14 Temmuz 2011

63. Primetime Emmy Adayları

Bu yıl bırakın yeni başlayan yapımları izlemeyi, eskiden zevkle takip ettiğim dizilerden bile bazılarını takip etmeyi başaramadım sezon boyunca. Bugün açıklanan 63. Primetime Emmy Ödülleri Adayları, hem eski dizilerden formunu koruyanların hangileri olduğu konusunda biraz bilgi vermiş, hem de bu sezon başlamış olan yapımlardan hangilerinin takip edilmesi gerektiğini açığa çıkarmış oldu.


Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da adaylık rekoru bir minidizinin oldu: Kate Winslet, Melissa Leo ve Guy Pierce gibi oyuncuların oynadığı minidizi "Mildred Pierce", 21 dalda aday gösterildi. Onu drama dizileri "Mad Men" (19) ve "Boardwalk Empire" (18) ile komedi dizisi "Modern Family" (17) izledi. Geçtiğimiz yıl en fazla adaylığı bulunan minidizi (Pacific) ve drama dizisinin (Mad Men) büyük ödülü kaptığını düşünürsek, bu sayılar yalnızca birer sayıdan ibaret değil.

Komedi dizilerinde "Modern Family" ve "Glee" çekişmesi bu yıl da sürecekmiş gibi gözüküyor. "Mad Men"in yıllar süren sinir bozucu zaferler silsilesinin ise yeni diziler "Boardwalk Empire" ya da "Game of Thrones" sayesinde sona ermesini umuyoruz. Daha önce de söylediğim gibi, sezonu doğru düzgün takip edememiş olduğumdan neye üzülüp neye sevineceğimi de tam olarak kestiremiyorum. Fakat en azından En İyi Erkek Oyuncu - Komedi/Müzikal dalında "The Big Bang Theory"nin iki oyuncusunu birden görmeye şaşıran bir tek ben değilimdir. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Komedi/Müzikal kategorisinde 4 oyuncusu ile "Modern Family" rüzgarı eserken, bu kategorinin demirbaşı Neil Patrick Harris'in ismi bu yıl listede değil. Tina Fey (30 Rock, Saturday Night Live) ve Idris Elba (Luther, Big C) çifter adaylığı bulunan oyuncular. "Fringe" ise adaylar arasında yine yok, yine yok...

63. Primetime Emmy Ödülleri, 18 Eylül 2011 gecesi düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Komedi/Müzikal dalında "Glee" ile aday olan Jane Lynch, töreni sunacak olan isim.

Tüm adaylar şöyle:


En İyi Dizi - Komedi
30 Rock / Big Bang Theory / Glee / Modern Family / Office / Parks and Recreation

En İyi Erkek Oyuncu - Komedi
Alec Baldwin (30 Rock) / Louis C.K. (Louie) / Steve Carrell (Office) / Johnny Galecki (Big Bang Theory) / Matt LeBlanc (Episodes) / Jim Parsons (Big Bang Theory)

En İyi Kadın Oyuncu - Komedi
Edie Falco (Nurse Jackie) / Tina Fey (30 Rock) / Laura Linney (Big C) / Melissa McCarthy (Mike&Molly) / Martha Plimpton (Raising Hope) / Amy Poehler (Parks and Recreation)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Komedi
Ty Burrell (Modern Family) / Chris Colfer (Glee) / Jon Cryer (Two and a Half Men) / Jesse Tyler Ferguson (Modern Family) / Ed O'Neill (Modern Family) / Eric Stonestreet (Modern Family)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Komedi
Julie Bowen (Modern Family) / Jane Krakowski (30 Rock) / Jane Lynch (Glee) / Sofia Vergara (Modern Family) / Betty White (Hot in Cleveland) / Kristin Wiig (Saturday Night Live)

En İyi Konuk Erkek Oyuncu - Komedi
Will Arnett (30 Rock) / Matt Damon (30 Rock) / Idris Elba (Big C) / Zach Galifianakis (Saturday Night Live) / Nathan Lane (Modern Family) / Justin Timberlake (Saturday Night Live)

En İyi Konuk Kadın Oyuncu - Komedi
Elizabeth Banks (30 Rock) / Kristin Chenoweth (Glee) / Tina Fey (Saturday Night Live) / Kathryn Joosten (Desperate Housewives) / Dot-Marie Jones (Glee) / Cloris Leachman (Raising Hope) / Gwyneth Paltrow (Glee)

En İyi Dizi - Drama
Boardwalk Empire / Dexter / Friday Night Lights / Game of Thrones / Good Wife / Mad Men

En İyi Erkek Oyuncu - Drama
Steve Buscemi (Boardwalk Empire) / Kyle Chandler (Friday Night Lights) /Michael C. Hall (Dexter) / Jon Hamm (Mad Men) / Hugh Laurie (House) / Timothy Olyphant (Justified)

En İyi Kadın Oyuncu - Drama
Kathy Bates (Harry's Law) / Connie Britton (Friday Night Lights) / Mireille Enos (Killing) / Mariska Hargitay (Law&Order: Special Victims Unit) / Julianna Matgulies (Good Wife) / Elisabeth Moss (Mad Men)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Drama
Andre Barugher (Men of a Certain Age) / Josh Charles (Good Wife) / Alan Cumming (Good Wife) / Peter Dinklage (Game of Thrones) / Walton Goggins (Justified) / John Slattery (Mad Men)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Drama
Christine Baranski (Good Wife) / Michelle Forbes (Killing) / Christina Hendricks (Mad Men) / Kelly MacDonald (Boardwalk Empire) / Margo Marindale (Justified) / Archie Panjabi (Good Wife)

En İyi Konuk Erkek Oyuncu - Drama
Beau Bridges (Brothers & Sisters) / Jeremy Davies (Justified) / Bruce Dern (Big Love) / Michael J. Fox (Good Wife) / Paul McCrane (Harry's Law) / Robert Morse (Mad Men)

En İyi Konuk Kadın Oyuncu - Drama
Cara Buono (Mad Men) / Joan Cusack (Shameless) / Loretta Devine (Grey's Anatomy) / Randee Heller (Mad Men) / Mary McDonnell (Closer) / Julie Stiles (Dexter)

En İyi Minidizi / Televizyon Filmi
Cinema Verite / Downtown Abbey / Kennedys / Mildred Pierce / Pillars of the Earth / Too Big To Fail

30. Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi

Bu yıl 30. kez düzenenlenen Günümüz Sanatçıları Sergisi, seçici kurulun değerlendirmesi sonucu eserleri bir araya gelen 11 sanatçıyı ağırlıyor. Seçici kurulu oluşturan küratörler Fulya Erdemci, Başak Şenova ve Arzu Yayıntaş; bambaşka formlarda ve tonlarda olan eserleri oldukça sade bir mekansal tasarımda bir araya getirmiş.

6-30 Temmuz 2011 tarihleri arasında Akbank Sanat'ta görülebilecek olan sergide İlgen Arzık, Mehmet Ali Boran, Ali Bozan, Baran Çağınlı, Mehmet Fahracı, Onur Gökmen, Hayal İncedoğan, Engin Konuklu, Can Kurucu, Ekin Onat ve Birol Özer'in eserleri yer alıyor.

Sergide yer alan eserler arasında beni en çok etkileyen, Ekin Onat von Merhart'ın mekanla iç içe geçen, biri tabanın 3 yüzünü deniz, diğeri tavanın 3 yüzünü gökyüzü olarak kullanan fotoğraf yerleştirmeleri "Gurbet I" (2007) ve "Gurbet II" (2010) oldu. Benim için ikinci sırada ise 1'51'' uzunluğundaki video çalışması "Rutinle Vals" (2011) ile Birol Özer geliyor. (Sergideki bir başka etkileyici video ise Ali Bozan'ın "Üçüncü Göz" (2009) çalışması.)

Sergide bulunan bir başka seride; tuval üzerine akrilik 3 çalışması ile Engin Konuklu, silinmeye başlamış olan geçmişi resmediyor. "Muğlak I" (2011) ve "Muğlak III" (2011) özellikle ilgi çekici.



Klasikleşmiş bu sergiyi, önümüzdeki yıl da Akbank Sanat'ta görebilmek dileğiyle...

10 Temmuz 2011

Tuhaf Yerlerde Caz

18. İstanbul Caz Festivali'nde dopdolu bir haftayı geride bıraktık. Arkeoloji Müzesi avlusundaki "Mano a Mano" konseri ile başlayan hafta, Jamie Cullum'ın muhteşem performansı ile devam etti. "Tribute to Miles" ve "A Strange Place for Jazz" konserleri ile Herbie Hancock'tan Marcus Miller'a, İlhan Erşahin'den Dan Berglund'a birçok müzisyen İstanbullular'ın karşısına çıkarken; European Jazz Club projesi kapsamında 123, Ferit Odman Quintet, Serdar Barçın ve Alp Ersönmez cazın usta isimleri ile Salon'da buluştu.

Bu haftanın en önemli yanı, İstanbul'un ilginç ve alternatif konser alanlarını karşımıza çıkarmasıydı. Haftanın ilk konseri "Mano a Mano", daha önceki Uluslararası İstanbul Müzik Festivali ve İstanbul Caz Festivalleri'nden aşina olduğumuz Arkeoloji Müzesi'nin avlusunda yapıldı. İki hafta önce çıkardığı albümü "Mano a Mano"daki parçaları Avrupa'da ilk kez biz İstanbullular için çalan Michel Camilo'ya basta Michael Bowie ve perküsyonda Giovanni Hidalgo eşlik etti. Dominik asıllı piyanistin parçaları Arkeoloji Müzesi'nin muhteşem atmosferinde Karayip ve Latin rüzgarları estirdi.


İstanbul Caz Festivali sayesinde, ben de hayatında çok iyi konserler izlemiş olmasına rağmen bunu söyleyebilen birçok insan gibi hayatımda gördüğüm en iyi konserlerden birini izledim bu hafta: Jamie Cullum, santralistanbul Kıyı Amfi'deydi. İlk kez bulunduğum, okulum ve festival mekanım olmaktan bambaşka bir santralistanbul sunan Kıyı Amfi, manzarası ve atmosferi ile güzel bir konser mekanı olarak benden iyi bir puan aldı. Jamie Cullum fazla gecikmeden, ani bir şekilde çıktı sahneye ve çıkar çıkmaz piyanosunu çalmaya başladı.

"I love you those standing there. You are the cheap tickets but you are the ones bringing the party." - Jamie Cullum

İlk parçalardan sonraki sımsıcak, içten ve esprili konuşmasında "If you came here for a quite night, you are in the wrong place." diyerek gecenin çok hareketli ve çok eğlenceli geçeceğinin sinyallerini veren Jamie Cullum, hakikaten bir saniye yerinde durmadı. Zıplayarak piyano çalan, piyano-ayaklı mikrofon-perküsyon arasında mekik dokuyan, piyanonun üzerine çıkan, beatbox gibi sürprizlerle şaşırtan, oradan oraya koşan bir atom karınca vardı sahnede.

"You can throw anything to the stage, especially underwear. Male, female does not matter, we just want to be loved." - Jamie Cullum

Hemen hemen her parçasıyla seyirciyi coşturan, bu coşkyu en bilindik şarkısı "Twentysomething" ve harika Rihanna cover'ı "Please Don't Stop the Music" ile maksimuma çıkaran Jamie Cullum, asıl şovunu ise ezan okunurken yaptı: Önce piyanosu ile ezanın müziğinin tonunu tutturmaya çalıştı, daha sonra ise melodi üzerine enstrümantal bir doğaçlama yaptı. Konser boyunca seyircinin ayaklanıp romantik danslar ettiği de oldu, herkesin ayaklanarak delicesine zıpladığı da. Gece boyunca İstanbul'a, konser mekanına, seyircisine ve piyano başında yaşadığı deneyimden dolayı ezana övgüler yağdıran sanatçı, öyle görünüyor ki planladığından çok daha uzun süre kaldı sahnede ve tahmin ettiğinden çok daha fazla memnun kaldı seyircisinden. Biz de ondan çok memnun kaldık.

İKSV, konser mekanı konusundaki tuhaflık derecesini -adı üstünde- "A Strange Place for Jazz" (Caz İçin Tuhaf Bir Yer) ile zirveye çıkardı haftanın son konserinde. ilk güzellik henüz yoldayken gerçekleşti. Taksiciye gideceğim yeri söylediğimde "Ne var ki orada?" sorusu ile karşılaştım ve konsere gittiğimi söyledim. Aldığım cevap ise konserin gerçekten ismi ile ne kadar uyuşan bir yerde yapıldığının kanıtıydı: "Konser için tuhaf bir yer değil mi?".


Haliç Tersanesi'nde kurulan sahnede ne yazık ki Haliç manzaramız bir yük gemisi ve politik bir ün salmış Mavi Marmara gemisi nedeniyle kapanmıştı. Ama sonuçta orada bulunma sebebimiz olan müzik bizimleydi. Hayatımda ilk kez panoramik fotoğraf çektim Sony Cybershot'ımla. Gönül isterdi ki güzel bir Haliç manzarası paylaşayım ama, en azından ortamın anlaşılması için bu da yeterli. (Bu arada kameranın en son Tünel Şenliği öncesinde şarj edilmesine ve 600'e yakın fotoğraf çekmiş olmasına rağmen halen dimdik ayakta oluşu gözlerimi doldurdu.)


Gecenin benim için en muhteşem yanı, 2008'de kaybettiğimiz Esbjörn Sevensson'un triosu e.s.t.'den sonra kendi grubunu kuran basçı Dan Berglund'un Tonbruket'inin sahnede oluşuydu. Dörtlü hava aydınlıkken sahnedeki yerini aldı, fonda görüntüleri ve sesleriyle İstanbul ile e.s.t.'i aratmayacak denli kuzeyli bir performans sergiledi ve hava karardığında indi sahneden. Gitarda Johan Lindström, piyanoda Martin Hederos ve davulda Andreas Werliin'in bulunduğu grubun tadına varamadım. Berglund'un performanslarından sonra mikrofondan teşekkür ederken belirttiği gibi, umarız seneye de bu festivalin bir parçası olurlar.

Tuhaf mekandaki caz macerası, İlhan Erşahin'in "Love Trio"su ve onlara eşlik eden Arto Tunçboyacıyan'ın performansı ile devam etti. Sahneden erken inmek zorunda kalan grubu, sahneyi paylaşan Soulbop ve Medeski, Martin & Wood izledi.

18. İstanbul Caz Festivali
, bu hafta da harika konserlerle devam ediyor. Selen Gülün Trio, Patrick Wolf, Natalie Cole ve Buika gibi birçok isim yine İstanbul'un dört bir yanında sahnede olacak.

4 Temmuz 2011

Tünel - Galata Arası Caz Maratonu

İlki geçtiğimiz yıl, 17. İstanbul Caz Festivali kapsamında düzenlenen Tünel Şenliği'nin ikincisi bu yıl çok daha fazla sanatçı ve mekanı bünyesine katarak 2 Temmuz Cumartesi akşamı gerçekleştirildi. Tünel ve Galata'da toplam 22 mekandaki 32 konser ve 5 partiden birçoğunda oradan oraya koşturarak bulunmaya çalıştım. Bir elimde gece boyunca tweetlediğim iPhone'um, bir elimde gördüğünüz fotoğrafları çekebilmek için Sony Cyber-shot'ım; kalbimde caz, aklımda Tünel ve Galata haritası, sokakları arşınladım. İşte Tünel Şenliği rotam ve izlenimlerim:

BÜMK Caz Korosu @ Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi: Bu yıl adını ve sponsorluk arayışını sosyal medyayı çok iyi kullanarak duyuran koro, bir üniversite korosunun Caz Festivali kapsamında sahne almasının gururunu yaşadı. Harika bir uyum ve tını ile, ilk kez bulunduğum Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi'nde sahne aldı BÜMK Caz Korosu. Şenlik boyunca mekanı ikinci ziyaret edişimde tanışma fırsatı bulduğum koro şefi Masis Aram Gözbek, "Avusturya'ya gidiyor musunuz?" sorusuna halen kesin bir cevap veremediğine göre, destek arayışları sürüyor olmalı, duyurulur.

Lalekart Daveti @ Mikla: İKSV Genel Müdürü Görgün Taner'in Siyah ve Beyaz Lalekart sahiplerine bir teşekkürü niteliğindeki davette, The Marmara Pera'nın terasının o harika İstanbul manzarasına karşı, bir Sarı Lale sahibi olarak bulunmak güzel bir ayrıcalıktı.

Original Pinettes Brass Band @ Galata Meydanı: Festival kapsamında şehrin farklı yerlerinde sokak konserleri veren New Orleans'lı grup, Tünel Şenliği'nde de Galata Meydanı'nında ısınmaya başlayan kalabalığa sahneden seslendi.

Social Inclusion Band @ Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi: Düşler Akademisi'nin dezavantajlı grupların sahnede performanslarını sergilemesini sağlama amacı taşıyan sosyal projesi, oldukça eğlenceliydi.


Jehan Barbur @ Tünel Meydanı: Tünel Şenliği'nin izlemek için büyük bir heyecan duyduğum ilk ismi, o harika sesi ile Jehan Barbur'du. Tünel Meydanı'na neredeyse izdihama neden olacak bir kalabalğı çekmeyi başaran sanatçı "İstanbul'da" coverı ile de izleyenleri büyüledi.

Okay Temiz Ritim Atölyesi @ Galata Meydanı:
Festivalin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nün sahibi Okay Temiz, atölyesinde perküsyon öğrettiği onlarca öğrencisi ile birlikte Galata Meydanı'ndaki sahnedeydi.

Spiral Quartet @ Nardis: Diyar Diyar Jazz - Turkish Journey albümlerinde olduğu gibi performanslarında da Türk halk müziği ezgilerine yer verdi.

Jozi Levi Brazil Project @ Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi: Ben bu sahneyi çok sevdim! Şenlikte üçüncü kez ziyaret ettiğim mekanda, bu kez Latin rüzgarları esiyordu.


Elif Çağlar @ Salon: Gecenin en muhteşem konseri, en muhteşem sahne performansı ise kuşkusuz Elif Çağlar'ınkiydi. İmer Demirer'in eşlik ettiği genç vokal, şarkıları ve sesi ile büyüledi. İlk defa canlı izlediğim Elif Çağlar; Jülide Özçelik, Fatima Spar ve Jehan Barbur'un yanında kare ası tamamlayan dördüncü kadın caz vokal olarak gönlümdeki yerini garantilemiş oldu.

Tünel Şenliği oldukça yorucu olsa da, gerçekten çok eğlenceliydi. Ezbere bildiğiniz o sokaklarda koşuşturmak, cazın her türlüsünden lokma lokma tatmak ve birbirinden güzel performanslar izlemek için her sene deneyimlenmesi gereken bir organizasyon kesinlikle. Bakalım önümüzdeki yıl mekanlara yenileri eklenecek, hatta Tünel Şenliği tüm şehre yayılmış bir etkinlik haline gelecek mi...

2 Temmuz 2011

18. İstanbul Caz Festivali Başlarken...


Bu yıl İKSV tarafından 18. kez düzenlenen İstanbul Caz Festivali, 1-19 Temmuz tarihleri arasında yine birbirinden ünlü ve kaliteli müzisyenleri İstanbullularla buluşturacak. Gelenekselleşmiş Cemil Topuzlu Açık Hava sahnesi, Aya İrini ve Arkeoloji Müzesi gibi festival mekanlarının yanı sıra Tersane Sahnesi, santralistanbul Kıyı Amfi, İstanbul Modern ve İstinye Park gibi farklı mekan seçimleriyle de dikkat çeken festivalin en görkemli etkinliği ise ilki geçtiğimiz yıl düzenlenen Tünel Şenliği olacak. 4 - 14 Temmuz arasında Salon'daki 6 konserden oluşan "European Jazz Club" projesi ise genç Türk caz sanatçıları ve Avrupalı ustaları bir araya getirmesi ile dikkat çekiyor.

30 Haziran gecesi The Marmara Esma Sultan'da yapılan açılışın ardından dün Aya İrini'deki "Ustalarla Buluşmalar: Hindistanbul" ve İstinye Park'taki Matt Bianco konserleri ile resmen başladı. Festivalin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülü ise açılış gecesinde, vurmalı çalgılar ve ritim ustası Okay Temiz'e takdim edildi.



19 gün boyunca Paul Simon'dan Marcus Miller'a, Herbie Hancock'dan Natalie Cole'a, Jamie Cullum'dan Joss Stone'a birçok ismi izleme fırsatı bulacağımız festivalde büyük gün bugün: Tünel Şenliği, One Love Festival'dan seyirci çalma iddiası ile şehrin en önemli meydanlarından ikisini ve çevresindeki mekanları bu gece cazla dolduracak. Galata Meydanı ve Tünel Meydanı'nda kurulacak olan iki ana sahnenin yanında Salon, Nardis, Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi, Pera Palas, Hollanda Başkonsolosluğu Bahçesi, Alt, SALT Beyoğlu gibi birbirinden farklı mekanlarda, birçoğu eşzamanlı olarak gerçekleşecek konserlerle bir caz maratonu yaşatacak. Tünel Şenliği boyunca İstiklal Caddesi'ndeki iki önemli serginin de geç saatlere kadar açık olduğunu hatırlatmalı: Borusan Müzik Evi gece 00:00'a kadar, Arter ise 20:00'a kadar gezilebilecek.

İstanbul Caz Festivali, bu yıl 3 blogger tarafından çok yakından izleniyor. alternatif-istanbul, grizine ve thebalkabaa olarak sizler için festivali didik didik edip yorumlarımızı bloglarımızda ve izlenimlerimizi an be an Twitter'da paylaşacağız. Bizi takip etmeyi unutmayın: @istanbulcazfest @ezgilite @grizine @thebalkabaa

İstanbul Caz Festivali boyunca beni bulabileceğiniz konserlere gelince:
2 Temmuz Cumartesi - Tünel Şenliği
4 Temmuz Pazartesi - Michel Camilo, Giovanni Hidalgo "Mano a Mano"
4 Temmuz Pazartesi - 123 feat. Arve Henriksen
6 Temmuz Çarşamba - Jamie Cullum
9 Temmuz Cumartesi - "A Strange Place for Jazz" Dan Berglund's Tonbruket, İlhan Erşahin's "Love Trio" feat. Arto Tunçboyacıyan, Randy Brecker / Bill Evans Soulbop feat. Medeski, Martin & Wood
11 Temmuz Pazartesi
- Selen Gülün Trio (with Patrick Zambonin, Jörg Mikula)

13 Temmuz Çarşamba
- Randy Crawford & Joe Sample / Natalie Cole

14 Temmuz Perşembe
- "Yeni Ozanlar" Patrick Wolf

14 Temmuz Perşembe - Çağrı Sertel Trio feat. Wolfgang Muthspiel
15 Temmuz Cuma
- Javier Limón's "Mujeres de agua" feat. Aynur, Buika, Glykeria, Rita

28 Temmuz Perşembe - Joss Stone

28 Haziran 2011

Akbank Sanat'ta 2000'lerin Kültleri

Temmuz, tam anlamıyla bir festival ayı olacak İstanbullular için. Tünel Şenliği, One Love Festival, İstanbul Caz Festivali, sun.day.sky, Rock'n Coke, Uluslararası İstanbul Opera Festivali derken; müziğin her türlüsüne yeterince doyacak kentim seyircisi. Akbank Sanat, bu yoğun tempoda geçecek ayın öğleden sonralarına yaydığı birbirinden güzel fantastik/korku/gerilim türlerindeki filmler ile, müzik dolu bu aya sinema sıkıştırmamıza yardımcı olmuş. Hem de 2000'li yılların az ve öz bir hayran kitlesine sahip kült filmlerinden oluşturduğu bir seçki ile: Akbank Sanat Sinema Kuşağı 2000'lerin Kültleri etkinliği kapsamında 01 - 23 Temmuz tarihleri arasında Cuma ve Cumartesi günleri saat 15:00'de toplam 8 film gösterilecek.

Seçkinin en dikkat çekici yanı, hayatımda izlediğim en iyi 5 filmden ikisini içeriyor oluşu: Meksikalı Guillermo del Toro'nun 2006 yapımı "El laberinto del Fauno" (Pan's Labyrinth / Pan'ın Labirenti - 15 Temmuz Cuma) ve İsveçli Tomas Alfredson'un 2008 yapımı "Låt den rätte komma in" (Let the Right One In / Gir Kanıma - 23 Temmuz Cumartesi) filmlerinin tarafımdan ne denli hayranlıkla anlatıldığını blogu takip edenler hatırlayacaktır. İlki fantastik bir dünyayı İspanyol İç Savaşı'nın toplumsal etkileri ile bağlamayı başarırken, ikincisi günümüz popüler sinemasının ayağa düşürdüğü vampir filmlerini çocuksu masumiyete bürünmüş bir aşk üzerinden anlatmayı başarıyor. İçlerinden birini henüz izlememişseniz, bu fırsatı kaçırmamalısınız.

Heyecan verici diğer filmler Richard Kelly'nin bizi 2001 yılında Jake Gyllenhaal ile tanıştıran akıl karıştırıcı başyapıtı "Donnie Darko" (Karanlık Yolculuk - 02 Temmuz Cumartesi) ve birkaç yıl önce İstanbul Film Festivali'nde izlediğimiz Belçikalı Nic Balthazar'ın 2007 yapımı filmi "Ben X" (22 Temmuz Cuma). Bu filmler ile sosyal ilişkiler konusunda sorunları olan iki gencin; biri fantastik bir dünya ile tanışarak karmaşıklaşan, diğeri ise aşkla tanışarak çözülen hikayelerini izleyebilirsiniz. Seçkide yer alan bir diğer film ise henüz izlemediğim ve çok merak ettiğim, Fransız Géla Babluani'nin 2005'te çektiği ve bir çok "İlk Film" ödülü kazanan "13 Tzameti" (09 Temmuz Cumartesi).

Uzakdoğu Sineması'na olan önyargılı ve mesafeli yaklaşımım nedeniyle detaylı bir şekilde söz etmesem de, seçkide Japon ve Kore sinemasından Kinji Fukasaku'nun "Batoru rowaiaru" (Battle Royale / Ölüm Oyunu - 01 Temmuz Cuma), Jee-woon Kim'in "Janghwa, Hongryeon" (A Tale of Two Sisters / Karanlık Sırlar - 08 Temmuz Cuma) ve Joon-ho Bong'un "Gwoemul" (The Host / Yaratık - 16 Temmuz Cumartesi) filmleri de yer alıyor.

16 Haziran 2011

Freshtival3'ün Ardından...

Geçtiğimiz yıl, hayranı olduğum Mika'yı İstanbul'a getirmekle kalmayıp bir de onunla tanışmamı sağlayan Miller Freshtival; bu yıl yurdum kanunları nedeniyle adından Miller markasını kaybetti. Hem yağmurlu havanın etkisi, hem de line-up'ın geçen yıla göre sönük kalışı nedeniyle aynı coşkuya sahip olmasa da eğlenceli bir festival günü yaptı 28 Mayıs Cumartesi'yi. Bon Mod, Can Bonomo, Crystal Fighters, Noisettes ve Leftfield ile coşturulan festival ahalisini festival alanında da birbirinden eğlenceli sürprizler bekliyordu gün boyunca.


Yağmur yağacak mı yağmayacak mı endişesi ile geçen günlerden sonra; yağmurun yağmadığı, fakat güneşin de hiç yüzünü göstermediği bir festival günüydü. Istancool maratonunun ortasında benim için hoş bir mola olan Freshtival'de önce festival alanının nimetlerinden yararlanmak istedik @ladyisilien ve @splendorist ile. Dev I'M @ FRESHTIVAL yazısının önünde fotoğraflar çektik, çimenlerde oturduk, cips-şiş yedik, Dükkan Burger kokularını soluduk, bol bol bira içtik. Geliri hayırlı bir iş kullanılacak t-shirt boyama aktivitesine katılan @splendorist bana adıma yakışır bir tshirt yaparak hediye etti.

Festivalin en güzel ve en yenilikçi sürprizi ise Fresh News idi. Sahne alan her grup ile birlikte, "[...] sahnede!" sürmanşeti ile çıkan Fresh News, dev bir sosyal medya projesi olarak festival boyunca 4 kez basıldı ve ücretsiz olarak dağıtıldı. Festival haritası, ödüllü bulmaca, festival alanındaki aktiviteler/standlar ile ilgili bilgiler gibi önceden hazırlanmış bölümler dışında; sürekli taze çekilmiş fotoğraflar ve Twitter, Facebook, Foursquare kaynaklı sosyal medya paylaşımları bulunuyordu gazetede. Foursquare'den ve Facebook uygulamasından Freshtival'e check-in olanların, Twitter'da sanatçılar ve festival ile ilgili paylaşım yapanların profil fotoğrafları ile birlikte basıldığı Fresh News'ta festival modasını da basılan fotoğraflar ile yakından takip etme imkanı bulduk. Ben de Fresh News'un 2. sayısında "Bırak yağmuru, kar bile yağsa @canbonomo dinlemek için @Freshtival 'deyim ben." tweetim ile Can Bonomo ile aynı sayfada yer almanın gururunu yaşadım. Gazetede çıkan "Ajansımıza son ulaşan bilgilere göre tuvalette kuyruk yok." ya da "Gazetemize ulaşan son bilgilere göre bira sırası şu anda rahat." gibi cümleler ise gülümsetti.

Fotoğraf: Gökhan Kali

Son zamanlarda bir numaralı hayranı olduğum, hayatıma neşe katmak konusunda sınır tanımayan Can Bonomo için erkenden sahne önlerinde tepinmeye başladık. Setlistinde gözüktüğünün aksine "Bana Bir Saz Verin" ile başlayan performansı, her zamanki gibi yerinde duramayarak, gülerek, "Keyifler yerinde, her şey adaletli mi?" diye sorarak, megafondan davula türlü alet edevatla ve grup arkadaşlarıyla ölümüne eğlenerek devam etti. Sahnedeki enerjisi, hiçbir türe benzemeyen efsanevi müziği, dile dolanan şarkıları ve çocuklukları ile beni benden aldı yine. (Sahnede o kadar çok eğleniyorlar ki, çok kıskanıyorum gerçekten.) "Hep Bir Derdi Olur"da, "Şaşkın"da, "Opium"da, "Sebebi Var"da coştuk; "Süper"de hüzünlendik. Ve her güzel şeyin olduğu gibi, o performansın da çok çabuk sonuna geldik.

Fotoğraf: Gökhan Kali

Can Bonomo sonrasında ne tarzına, ne görünümüne, ne de şarkılarına ısınabildiğimiz İspanyol grup Crystal Fighters sahne aldı. Neyse ki bu sırada hâlâ festival alanında keşfedilecek birçok şey vardı. Crystal Fighters sonrasında sahneye çıkan Noisettes ise tam anlamıyla harikaydı. Elektronik müzik ikilisi Leftfield'ı bir konser sonrası partisi olarak düşünürsek de, kesinlikle festivalin headliner'ıydı.

Fotoğraf: Gökhan Kali

Vokal ve basçı Shingai Shoniwa, gitarist Dan Smith ve davulcu Jamie Morrison'dan oluşan Londralı indie ve soul grubu Noisettes; hareketli şarkıları, inanılmaz sahne performansı ve aşmış solisti Shingai ile göz kamaştırıcıydı. Yalnızca "Don't Upset the Rhythm" ve "Never Forget You" bilen bir seyirciyi tüm şarkıları ezbere bilirmiş gibi hissettirmeyi başaran bir performanstı. Kendisine "monkey woman" diyen şarkıcı, sahne demirlerine, metrelerce yükseğe tırmanıp baş aşağı sarkarak şarkı söylediğinde ise ağızları açık bıraktı. Aşağıdaki güvenlik görevlisinin korku dolu bakışları altında (üstünde?) dakikalarca demirlere asılı kalarak şarkı söylemeye devam etti Shingai.

Fotoğraf: Gökhan Kali

Kafası elektronik müzik dinlemek için yeterince iyi olmayan ve yanında onu dans edecek kadar gaza getirecek biri olmayan bendeniz, arkadaşlarımla birlikte Leftfield'ı dinlemeden ayrıldık festivalden. Fakat harika birer Can Bonomo ve Noisettes performansı izlemiş olarak buraktık Maçka Küçükçiftlik Park'ı. Kısacası bu yıl 3. kez düzenlenen Freshtival, hava şartları, Mika sonrasında aynı etkiyi gösteremeyen line-up'ı ve en önemlisi birkaç gün öncesine dek 24 yaş altındakilerin giremeyeceği duyurulan bir festival oluşuyla sönük geçti.

Fakat üzülmüyoruz ve 2-3 Temmuz'daki One Love Festival'ı ve 16-17 Temmuz'daki Rock'n Coke Festival'ı heyecanla bekliyoruz.

4 performans fotoğrafını kullandığım Gökhan Kali ve fotoğraflara ulaşmamı sağlayan Begüm Kozak'a teşekkürler :)

9 Haziran 2011

theMagger Mayıs 2011: "Çağdaş Sanat, Kayıp Cennet"

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz aydan itibaren theMagger'ın theMet'inde "Saat 12 Olmadan" adlı köşemde yazmaya başladım. Her ay kültür ve sanatın farklı bir alanına değinmeye çalışacağım yazılarımın yanında, listeleme manyağı bir blogger olarak "thebalkabaa the10" adlı kutucuğun içerisinde de yine her ay farklı bir daldan kişisel listemi bulacaksınız.

theMet'in Mayıs 2011 sayısında İstanbul Modern'de 24 Temmuz'a kadar sürecek olan "Kayıp Cennet" sergisine ve 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde en beğendiğim 10 film listesine yer verdim. Yazıma ulaşmak için sayfalara tıklamanız yeterli:

31 Mayıs 2011

Hævnen

Şiddet, içimizde.

Bugüne dek yukarıdaki cümleyi bize aktarmaya çalışan onlarca film izledik. Bazıları savaşlarla yoğrulmuş büyük bütçeli epik filmlerle yapmaya çalıştı bunu, bazısı düşük bütçeli filmlerde sakız gibi uzattı konuyu. Kimileri ise çok daha basit yollardan, tokat gibi yüzümüze çarptı bu kısacık cümleyi. David Cronenerg'in "A History of Violence"ı, Gus van Sant'ın "Elephant"ı, Thomas Vinterberg'in "Dear Wendy"si, Lars von Trier'in "Dogville"i, Michael Haneke'nin "Das Weisse Band"ı... Saydığım isimlerden çoğunun Kuzey Avrupalı oluşu, belki de bu konuda izlediğim en iyi filmin yine Nordic bir yönetmenden geleceğinin habercisiydi. Ben 30. İstanbul Film Festivali'nde bir film izledim ki, ağzım açık aldı: "Hævnen".

Filmin yönetmeni Susanne Bier; 2000'li yıllarda farklı türlerle bezeli bir filmografiye imza attı. Dogme akımı kurallarına uyarak çektiği "Elsker dig for evigt", başarılı aile dramları "Efter brylluppet" ve sonradan Amerikan versiyonu çekilen "Brødre" ve Amerikalı oyuncularla çekilen başarısız bir dram "Things We Lost in the Fire". Danimarkalı yönetmen, 2010 yılında çektiği "Hævnen" ile ülkesine hem Altın Küre Ödülleri, hem de Akademi Ödülleri'nden birer En İyi Yabancı Film ödülü getirdi.


Filmin senaryosu, önceki filmlerinde de Susanne Bier ile çalışmış, Danimarka Sineması'nın en absürd örneklerinden "Adams æbler" gibi ilginç filmlerde de imzası olan başarılı senarist Anders Thomas Jensen'e ait. Hayatı aynı saat dilimindeki farklı iki kıtada, bambaşka dünyalarda geçip giden bir doktor, Anton ile tanışıyoruz önce. Sonra Londra'da yaşayan; biri annesini, biri karısını kaybetmiş Danimarkalı bir baba-oğul, Claus ve Christian ile... Christian, annesinin ölümü sonrası döndüğü ülkesinde Anton'un oğlu Elias ile yakın arkadaş oluyor ve değişiyor ikisinin de hayatları.


Şiddet, Christian'ın içinde. Oysaki sahip olduğu isme yakışmıyor bu. Film boyunca adeta "Das Weisse Band"da görmeyip hayal ettiklerimizi görüyoruz. Melek yüzlü, masum görünümlü çocuklar ve şiddet. Hayatını Afrika'da, kötü koşullarda yaşayan insanlara yardım etmeye adamış olan Anton'un aksine, çocukları içlerindeki şiddetle yaşıyor. Kendisinden çok daha az gelişmiş, çok daha az eğitimli olmasına rağmen onu ezebilen adamın tokadı karşısında diğer yanağını uzatıyor Anton. Oğlu Elias ve arkadaşı Christian ise anlayamıyorlar bunun nedenini. Şiddetin karşılığının, şiddetten başkası olamayacağını düşünüyorlar. Tam da bu noktada anlam kazanıyor işte filmin Danca ismi: "Hævnen", "İntikam" anlamına geliyor.


İngilizce ve Türkçe'ye ise "In a Better World / Daha İyi Bir Dünyada" olarak çevrilmiş filmin adı. Ve aslında filme en az orijinal dilindeki ismi kadar yakışan bir karar olmuş bu. "Hævnen", birbirinden farklı iki dünyanın hikayesi gibi duruyor ilk başta. Biri teknolojik imkanları, çok gelişmiş hayat düzeni ve uygar insanları ile 'daha iyi bir dünya' gibi görünüyor. Fakat insanlık tarihinin ilk zamanlarından beri varlığını koruyan ve 'insanlık' duygusuna verdiği zararı sürdüren şiddet duygusu her iki dünyada da mevcut ve aynı aslında. Danimarkalı iki küçük çocuğun şiddeti haklı bulması ve uygulaması ile Afrikalı bir adamın gücünü zevk için uyguladığı şiddetle göstermesi arasında hiçbir fark yok kısacası.


Tanınmış Danimarkalı oyuncular Ulrich Thomsen ve Mikael Persbrandt'a eşlik eden çocuk oyuncular William Jøhnk Nielsen ve Markus Rygaard, canlandırdıkları karakterlerin saf görünümlerinin ardındaki o öfkeyi harika bir oyunculukla taşıyorlar. "Hævnen", iki dünyanın hikayesini, şiddeti temel alarak anlatıyor; hiçbir dünyanın 'daha iyi' olmadığını gösteriyor bize. Yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor gerçekleri. Yılın en iyi filmi.