / Inception / Social Network / Up in the Air

YILIN FESTİVAL FİLMİ
127 Hours / Away We Go / Le concert / J'ai tué ma mère / Somewhere

YILIN VİZYON DIŞI FİLMİ
Dear Wendy (2005) / Fucking Åmål (1998) / Julie & Julia (2009) / Shortbus (2006) / Das Weisse Band (2009)

YILIN SİNEMA ETKİNLİĞİ
9. !F Bağımsız Filmler Festivali / Filmekimi 2010 / Sıfır Derecede Aşk / 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali / 13. Uluslararası Randevu İstanbul Film Festivali

YILIN ALBÜMÜ
Almost Alice - VA / Kırık Kalpler Durağında - Candan Erçetin / Masumiyetin Ziyan Olmaz - mor ve ötesi / Pis - Athena / Prepare the Preparations - Ludo

YILIN PERFORMANSI
Hindi Zahra @Ghetto / Jay Jay Johanson @Ghetto / Mika @Freshtival / Mystery Jets @Salon / Ting Tings @One Love

YILIN KLASİK MÜZİK KONSERİ/OPERASI
Dört Mevsim ve Ötesi - Academy of Ancient Music / Figaro'nun Düğünü - İstanbul Devlet Opera ve Balesi / VI. Leyla Gencer Şan Yarışması Finali / Requiem - İstanbul Devlet Opera ve Balesi / Sevil Berberi - Deutsche Oper Berlin

YILIN MÜZİK ETKİNLİĞİ
Akbank 20. Caz Festivali / 9. Efes Pilsen One Love / Miller Freshtival / 38. İstanbul Uluslararası Müzik Festivali / 1. Uluslararası İstanbul Opera Festivali

YILIN SERGİSİ

Botero @Pera Müzesi / Efsane İstanbul @SSM / Extramücadele @NON / Hüseyin Çağlayan @İstanbul Modern / Kutluğ Ataman @İstanbul Modern

YILIN KİTABI
Ali ile Ramazan - Perihan Mağden / Küçük Aptalın Büyük Dünyası - Pucca / Otomatik Portakal - Anthony Burgess / Ölü Ruhlar Ormanı - Jean Christophe Grangé / Sineklerin Tanrısı - William Golding
YILIN TİYATRO OYUNU
İntiharın Genel Provası @İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları / Kraliçe Lear @Kenter Tiyatrosu / Profesyonel @İstanbul Devlet Tiyatroları / Punk Rock @dot / Shopping & Fucking @dot

YILIN DİZİSİ
Big Bang Theory / FlashForward / Glee / Modern Family / Office

YILIN MEKANI
İstanbul Modern (Hüseyin Çağlayan, Kutluğ Ataman Sergileri; "Sıfırın Altında Aşk" ve "İdare Edemem Anne" gösterim programları.)

YILIN İNSANI
Yekta Kara (Uluslararası İstanbul Opera Festivali)

* Tamamen subjektif bir değerlendirme söz konusudur ve bu değerlendirme yalnızca gitme/görme fırsatı bulduğum adaylar için yapılmıştır.
** 28 Aralık 2009 - 26 Aralık 2010 tarihleri arasındaki kültür/sanat etkinliklerim değerlendirilmiştir.

29 Ekim 2010

Akbank 20. Caz Festivali'nin Ardından

Her yıl olduğu gibi bu yıl da, İstanbul'un en önemli iki sonbahar organizasyonu hemen hemen aynı tarihlere denk geldi. Ve birine katılırken diğerini es geçmek nasıl imkansızsa, birinden söz edip diğerinden etmemek de aynı derecede imkansız. Bu yüzden geç de olsa, 20. yılını kutlamış olan Akbank Caz Festivali üzerine bir yazı ile karşınızdayım.

20 koca yılı devirmiş köklü bir festival olarak Akbank Caz Festivali, bu özel yıl nedeniyle programında da çok özel etkinliklere ve program dışında çok başarılı hareketlere imza attı. 23 Eylül - 12 Ekim tarihleri arasında Count Basie Orchestra, Sun Ra Arkestra, John Surman ve Diane Schuur gibi cazseverlerin başını döndürecek ve ağzının suyunu akıtacak isimleri konuk etmek bir yana; İlhan Erşahin, Hindi Zahra ve Wax Tailor gibi gençleri çeken isimleri de ağırladı. Bu yıl devam eden Kampüste Caz etknlikleri kapsamında ise Sarp Maden 4 İstanbul'daki, Selen Gülün Trio ise Anadolu'daki birçok üniversiteye festival boyunca cazı götürdü. Konserlerin dışında ilgnç atölye çalışmalarına, film gösterimlerine, cazlı brunch'lara, panellere ve sosyal sorumluluk projelerine yer verilen festivalin en özel eserleri ise "Akbank Caz Retrospektif: 20. Yıl Belgeseli", "20. Yolında Akbank Caz Festivali Kitabı" ve "Akbank Caz Festivali'nin 20 Yılı" albümü idi.

Cazı fazla tercih etmeyen beni bile çekmeyi başaran festivalde, üstelik tüm boş vakitlerimi ve paramı Filmekimi'ne yatırmışken, 3 konser izleme fırsatı buldum ben de:

The Count Basie Orchestra dir. Deniz Mackrel feat. Carmen Bradford:
Sürpriz bir şekilde, hiç aklımda yokken festivalin açılış konserinde buldum kendimi. Yarım asırdan fazladır kendini caza adamış orkestrayı yöneten Denis Mackrel öğrencilerin-sevdiği-müdür-yardımcısı ve stand-up'çı karışımı kişiliği ile eğlenceli bir atmosfer sağlarken; birkaç şarkıda vokallerde dinlediğimiz Carmen Bradford sesi ile büyüledi. Oturduğunuz yerde sizin bile nefesinizi kesecek trompet ve saksafon soloları da cabası...


İlhan Erşahin's İstanbul Sessions:
Geçtiğimiz yıl Müzikus'un Sabancı Üniversitesi'nde ağırladığı, benim 'Caz sevmem.' tripleriyle gidip izlemediğim ve tanıdığım herkesten mükkemmel olduğunu duyduğum bir proje olan İstanbul Sessions'ı bu kez kaçırmadım, daha önce kaçırdığıma da pişman oldum. Babylon'da; İlhan Erşahin, Alp Ersönmez, Alp Bekoğlu ve İzzet Kızıl'dan oluşan dörtlü, caz ve yöresel tınıları birleştiren hisli bir performans sergilediler. Erşahin ve grubu, türlü duyguları ve İstanbul'u saksafon, bas, davul, darbuka ile anlatmakla kalmıyor, o duyguları yaşıyorlardı adeta. Yanımdaki arkadaşımın dediği gibi: "Hepsi sanki enstrümanıyla sevişiyor."du sahnede. Zaten mükemmel bir gece yaşadıktan sonra, Bora Uzer'in sahneye fırlaması ise kelimelerin kifayetsiz kaldığı andır benim için, bizim için.


Hindi Zahra:
İlk kez birkaç ay önce dinlediğim, dinler dinlemez sesine hayran kaldığım, şarkılarını sevdiğim ve hemen ardından Akbank Caz Festivali kapsamında İstanbul'a geleceğini öğrendiğim Hindi Zahra, 8 Ekim Cuma gecesi Ghetto'daydı. Festival kitapçığında söz edildiği gibi, "Caz ve dünya müziğini benzersiz bir şekilde harmanlayan genç ve yetenekli, yarı Fransız, yarı Faslı" bir genç usta Hindi Zahra. Biraz Frida Kahlo'yu, biraz Meltem Cumbul'u andırıyor bana. Yalnızca "Beautiful Tango" ve "Stand Up" gibi popüler şarkılarına değil, hemen hemen tüm söylediği şarkılara eşlik eden bir seyirciyi beklemediği her halinden anlaşılan sanatçı da, biz sevenleri de oldukça memnun ayrıldık konserden. Bu ayki Bir+Bir Dergisi'nde yayınlanan söyleşisindeki "Birisi çıkıp da 'Sen Batı'nın müziğini yapıyorsun.' derse, 'Hadi ordan' diyorum." cümlesiyle özetlenebilir Hindi Zahra'nın yaptığı müziğin çokkültürlülüğü. O gece sahnede önce biraz utangaç bir Arap kızı, sonra saçlarını savura savura dans eden Amerikalı bir rocker, ışıklar minimum seviyeye inip sadece bir seyircisi için söylediği istek parçası sırasında ise romantik bir Avrupalı duruyordu çünkü. Hindi Zahra bu yıl hayatıma giren en güzel şeylerden biriydi. "Handmade" albümü ve İstanbul konseri de öyle.


Akbank 20. Caz Festivali boyunca süren (ve halen kaçırmamak için iki gününüz olan), Akbank Sanat'ın evsahipliği yaptığı sergi "The Rhythm of Istanbul / İstanbul'un Ritmi" ise, müzik ve görsel sanatları ses, ritim ve hareket ekseninde birleştirerek sundu bizlere. 18 Eylül - 30 Ekim aralığında süren sergi, Gisela Winkelhofer küratörlüğünde 6 uluslararası çağdaş sanatçıyı buluşturdu. Serginin en beğendiğim eserleri, Elisabeth Wallner'in kibritleri dans ettirdiği video çalışması "Metamorphosis" ve Peter Kogler'in şehir hayatını bilgisayarda tasarlanmış desenler ile özetlediği karıncalı çalışması oldu.

Akbank Sanat, yoğun bir Ekim ayından sonra, Kasım'da Piyano Günleri ve Akbank Oda Orkestrası Konserleri ile bizi sanatla buluşturmaya devam edecek.