22 Ocak 2009

81. Oscar Adayları

2008 filmlerinin AMPAS tarafından ödüllendirileceği 81. Akademi Ödülleri'nin (Oscarlar) aylardır merakla beklediğim adayları, bugün açıklandı. Ödüller 22 Şubat 2009 Pazar gecesi düzenlencek törenle sahiplerini bulacak. Törenin sunucusu ise Hugh Jackman.

Fitzgerald'ın aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanan "Curious Case of Benjamin Button", 13 dalda adaylık kazanarak yılın en başarılı filmlerinden biri olduğunu kanıtladı. Onu, 10 dalda aday olan Altın Küreli "Slumdog Millionaire" izliyor. Tiyatro uyarlamaları "Frost/Nixon" ve tüm başlıca oyuncuları aday gösterilen "Doubt" dikkat çekici diğer filmler. "Dark Knight"ın özellikle En iyi Film ve En İyi Yönetmen dallarında dışlanması, dünya çapında bir hayal kırıklığı ve şok etkisi yaratırken; 22 Şubat gecesi Brangelina'yı heyecanlarını yaşarken görmek hoş olacak. Türkiye ise, yine Oscar adayı olamadı.

Hafta boyunca, her kategorideki adayların detaylı incelemeleri ile karşınızdayım.

Henüz neredeyse hiçbiri ülkemizde vizyona girmemiş olan adaylar ise şöyle:

En İyi Film: Curious Case of Benjamin Button, Frost/Nixon, Milk, Reader, Slumdog Millionaire

En İyi Yönetmen: David Fincher (Cuirous Case of Benjamin Button), Ron Howard (Frost/Nixon), Gus van Sant (Milk), Stephen Daldry (Reader), Danny Boyle (Slumdog Millionaire)

En İyi Erkek Oyuncu: Richard Jenkins (Visitor), Frank Langella (Frost/Nixon), Sean Penn (Milk), Brad Pitt (Curious Case of Benjamin Button), Mickey Rourke (Wrestler)

En İyi Kadın Oyuncu: Anne Hathaway (Rachel Getting Married), Angelina Jolie (Changeling), Melissa Leo (Frozen River), Meryl Streep (Doubt), Kate Winslet (Reader)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Josh Brolin (Milk), Robert Downey Jr. (Tropic Thunder), Philip Seymour Hoffman (Doubt), Heath Ledger (Dark Knight), Michael Shannon (Revolutionary Road)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Amy Adams (Doubt), Penelope Cruz (Vicky Cristina Barcelona), Viola Davis (Doubt), Taraji P. Henson (Curious Case of Benjamin Button), Marisa Tomei (Wrestler)

En İyi Orijinal Senaryo: Frozen River, Happy-Go-Lucky, In Bruges, Milk, Wall-E

En İyi Uyarlama Senaryo: Curious Case of Benjamin Button, Doubt, Frost/Nixon, Reader, Slumdog Millionaire

En İyi Yabancı Film: Departures (Japonya), Der Baader Meinholf Komplex (Almanya), Entre les Murs (Fransa), Revanche (Avusturya), Waltz with Bashir (İsrail)

En İyi Animasyon: Bolt, Kung-Fu Panda, Wall-E

En İyi Orijinal Müzik: Curious Case of Benjamin Button (Alexandre Desplat), Defiance (James Newton Howard), Milk (Danny Elfman), Slumdog Millionaire (A.R.Rahman), Wall-E (Thomas Newman)

En İyi Görüntü Yönetimi: Changeling, Curious Case of Benjamin Button, Dark Knight, Reader, Slumdog Millionaire

En İyi Kurgu: Curious Case of Benjamin Button, Dark Knight, Frost/Nixon, Milk, Slumdog Millionaire

En İyi Sanat Yönetimi: Changeling, Curious Case of Benjamin Button, Dark Knight, Duchess, Revolutionary Road

En İyi Kostüm Tasarımı: Australia, Curious Case of Benjamin Button, Duchess, Milk, Revolutionary Road

En İyi Orijinal Şarkı: Jai Ho (Slumdog Millionaire), O Saya (Slumdog Millionaire), Down to Earth (Wall-E)

En İyi Makyaj: Curious Case of Benjamin Button, Dark Knight, Hellboy II: The Golden Army

En İyi Görsel Efektler: Curious Case of Benjamin Button, Dark Knight, Iron Man

En İyi Ses: Curious Case of Benjamin Button, Dark Knight, Slumdog Millionaire, Wall-E, Wanted

En İyi Ses Kurgusu: Dark Knight, Iron Man, Slumdog Millionaire, Wall-E, Wanted

21 Ocak 2009

2.Yeşilçam Ödülleri Aday Listesi


Geçtiğimiz yıl Beyoğlu Belediyesi'nin girişimi sayesinde, TÜRSAK tarafından, Kültür Bakanlığı'nın desteği ve Turkcell'in sponsorluğu ile; Türkiye'nin en prestijli sinema ödülü olması amacıyla, Oscar-BAFTA-César-Goya dengi bir ödülün, Yeşilçam Ödülleri'nin temelleri atılmıştı. AMPAS'ınkinin benzeri bir eleme ve oylama sistemine sahip olan ödüllerin 2.adayları, dün gece açıklandı. Tören, 3 Mart 2009'da düzenlenecek.

Türkiye'nin en prestijli sinema ödülü olma iddiası olan bir ödülün "Issız Adam" ve "A.R.O.G." gibi popüler eserleri ve "Sonbahar" ve "Üç Maymun" gibi dünya standartlarındaki sanatsal filmleri bir arada görmesi bir taraftan şaşırtıcı olsa da, Türkiye standartlarını ve gerçekleri yansıtıyor bence. Adaylar arasında çok beğendiğim "Tatil Kitabı"nı hiçbir dalda görememek ve "Vicdan"ın adının çok az geçtiğini farketmek beni üzse de, SİYAD'ın tahtına oynayan bir sinema ödülümüzün olması ve popülariteyi görmezden gelmezken bunu en azından çıtayı aşırı düşürmeden yapması sevindirici bir şey.

Yeşilçam Ödülleri'nde bu sene 9 dalda aday gösterilen "Devrim Arabaları" ve 8'er dalda aday olan "Sonbahar" ile "Üç Maymun" öne çıkıyor. Onları 6 adaylıkla "Issız Adam", ve 5'er adaylıkla "A.R.O.G." ve "Ulak" izliyor. Nurgül Yeşilçay, henüz 2.si verilen bir ödüldeki 3. adaylığını elde ederek efsaneleşme yolunda ilerliyor. Benzer bir durum bu yıl iki ayrı filmi toplam 11 dalda aday gösterilen Çağan Irmak için geçerli. "Üç Maymun"da harikalar yaratan Ahmet Rıfat Şungar'ın ise neden Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde görmezden gelinerek Genç Yetenek Ödülü'ne itildiğini anlayamadım. Gelecek SİYAD mı Yeşilçam mı konusunda ne der bilinmez; benim şimdilik sadece SİYAD'ın habercisi konumunda gördüğüm Yeşilçam Adayları şöyle:

En İyi Film: A.R.O.G., Devrim Arabaları, Issız Adam, Sonbahar, Üç Maymun


En İyi Yönetmen: Özcan Alper (Sonbahar), Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun), Çağan Irmak (Issız Adam), Tolga Örnek (Devrim Arabaları), Cem Yılmaz & Ali Taner Baltacı (A.R.O.G.)

En İyi Erkek Oyuncu: Yavuz Bingöl (Üç Maymun), Taner Birsel (Devrim Arabaları), Onur Saylak (Sonbahar), Çetin Tekindor (Ulak), Cem Yılmaz (A.R.O.G.)

En İyi Kadın Oyuncu: Demet Akbağ (O... Çocukları), Hatice Aslan (Üç Maymun), Melis Birkan (Issız Adam), Ayça Damgacı (Gitmek), Nurgül Yeşilçay (Vicdan)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Zafer Algöz (A.R.O.G.), Altan Erkekli (O... Çocukları), Ercan Kesal (Üç Maymun), Serkan Keskin (Sonbahar), Volga Sorgu (Gitmek), Selçuk Yöntem (Devrim Arabaları)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Megi Kobaladze (Sonbahar), Yıldız Kültür (Issız Adam), Özgü Namal (O... Çocukları), Şerif Sezer (Ulak), Sele Uçer (Ara)

En İyi Senaryo: Devrim Arabaları, Issız Adam, O... Çocukları, Sonbahar, Üç Maymun

En İyi Görüntü Yönetimi: A.R.O.G., Devrim Arabaları, Sonbahar, Ulak, Üç Maymun

En İyi Müzik: Demir Demirkan (Devrim Arabaları), Aria Müzik (Issız Adam), Mazlum Çimen (Son Cellat), Evanthia Reboutsika (Ulak), Zülfü Livaneli (Vicdan), Cahit Berkay (Yağmurdan Sonra)

Genç Yetenek Özel Ödülü: Ozan Bilen (Girdap), Emrah Özdemir (Gitmek), Ahmet Rıfat Şungar (Üç Maymun), Onur Ünsal (Devrim Arabaları), Atakan Yağız (Ulak)

İlk Film Özel Ödülü: Hamdi Alkan (Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım), Özcan Alper (Sonbahar), Özhan Eren & Murat Saraçoğlu (120), Hüseyin Karabey (Gitmek), Tolga Örnek (Devrim Arabaları)

18 Ocak 2009

Haftanın Filmi #3: Waitress (2007)

"Pushing Daisies" dizisi ile birlikte turtaların hayatımızdaki yeri ve önemi henüz bu kadar belirgin değilken çekilmiş bir film "Waitress". Hayatını turtalara adamış, mutsuz bir evliliği olan ve yaptığı turtaların da satıldığı bir 'diner'da garsonluk yapan Jenna'nın trajikomik hayatı üzerine, akıllıca yazılmış bağımsız bir film. Jenna'nın istenmeyen hamileliği ile başlayan, 'Dear Baby' kıvamında bir günce ya da. Patronu, mal sahibi ve diğer çalışanları ile renkli bir mekan olan 'diner'ı ve doktorunun ofisini (ve kollarını) kocasına ve evine tercih etmesi kendisi için daha iyi olacak bir genç kadın hakkında.

Filmin yönetmeni Adrienne Shelly, ne yazık ki trajik ölümü nedeniyle filmin Sundance Film Festivali'ndeki ilk gösterimini ve sonrasını görememiş. 1 Kasım 2006'da, henüz 40 yaşında evinde ölü bulunan yönetmen, senarist ve oyuncu Shelly'nin önce intihar ettiği düşünülse de, yapılan araştırmalar sonucunda olayın bir cinayet olduğu kanıtlanmış ve 2007'nin Mart ayında katili 25 yıla mahkum edilmiş. Shelly (yukarıdaki resimde, ortada) aynı zamanda yazıp yönettiği "Waitress"da Dawn adlı garsonu canlandırıyor. Shelly bu rolü ile iki En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülüne aday gösterilirken, filmi de dünyanın çeşitli festivallerinden 3 En İyi Film ödülü ile dönmüş. Bu ödül ve adaylıkların en ciddisi ise yine Shelly'nin Amerikan Bağımsız Film Ödülleri'ndeki En İyi Senaryo adaylığı.

"Waitress"ın başrolünde "Felicity" dizisi ile yıldızı parlayan Keri Russell oynuyor. Çok da güzel oynuyor. Canlandırdığı karakter Jenna, hayatındaki her duruma uygun bir turta yaratabilmesiyle dikkat çekiyor. ("I Don't Want Earl's Baby Pie" gibi) Jenna'nın hayatında iki sinir bozucu erkek, kocası Earl (Jeremy Sisto) ve patronu (Lew Temple) var. Fakat 'diner'ın asıl sahibi Old Joe (Andy Griffith) akıl hocalığı ve sempatikliğiyle Jenna'nın kalbini yumuşatırken; istenmeyen hamileliği sayesinde tanıştığı ve aşık olduğu doktoru da (Nathan Fillion) bir yaşama sevinci veriyor anne adayı genç garsonumuza. 'Diner'ın diğer iki renkli kişilikli garsonu Becky (Cheryl Hines) ve Dawn (Adrienne Shelly) da ona tüm bu zamanlarında destek oluyorlar.

Filmin şirin ve canlı renklerin ağır bastığı sanat yönetimindeki başarısı bir yana, soundtracki de hoşa giden cinsten. Özellikle filmin sonunda Quincy Coleman tarafından seslendirilen "Baby Don't You Cry" şarkısı oldukça başarılı ve duygusal. Şarkının sözleri ise yine Adrienne Shelly imzası taşıyor.


Aslında tüm hayali biriktirdiği parayla başka bir eyaletteki turta yarışmasına katılıp, kazanacağı birincilik ödülü ile kocasını terkedecek güce sahip olmak olan Jenna'nın; karnındaki bebekle bu hayale nasıl ulaşmaya çabaladığını anlatan şirin bir film "Watiress". Kadraja giren onlarca, çeşit çeşit, lezzetli turtalarla; biraz da iştah açıcı.

Ateist Kampanya

7 Ocak 2009'da Londra merkezli olmak üzere İngiltere'deki birçok otobüsün üzerindeki reklamlarla başlayan, daha sonra Londra metrosuna, İspanya ve İtalya'ya yayılan tarihin en büyük ateizm kampanyası tam gaz ilerliyor. Bize de modern dünyada düşünce özgürlüğünün ve karşılıklı anlayışın ne boyutlarda yaşanabildiğine imrenmek kalıyor sadece...

Her şey, Londra'daki otobüslerin üzerine Hristiyan bir derneğin internet sitesinin reklamının İsa'dan alıntılarla yapılması ve sitede yayınlanan "inanmayanlar cehennemde yanacaktır" tarzındaki ifadelerin önde gelen İngiliz ateistleri kızdırması ile başlamış. Aynı otobüslere 2009'un ilk günlerinden başlayarak "There's probably no god. Now stop worrying and enjoy your life." (Muhtemelen Tanrı yok. Şimdi endişelenmeyi bırakın ve hayatın tadını çıkarın.) yazdırmak ve bu çarpıcı slogan ile şu güne kadar 200,000 pound'u aşkın bağış toplamak fikrinin yaratıcısı ise 28 yaşındaki İngiliz komedi yazarı Ariane Sherine olmuş. Kampanyanın arkasında Sherine'in fikir analığı dışında British Humanist Association (BHA), BHA başkanı Polly Toynbee ve evrim savunucusu ünlü biyoloji profesörü ve "The God Delusion" kitabının yazarı Richard Dawkins'in de desteği var.

Kampanya geçtiğimiz günlerde İngiliz caddelerinden, Londra'nın yer altına; oradan da İspanya ve İtalya'daki otobüslere yayıldı. İspanya'da "Probablemente Dios no existe. Deja de preocuparte y goza de la vida." sloganı (orijinalinin aynen çevirisi), İtalya'da ise 'Kötü haber, Tanrı yok. İyi haberse, ona ihtiyacımız yok.' anlamına gelen "La cattiva notizia é che dio non esiste. Quella buona, é che non ne hai bisogno." sloganı tercih edilmiş. Londra metrosundaki reklam panolarında ise, kampanyanın asıl sloganının yanı sıra, ünlü ateistlerden alıntılara yer veriliyor.


Dinin (adı önemli değil) sadece ülkemizde değil, başta ABD olmak üzere tüm dünyada kitlelerin afyonu olarak kullanılmasının zirveye çıktığı bir onyılda atesitlerin de haklarını ve düşüncelerini savunması mutluluk verici bir şey. Fakat bundan daha güzel olanı, bunu yapabiliyor olmaları. Şimdi ister inançlı ister ateist olun, arkanıza yaslanın ve düşünün... Türkiye'de böyle bir kampanya başlatmaya çalışan bir ateisti ne yaparlar. Ama asıl soru, böyle bir ihtimalde yapacakları şeyi yapmaya hakları var mı?

13 Ocak 2009

Türkiye, Oscar En İyi Yabancı Film Kısa Listesinde

Nuri Bilge Ceylan, "yalnız ve güzel ülkesini" ve Türk sinemasını gururlandırmaya devam ediyor. AMPAS tarafından bugün yapılan resmi açıklamaya göre, En İyi Yabancı Film Oscar'ına aday olabilecek 9 filmin bulunduğu kısa listeye, "Üç Maymun / Three Monkeys" Türk sinema tarihinde bir ilke imza atarak girmeyi başardı. 67 ülkenin 67 filminden oluşan listeyi 9 filmlik bir 'shortlist' haline getiren AMPAS, Oscar adaylarını 22 Ocak Perşembe günü açıklayacak.

Listede İtalya'nın Oscar adayı "Gomorra"nın girememiş olması beni şoka uğratırken, Nuri Bilge Ceylan'ın en büyük rakipleri arasında geçtiğimiz gün Altın Küre Ödülü'nü kazanan İsrail animasyon-belgeseli "Waltz with Bashir" ve Cannes'da Altın Palmiye Ödülü'nü alan Fransız filmi "Entre les Murs" var. En İyi Yabancı Film Kısa Listesi şöyle:

Almanya, “The Baader Meinhof Complex” (Yön: Uli Edel)
Avusturya, “Revanche” (Yön: Gotz Spielmann)
Fransa, “The Class” (Yön: Laurent Cantet)
İsrail, “Waltz with Bashir” (Yön: Ari Folman)
İsveç, “Everlasting Moments” (Yön: Jan Troell)
Japonya, “Departures” (Yön: Yojiro Takita)
Kanada, “The Necessities of Life” (Yön: Benoit Pilon)
Meksika, “Tear This Heart Out” (Yön: Roberto Sneider)
Türkiye, “3 Monkeys” (Yön: Nuri Bilge Ceylan)

"Hayvanlar" üzerine...

"Ben hayatı daha iyi bir şey sanıyordum. Steril bir ortamdaydım ben Ankara'da. Bilkent'e gidiyordum, her şey çok düzenliydi. Çok naif bir tiptim. O yüzden de çocukça şarkılar yapıyordum. İstanbul'a geldiğimde ise bir kaos ve saçmalık içinde buldum kendimi. [...] Burada insanın içinden bir şeyler fışkırıyor. Tükürmek gibi. Bir anda vücudundan bir şey salgılanıyor. Onlar var albümde." demiş Ağustos 2008'deki Rolling Stone Türkiye röportajında Yasemin Mori.

1982 doğumlu grafik tasarımcısı Yasemin Mori'nin ilk albümü "Hayvanlar", ilk dinlediğinde çok karmaşık hisler bırakıyor dinleyenin içinde. Hani kendinizi şartlarsınız ya; yeni dinlediğiniz bir şarkıcıyı, şarkılarını, tarzını ilk dinleyişten sonra illa ki birine benzetmek üzere. Kime benzeteceğinizi bulamıyorsunuz Yasemin Mori'yi. Aklınızda birbiriyle alakası olmayan onlarca isim beliriyor, dilinizin ucuna kadar gelip, "yok ya ne alaka" diyerek geri dönüyor o isimler. O derece özgün bir tarzı var kendisinin. Nil Karaibrahimgil, Deniz Arcak, Björk, Teoman ve Mor ve Ötesi'nin erken dönemleri arasındaki o hiç de ince olmayan çizginin üzerinde duruyor Yasemin Mori.

İlk paragrafta alıntıladığım sözlerinden nedenini anlayabileceğiniz bir çocuksuluk ve isyanın biraradalığı var şarkı sözlerinde. Arada çatlayan, hatta detone bile diyebileceğim bir düzeye ulaşan sesi yine de çok güzel. Nil Karaibrahimgil'in rahatsız etmeyen detoneliğine yakın bir şey bu. Sözler, duygular ve müzikler telafi ediyor kolayca.

"Hayvanlar", 29.2 dakikalık, 9 şarkıdan oluşan kısacık bir albüm. Fakat o yarım saatte o kadar anlamlı şeyler söylüyor ki, dünyalara bedel. Aklıma "İnsanlar düşünen hayvanlardır." sözünü getiren ismi de yazının başından beri bahsettiğim çocuksuluk ve isyanın içiçe olma durumuna uyuyor.

Albüm, Yasemin Mori'nin çıkış şarkısı olan "Aslında Bir Konu Var" ile açılıyor. Benim de Yasemin Mori'yi tanıma sebebim olan bu şarkı (ve sanat eseri klibi) oldukça güzel. Özellikle

"Birileri var, birileri var
Birileri yine sarhoş
Birileri yaz, birileri kış
Birileri önce
Birileri bize apaçık, birileri pişman
Birileri bize çok acı
Birileri çok acı
Birileri bize çok acı getirdiler
Birileri farkında, birileri farketmedi
Birileri sağ, birileri sol
Birileri farketmedi
O da bunu görmedi
Bu da sana hiç yetmedi"

sözleri ile coştuğu yer, harikalar yaratıyor şarkının. Albümdeki diğer favorilerim "N'olur N'olur N'olur" ve "Bırak Bu Rock'n'Roll'u". "N'olur N'olur N'olur" albümün en hızlı şarkısı ve "Ya benimsin ya da ölüsün" gibi iddialı sözlerle, Yasemin Mori'nin en deli yüzünü gösterdiği şarkısı. Albümün kapanış şarkısı olan ve inanılmaz bir saksafon solosuna sahip "Bırak Bu Rock'n'Roll'u" ise 'Bırak' ve 'rock' sözcüklerinin kafiyesinden yola çıkarak meydana gelmiş ve AKP İl Başkanları gibi "Bırak bu rock'n'roll'u, geceleri ve kızları" gibi sözler söylese de insanı bambaşka yerlere götüren bir şarkı olmuş. Sanırım albümdeki favorim kendisi.

Son olarak, "Kırmızı bir at çizerdim / Kırmızı bir at, bak bu da kafası." sözleriyle başlayan ve romantik bir hayran kitlesi bulunan "Mutsuz Funk", albümdeki çocuksuluğun zirveye çıktığı nokta. Çocuk bir şairin hayatın gerçeklerini farkettiği andaki isyanı gibi...

"Çek, bir sandalye çek ve otur,
Mumlar var, mumları yak
Anlatacaklarım uzun, uzundur yollar
Ve her ne yöne gidersen git, beter gibi sonsuz
Ama yoksun nedenin yoksa"

Haftanın Filmi #2: Interview (2007)

Bir kadın, bir adam, 84 dakika... Bu kadar minimalist bir film Steve Buscemi'nin uyarladığı, yönettiği ve oynadığı film. Yanına da Sienna Miller gibi bir dünyalar güzelini almış ve tüm doğallıklarıyla oynamışlar karşılıklı, dökmüşler ortaya oyunculuklarını.

2 Kasım 2004'te Amsterdam'da bir terörist tarafından öldürülen Hollandalı yönetmen Theo van Gogh'un 2003 yapımı aynı adlı filminden uyarlanan "Interview", bir gazeteci ve sosyetik-medyatik bir oyuncunun diyalogları üzerine... Mesleğinde önemli bir yere gelebilmek için çırpınan savaş muhabiri Pierre ve sevilen bir dizide oynadıktan sonra sinema filmi ile gündeme gelen, hayatını gözler önünde yaşamayı seven sarışın Katya'nın birbirlerini tanıdıkları 1.5 saat üzerine ya da...


İkilinin (Katya'nın sevgilisi ve arkadaşlarının telefonları ile çokça bölünen) muhabbetleri; kısa bir sürede arkadaşlıktan baba-kız ilişkisine, hayvani şehvetten dostluğa, nefretten kıskançlığa, hırsızlıktan ikiyüzlülüğe her durakta durarak izleyeni hiç sıkmadan akıp gidiyor film boyunca.

1981 doğumlu modellikten oyunculuğa geçiş yapan oyuncu Sienna Miller ve yıllardır bağımsız filmlerden (ve Sopranos dizisinden) tanıdığımız Steve Buscemi'nin uyumu ise dillere destan. Fakat bu uyum Amerikan Bağımsız Film Ödülleri'nde yalnızca Miller'a bir adaylık getirmiş geçtiğimiz yıl.

Oyunculuk, paparrazilik, etik ve ünlülerin hayatına burnunu sokma konularında oldukça eleştirel davranan film; iki oyuncunun yetenekleri ile sürüklüyor izleyenleri.

12 Ocak 2009

66th Golden Globe Awards

HFPA tarafından dağıtılan Golden Globe Ödülleri'nin 66.ları biraz önce sahiplerini buldu. "Slumdog Millionaire", "30 Rock" ve "John Adams" ödüllerin önemli bir yüzdesini silip süpürürken; Kate Winslet'in oyunculuğu geç olsa da iki katı kadar tescillenmiş oldu.

Şu ana kadar onlarca adaylığına rağmen ne bir Altın Küre, ne de bir Oscar'ı bulunan müthiş aktris; hayatımın kadınlarından Kate Winslet, hem En İyi Kadın Oyuncu, hem de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorilerinde ödüllendirilerek evine iki Altın Küreli bir oyuncu olarak döndü. "The Reader" ile ilk ödülünü alan aktris ödülünü alırken "I have a habit of not wining things." diyerek, şaşırmaktan ve ağlamaktan artan zamanını küçük bir espriyle süsledi. Ricky Gervais ise bir sunuş için çıktığı sahnede kendisine laf atarak "I told you Winslet, do a Holocaust movie and the awards come!" dedi ve ben de dahil olmak üzere birçok kişiyi güldürdü.

Gecede iki ödül alan "Wrestler"dan Bruce Springsteen, şarkısı "The Wrestler" ile ödülünü alırken, "Gran Torino" şarkısının sahibi Clint Eastwood için "This is the only time I'm going to be in competition with Clint Eastwood." dedi.

Her ne kadar henüz vizyona girmemiş ve seyretmemeiş olsam da inanılmaz sempati duyduğum "Curious Case of Benjamin Button"ın hiçbir ödül alamamış olmasına, Penelope Cruz ve Neil Patrick Harris'in elleri boş dönmesine olduça üzüldüm. Diğer yandan Heath Ledger'ın gözyaşları eşliğindeki alkışlarla Oscar'ına doğru gidiyor olmasını kanıtlayan Altın Küresi, Gabriel Byrne'ın kazanması ve "In Bruges" filminin Colin Farrell ile olsa bile bir ödül alması beni havaya uçurdu. Judi Dench'in yıllardır ısrarla neden hiçbir ödül törenine katılmadığı tarafımdan her geçen sene daha çok merak ediliyor, ayrıca bu merakıma bu gece bir de "Sally Hawkins sarhoş muydu?" sorusu eklendi. Diğer yandan savaşı eleştiren İsrail filmi "Waltz with Bashir"in böyle bir politik fonda aldığı En İyi Yabancı Film Ödülü ise ne kadar politiktir ve ne kadar tepki çekecektir bilemiyorum.

Gecenin çetelesi şöyle:

Best Picture - Drama: Slumdog Millionaire
Best Picture - Musical/Comedy: Vicky Cristina Barcelona
Best Director: Danny Boyle (Slumdog Millionaire)
Best Screenplay: Simon Beaufoy (Slumdog Millionaire)
Best Actor - Drama: Mickey Rourke (Wrestler)
Best Actress - Drama: Kate Winslet (Revolutionary Road)
Best Actor - Musical/Comedy: Colin Farrell (In Bruges)
Best Actress - Musical/Comedy: Sally Hawkins (Happy-Go-Lucky)
Best Sup.Actor: Heath Ledger (Dark Knight)
Best Sup.Actress: Kate Winslet (Reader)
Best Original Score: A.R.Rahman (Slumdog Millionaire)
Best Original Song: Bruce Springsteen ("The Wrestler", Wrestler)
Best Foreign Lang. Film: Waltz with Bashir (Israel)
Best Animated Film: Wall-E

Televizyon cephesinde ise Drama dizisi kategorileri dışında iki "sweep" söz konusuydu. Amerikan tarihini deşen mini dizi "John Adams", En İyi Minidizi/TV Filmi ve bu kategorideki En İyi Erkek ve Kadın Oyuncu (Paul Giamatti, Laura Linney) ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Dizi/MiniDizi/TVFilmi (Tom Wilkinson) ödüllerini alarak 4 Altın Küre sahibi oldu. Komedi dizisi "30 Rock" ise (ki artık seyretmeye başlamalıymışım gibi geliyor), bu daldaki 3 ödülü de silip süpürdü. (En İyi Komedi Dizisi, En İyi Erkek Oyuncu (Alec Baldwin) ve En İyi Kadın Oyuncu (Tina Fey)). En İyi Drama Dizisi yine "Mad Men" olurken, "In Treatment"taki rolü ile Gabriel Byrne En İyi Erkek Oyuncu dalındaki ödülü Hugh Laurie veya Jon Hamm'e bırakmadı. En İyi Kadın Oyuncu "Blood Simple" dizisi ile Anna Paquin, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ise "Recount" TV filmi ile Laura Dern seçildi.

5 Ocak 2009

Haftanın Filmi #1: Junebug (2005)

Az kişi tarafından bilinen/seyredilmiş ve çoğunlukla bağımsız filmlerdan bahsedeceğim bu yeni bölümün ilk filmi 2005 yapımı "Junebug". 2005'te Sundance Film Festivali'nden gösterildikten sonra, özellikle Amy Adams'ın performansı ile çok konuşulan, benimse Filmekimi 2006'da seyretme fırsatı bulduğum bu sevimli aile filmi, çoğu Amerikan bağımsızında rastlanılan şekilde bir eve dönüş filmi.

Filmin odak noktası olan eve dönüşü başlatan olay sanat galerisi sahibi Madeleine'in (Embeth Davidtz) sanatsal bir aktivite sırasında tanışarak evlendiği George (Alessandro Nivola) ile, bir ressamla iş görüşmesi yapmak üzere Kuzey Carolina'ya yolculuğa çıkması. Madelaine'i iş gezisini uzatarak aynı kasabada bulunan ailesi ile tanıştırmaya ikna eden George sayesinde; hikayeye zıtlık abidesi gergin anne Peg (Celia Weston), tornavidalarla ilgili her türli repliği güldüren sempatik ve dalgın baba Eugene (Scott Wilson), hayatta bir şey başaramayıp genç yaşta evlenen ve bu yüzden karısını suçlarken abisini kıskanan kardeş Johnny (Benjamin McKenzie) ve aşırı çocuksu -ve aşırı hamile- gelin Ashley (Amy Adams) hikayeye dahil oluyor.

Eve döndüğünde şehirli karısı ve kasabalı ailesi arasındaki farklar gözüne batmaya başlayan ve gerek kendini, gerek evliliğini, gerekse ailesini sorgulamaya başlayan George bir yana; filmde geleneksel ile özgürün, din ile sorgulayışın çatışmasına da değiniliyor. Geleneklerine bağlı, Hristiyan bir Amerikan ailesinin; New Yorklu Madeleine ile yüzleşmesi izlediğimiz şey.

Filmdeki önemli karakterlerden biri olan ressam David Wark (Frank Hoyt Taylor), 'self-taught' resimler yapan modern bir ressam. Kendi kendini açıklayan ve üzerindeki yazılar ve tasvirlerle üzerinde fazla düşünmeye gerek kalmayan bir sanatın temsilcisi olan bu karakterin resimlerini film için yapan ressam ise Ann Wood. Wood'un David Wark karakterinin sanatını düşünerek yaptığı Amerikan tarihi ve kölelik temalı resimleri dışında, filmin afişinde de kullanılan ve filmin karakterlerini gösteren bir eseri de mevcut.

Filmde en sevdiğim iki karakter ise Eugene ve Ashley. Tornavidasını ararken "Where would I be if I were a screwdriver?" diyen, bulduktan sonra işi beceremediğinde ise "I have done some screwing in here I guess." diyerek beni güldüren Eugene bir yana; kocaman gözleri, çocuksu tavırları, aşırı hamileliği ve durmak bilmeyen soruları ve konuşması ile Ashley rolündeki Amy Adams, bu rolü ile Oscar dahil birçok ödüle "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" dalında aday gösterildi ve bunlardan 11'ini kazandı.

Sıcak, düşündürücü ve huzur verici bir film "Junebug".

"God loves you just the way you are. But He loves you too much to let you stay that way."

2 Ocak 2009

"SU Öğrencisinin En İğrenç Anları"

Geçtiğimiz hafta blogum açısından bir yeniliğe daha imza atarak, "Okurlara Sor" serisinin başlamasını sağladım. Bir Sabancı Üniversitesi öğrencisinin en iğrenç anlarını SU öğrencisi okurlarımın oylarıyla belirledim: Ankete katılan 48 kişinin (5'er seçenek işaretlediği) cevaplarına göre, okulum öğrencilerinin %52'sinin okul sınırları içerisinde yaşayabileceğini düşündüğü en iğrenç şey "Shuttle'ı kaçırmak". Bunu sırası ile %42'nin ve %40'ın oylarını alan "Finallerden sonra proje vb. nedenlerle okulda kalmak zorunda olmak." ve "Müzikus Partisi'nin ertesi günü sınavının olması." izliyor.

En popüler 10 seçenek ve katılanların yüzde kaçı tarafından işaretlendikleri şöyle:

1. Shuttle'ı kaçırmak (%52)
2. Finallerden sonra proje vb. nedenlerle okulda kalmak zorunda olmak (%42)
3. Müzikus Partisi'nin ertesi günü sınavının olması (%40)
4. BK Paylaşım'ın çalışmaması (%38)
5. Boş study aramak (%38)
6. Aynı gün 2 finalinin olması (%35)
7. Fabrikalardan gelen deri kokusunu solumak (%35)
8. Gece yarısı acıkmak ve odada yiyecek bir şey olmaması (%31)
9. Son bozuk paranı otomatlara kaptırmak (%29)
10. Cuma/Cumartesi gecesi 01:00 shuttle'ına yetişmek için arkadaşların yanından erken kalkmak zorunda olmak (%27)

İlk iki sırada yer alan anlar gösteriyor ki, okulum öğrencisi şehrin kilometrelerce uzağındaki kampusunda tıkılıp kalmaktan tiksiniyor. Dağın başından tek kurtuluş yolu olan shuttle'ların saatlerine bağımlı yaşamak, "Shuttle'ı kaçırmak" anının dünyanın en iğrenç şeyi olmasına neden olmuş durumda. Finaller biter bitmez de evine kaçmak istemek, benzer nedenlerle, yine haklı bir ikincilik getirmiş. 10. sıradaki "Cuma/Cumartesi gecesi 01:00 shuttle'ına yetişmek için arkadaşların yanından erken kalkmak zorunda olmak" da aynı kapıya çıkıyor. Okulum öğrencisi, okulda kalmak zorunda olduğu anlarda ise sınırlı eğlence olanaklarına sahip. Ve haklı olarak okulun en büyük kulübünün dönemde ortalama 2 kez düzenlediği en eğlenceli partisine gidememek kötü bir şey. Bilgisayar Kulübü'nün dev hizmeti BK Paylaşım ise, eğlenceye açılan bir başka kapı olarak çalışmaması durumunda insanları çileden çıkarıyor.

Anket sonuçları anonim olarak bana ulaştığı için -mantıklı olarak-, kimin ne yazdığını bilemesem de, "Diğer..." seçeneğini işaretleyen 10 kişiden 3'ünün alternatiflerine yer vermek istiyorum. Kendilerini övgüye ve ödüle değer buldum, lütfen kimliklerini belirtsinler.

Sürrealizm Ödülü: "Bok Heykeli'nin deliğinden yılan gibi süzülerek geçmek." ("Bu aslında eğlenceliydi." - diye de not düşmüş arkadaşımız. Denemek isteyenlere duyurulur.)

Hijyen Ödülü: "Köpüklü Kahve'ye 2 saniyeliğine de olsa girip çıktığında yağ kokmak."

Bunu Anca Kerem Yapar Özel Ödülü: "Anfide Merdivenlerden Yuvarlanmak"