6 Mart 2010

Oscarlar 2009: En İyi Yönetmen Adayları

Yazının formatında bir değişiklik yaparak tahminimi en başından söyleyip, neden ve neden-değillere sonradan değinmek istiyorum.

En İyi Yönetmen:
Kathryn Bigelow - Hurt Locker (0/0)
James Cameron - Avatar (3/3)
Lee Daniels - Precious (0/0)
Jason Reitman - Up in the Air (0/1)
Quentin Tarantino - Inglourious Basterds (1/2)

Ortamın gösterdiği son durum, yarışın Bigelow ve eski-eşi Cameron arasında olduğu. Bigelow DGA (Directors Guild of America), BAFTA ve BFCA Ödülleri'nin hepsinin kazananı oldu. Cameron ise Altın Küre ile yetinmek durumunda kaldı. Ben, tüm filmleri izledim ve benden bir seçim yapmam istense, Bigelow-Cameron-Tarantino arasında gidip gelen beyin dalgalarım nedeniyle kafamdan dumanlar çıkabilir. Fakat benim ne düşündüğümden çok ödülü kimin alacağı konusundaki tahminimden bahsedersek, tahminim Kathryn Bigelow olur.

"Hurt Locker"ın hem yönetmeni, hem de yapımcısı olarak iki dalda aday olan Kathryn Bigelow'un bir Irak Savaşı filmini tamamen karakter odaklı ve bir savaş filminden çok bir psikolojik durum filmi olarak ele alması, savaşın yarattığı trajediyle insanları ağlatmak yerine savaşın yarattığı adrenalin bağımlılığına odaklanarak insanları film boyunca heyecanlı tutabilmesi en büyük artıları. Kendisi, ödüle aday gösterilen ilk kadın yönetmen değil, (1976 - Lina Wertmuller, 1993 - Jane Campion, 2003 - Sofia Coppola) fakat ödülü kazanması durumunda En İyi Yönetmen Oscarı'na layık görülen ilk kadın yönetmen olacak. Birçoklarının yaptığı gibi "bu bir savaş filmi, kadınlar savaş filmi çekemez, dolayısıyla Oscar'ı almalı" seksist çıkarımını yapmıyorum. Bigelow, erkek olsaydı ve aynı filmi çekseydi, yine ödülü alacağını düşündüğüm isim olurdu. Fakat gerçek şu ki, bir erkeğin çektiği "Hurt Locker"ın aynı film olacağını hiç mi hiç sanmıyorum. (bkz. Jarhead, Sam Mendes, 2005) Eğlenceli bir bilgiye de yer verecek olursak, basında da sık sık yer aldığı gibi En İyi Yönetmen kategorisi bir eski-eş-kavgasına dönüşmüş durumda. 58 yaşındaki Bigelow, James Cameron'ın eski eşi.

James Cameron'ın 12 yıldır uğraştığı "Avatar"a rağmen bu ödülü almayacağını düşünmemin ise iki sebebi var: Alırsa bu kategorideki 2. ödülü olacağı gerçeği ve "Avatar"ın bir yönetmenlik harikası değil bir prodüksiyon harikası ve sinema devrimi oluşu. Aynı şekilde kendisinin DGA Ödülünü de kazanmayacağını düşünüyordum ve bunun bir sebebi daha vardı: Cameron'ın çalıştığı herkesin deyimiyle sette insanlara iyi davranmayan, zor bir yönetmen oluşu. DGA üyelerinin büyük çoğunluğunun yönetmenlerden değil, yönetmen yardımcıları ve set amirlerinden oluşuyor olması, Cameron'un DGA'yı kaybetmesinin en büyük nedenlerinden biriydi. Ego abidesi ve mükemmeliyetçi kişiliği ile 55 yaşındaki James Cameron, 1997'de 3 dalda (En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu) aday olduğu Oscarların 3'ünü de "Titanic" ile kazanmış ve "I'm the King of the World!" diye bağırmıştı sahneden. Bu yıl, aynı üç dalda "Avatar" ile aday olan Cameron'ın Bigelow'u yenemeyeceğini düşünüyorum. En azından bu kategoride.

Quentin Tarantino, ne kadar muhteşem bir yönetmen olduğu gerçeği bir yana, Akademi tarafından fazla sevilmeyen bir yönetmen olduğundan ödüle aday gösterilmesini bile bir mucize olarak algılamalı. 1994 yılında hem En İyi Yönetmen, hem de (Oscar'ı kazandığı) En İyi Orijinal Senaryo dalında aday olduğu "Pulp Fiction"dan beri Akademi'nin beğenisini kazanamayan Tarantino, bu yıl da aynı iki dalda "Inglourious Basterds" ile aday. 46 yaşındaki yönetmen, umarız ki bundan sonraki filmleri ile Akademi'nin ilgisini daha yoğun bir şekilde çekmeyi başarabilir.

Yarıştaki figüranlardan ilki, henüz 32 yaşında olmasına rağmen 2. ve 3. Oscar adaylığını elde eden Jason Reitman. "Up in the Air" ile hem bu kategoride, hem de muhtemelen kazanacağı En İyi Uyarlama Senaryo kategorisinde aday olan Reitman, ilk En İyi Yönetmen adaylığını 2007'de "Juno" ile almış ve bu kategoride aday olan en genç isimlerden biri olarak Akademi tarihine adını yazdırmıştı. "Up in the Air"de tarzını koruyan ve sağlam adımlarla ilerlediğini gösteren yönetmene ileriki kariyerinde başrılar diliyor ve sadece twitter takipçisi olarak değil filmlerinin takipçisi olarak da arkasında olduğumu belirtiyorum. (Çok da umrundaydı ya.)

Şansı sıfıra oldukça yakın olan son adayımız ise "Precious" ile başarılı bir çıkış yapan ve Amerikan Bağımsız Film Ödülleri'nde hem En İyi Film, hem de En İyi Yönetmen ödüllerini kazanan Lee Daniels. 50 yaşındaki yönetmen, hikaye anlatımı ve tercihleriyle beni etkileyemedi filmi ile. Bu hislerin sadece bana ait olmadığını düşünüyorum, çünkü Altın Küre adayları arasında Clint Eastwood, BAFTA adayları arasında da Lone Scherfig, Daniels'ın yerine aday gösterilmişti.

Sırada ve Sonunda: En İyi Film

5 Mart 2010

Oscarlar 2009: En İyi Erkek Oyuncu Adayları

En İyi Erkek Oyuncu kategorisindeki adaylar arasında bul yıl iki Oscarlı isim (Clooney, Freeman), bir sırası gelmiş isim (Bridges), bir adaylığı geç kalmış isim (Firth), bir de yeni isim (Renner) bulunuyor. Hakedenden çok sırası gelene verilen Oscar kategorilerinden biri olarak bu yıl sevinecek ismin Jeff Bridges olduğunu söyleyebiliriz. Tabii geçen yıl Mickey Rourke yerine Sean Penn'i ikinci kez Oscarlandıran Akademi, benzer bir karar vermezse.

En İyi Erkek Oyuncu:
Jeff Bridges - Crazy Heart (0/4)
George Clooney - Up in the Air (1/4)
Colin Firth - A Single Man (0/0)
Morgan Freeman - Invictus (1/4)
Jeremy Renner - Hurt Locker (0/0)

Yeniden eski günlerine dönmeye çalışan country şarkıcısı Bad Blake rolünde, "Crazy Heart"ta izlediğimiz Jeff Bridges, 4 kez aday olup kavuşamadığı Oscar'a bu yıl sahip olacak gibi gözüküyor. 60 yaşındaki oyuncu, bundan önce 1971, 1974 ve 2000 yıllarında yardımcı oyuncu rollerinde, 1984'te ise "Starman" filmindeki başrolü ile ödüle aday gösterilmişti. Coen Kardeşler imzalı "Big Lebowski" filmi ile geniş bir hayran kitlesine sahip olan aktör, bu yıl başarılı bir çıkışla sevindirdi hayranlarını.

2000'li yıllarda yıldızı parlayan 48 yaşındaki aktör George Clooney'i bu yıl da "Up in the Air"de işi insanların işlerine son vermek olan bir uçuş bağımlısı, Ryan Bingham rolünde izledik. Yıllarca bekleyip 2005'te "Good Night, and Good Luck"ın yönetmen ve senaristi, "Syirana"nın yardımcı oyuncusu olarak 3 ayrı dalda aday olan ve "Syriana"daki rolü ile Oscar'ı kazanan Clooney, 2007'de de "Michael Clayton"daki rolü ile aday olmuştu ödüle. Fakat ne yazık ki "Up in the Air", bu yıl yalnızca uyarlama senaryo ödülü ile yetinecek.

En başarılı İngiliz aktörler arasında gösterilen Colin Firth, rol aldığı onlarca filme rağmen Hollywood'un ilgisini yeni çekti ve ilk Oscar adaylığını elde etti bu yıl "A Single Man"de. 60'lı yıllarda eşcinsel bir ilişki yaşamanın zorluklarını çekmek yetmiyormuş gibi, bir de ölen sevgilisinin ardından tuttuğu yası gizlemek zorunda kalan George rolün ile 49 yaşındaki Firth Venedik Film Festivali'nden En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ile ayrıldı. Firth, Bridges'ın en büyük rakibi kanımca.

Geç kalmış Oscar'ını 2004'te "Million Dollar Baby" filmindeki yardımcı rolü ile alan Morgan Freeman, bu yıl yine bir Clint Eastwood filmi, "Invictus"ta çok daha görkemli bir karaktere, Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı Nelson Mandela'ya hayat verdi. Her zamanki doğal oyunculuğu ile bu zor görevin de altından kalkan 72 yaşındaki Freeman'ın da Clooney ve Bridges gibi 5. adaylığı bu.

Yılın favori filmlerinden "Hurt Locker"da Irak'taki askeri bomba imha ekibinin lideri Staff Sergeant William James rolünde izlediğimiz Jeremy Renner, yılın en iyi çıkışlarından birini sergiledi filmde. 38 yaşındaki aktör, ileriki yıllarda yine başarılı performanslar sergilemeye devam edecekmiş gibi gözüküyor. Fakat Oscar mı? Eheh.

BAFTA, En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde olduğu gibi Erkek Oyuncu'da da tercihini bir İngilizden, Colin Firth'ten yana yaptı. Onun dışında BFCA, Altın Küre ve SAG Ödülleri'nin hepsinin sahibi Jeff Bridges oldu. Yarışın galibi belli gibi olsa da, Akademi üyesi İngilizlerin sayısının gittikçe artması Colin Firth'ün sürpriz yapma şansının olduğunu gösteriyor. Tahminimi Jeff Bridges'tan yana kullanıyorum.

Sırada: En İyi Yönetmen

Oscarlar 2009: En İyi Kadın Oyuncu Adayları

Son yılların en büyük çekişmelerinden biri yaşanıyor bu yıl En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde. Bir yanda, 16. Oscar adaylığı ile efsane aktris Meryl Streep, bir yanda şaşırtıcı derecede ciddi bir rolde gördüğümüz romantik-komedi yıldızı Sandra Bullock... Onlara Dame Helen Mirren ve iki genç yıldız eşlik ediyor. Fakat şansları olduğunu kimse düşünmüyor, sadece eşlik ediyorlar.

En İyi Kadın Oyuncu:
Sandra Bullock - Blind Side (0/0)
Helen Mirren - Last Station (1/3)
Carey Mulligan - An Education (0/0)
Gabourey Sidibe - Precious (0/0)
Meryl Streep - Julie & Julia (2/15)

90lı yılların romantik komedilerinde güzel yüzü ve hoş bakışları ile ünlenen Sandra Bullock, bu yıl "The Blind Side" filminde evsiz kalan 17 yaşındaki siyahi bir çocuğu evlat edinen ailenin annesi Leigh Anne Tuohy'i canlandırıyor. Güçlü ve fedakar bir anne portresi çizen 45 yaşındaki Bullock, gerek aksanı, gerek duruşu ile yılın en iyi performanslarından biri ile karşımızda. Ödülün en iddialı iki isminden biri olmasına şaşırmamak gerek.

2006 yılında "Queen"deki performansı ile Oscar sahibi olan 64 yaşındaki Helen Mirren, "Last Station"da ünlü Rus yazar Tolstoy'un karısı Sofya rolünde, kocasını hayranları ile paylaşmaya çalışan bir kadını canlandırıyor. 4. adaylığını elde eden Mirren, ödülü kazanırsa, kendisi bile şaşırıp, Akademi'ye fotoğraftaki hareketi ile cevap verecekmiş.

24 yaşındaki İngiliz Carey Mulligan, "Pride & Prejudice" filminde Elizabeth'in kardeşlerinden birini oynadıktan sonra ilk büyük rolünü aldı "An Education"ın merkezindeki Jenny olarak. Filmde eğitimi ve etkileyici bir koca adayı arasında seçim yapmak ve bu seçimin getirdiği zorluklarla başa çıkmak zorunda kalan bir genç kızı canlandıran Mulligan, henüz daha yolun başındayken ödülü alacağını düşünmüyorum. Zira Akademi, genç kızlarımızı aday göstererek teşvik eden, fakat ödüllendirmek için yaşlanmalarını bekleyen bir kurum.

"Precious"da 16 yaşındaki Precious'ı canlandıran 26 yaşındaki Gabourey Sidibe, Harlem'in en şanssız karakterlerinden birini depresif bir şekilde oynuyor. Filmin bunalımının ve Mo'nique'in performansının gölgesinde kalan oyuncunun aday olması bile büyük bir başarı.

1979 yılında "Kramer vs. Kramer"deki yardımcı rolüyle ve 1982'de "Sophie's Choice"un Sophie'si olarak kazandığı iki Oscar'ı ve tam 15 adaylığı bulunan, Akademi tarihinin en başarılı isimlerinden "La" Meryl Streep, 16. adaylığını "Julie & Julia"da Fransız mutfağını Amerikalı evhanımlarına tanıtan Julia Child rolü ile elde etti. Karakteri oynamayan, adeta yaşayan Streep, Sandra Bullock'un en büyük rakibi. 2 Oscar'ı olan biri, 3. Oscar'ı almak için biraz daha bekleyebilir savunmasını yapanlara o 2 Oscar'ın üzerinden 30 yıl geçtiğini hatırlatmak istiyorum.

Streep, Sidibe ve Mulligan; SAG, Altın Küre, BFCA ve BAFTA ödüllerinin tamamına aday olurken; fazla Amerikan bir rolü olduğu için Sandra Bullock BAFTA adaylığını elde edemedi. -ki zaten ödülü kazanan isim bir İngiliz, Carey Mulligan oldu şaşırtıcı bir şekilde. BFCA Ödülü, nadir görülen bir şekilde Streep ve Bullock arasında paylaştırıldı. Altın Küre'yi drama dalında Bullock, komedi/müzikal dalında Streep kazandı. Bullock'un tek artısı, SAG Ödülü'nün sahibi olması. Dolayısıyla durum henüz neredeyse berabere gibi. Fakat ben Oscar yarışında da Sandra Bullock'un galip geleceğine inanıyor ve Meryl Streep'in 21. yüzyıldaki ilk Oscar'ı için biraz daha bekleyeceğini düşünüyorum.

Sırada: En İyi Erkek Oyuncu

4 Mart 2010

Oscarlar 2009: En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Adayları

Javier Bardem ve Heath Ledger yıllarından sonra, 2009 da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscarı'nı kimin alacağının kesinlikle belli olduğu bir başka yıl oldu. Cannes Film Festivali'nde başlayan ödül süpürgeliğine 7 Mart gecesi de devam edecek olan Christoph Waltz'u bir kez daha hayranlıkla selamlıyorum.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:
Matt Damon - Invictus (1/2)
Woody Harrelson - Messenger (0/1)
Christopher Plummer - Last Station (0/0)
Stanley Tucci - Lovely Bones (0/0)
Christoph Waltz - Inglourious Basterds (0/0)

Clint Eastwood'un yönettiği, Nelson Mandela'nın Güney Afrika Cumhuriyeti'nde siyahlar ve beyazları barış içinde yaşatmak için sporun birleştirici yönünü kullanmasını konu alan "Invictus" rugby milli takımının kaptanı François Pienaar rolünde izledik Matt Damon'ı. 1997'de "Good Will Hunting"deki rolü ile En İyi Erkek Oyuncu dalında bir Oscar adaylığı ve En İyi Orijinal Senaryo dalında arkadaşı Ben Affleck ile paylaştığı bir Oscar'ı bulunan Damon, bu yıl "Invictus"taki rolünün yanısıra Steven Soderbergh'in casus komedisi "Informant!"ta da başrol oynadı. "Invictus"ta Morgan Freeman'ın oyunculuğunun gölgesinde kalsa da, bu film Bourne imajından kurtulmak için başarılı bir seçim olarak yer alabilir 39 yaşındaki Damon'ın kariyerinde.

Bu yıl "Messenger", "2012" ve "Zombieland"de izlediğimiz, farklı türler deneyen Woody Harrelson'ı genellikle bağımsız filmlerde görmeye alıştık bugüne kadar. 1996'da "People vs. Larry Flynt"teki başrolü ile elde ettiği bir adaylığı bulunan 48 yaşındaki Harrelson; "Messenger"da Irak'ta şehit olan askerlerin ailelerine bu haberi iletmekle görevli asker Captain Tony Stone rolünde.
Bu yılki ilk adaylığı ile bugüne dek Oscar adayı olmuş en yaşlı 2. erkek oyuncu ünvanını George Burns ile paylaşacak olan 80 yaşındaki Kanadalı oyuncu Christopher Plummer, "Last Station"da ünlü yazar Tolstoy'u canlandırıyor. Son yıllarında karısı ve hayranları arasında kalan yazarın karısı rolünde En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde aday olan Helen Mirren'i izleyeceğimiz "Last Station"ı İstanbul Film Festivali'nde izleme şansı bulacağız.

Peter Jackson'ın izleyicileri ikiye bölen (benimse hiç hoşlanmadığım) son filmi "Lovely Bones", tek adaylığını seri katil ve gizemli komşu George Harvey rolündeki Stanley Tucci'ye borçlu. Bugüne dek, birçok yardımcı rolde oynasa da henüz ilk adaylığını elde eden 49 yaşındaki oyuncuyu bu yıl bu filmin yanısıra "Julie & Julia"da izledik.

Yılın tartışmasız galibi, Tarantino'nun "Inglourious Basterds"ında Colonel Hans Landa rolünde karşımıza çıkan, bugüne dek pek sık karşılaşmadığımız bir yüz olan Christoph Waltz. 53 yaşındaki Avusturyalı oyuncu, film boyunca, akıcı ve etkileyici bir şekilde konuştuğu Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca'nın hiçbirinde bir şey kaybetmiyor mükemmel oyunculuğundan. Yeri geliyor seyirciyi sinirlendiriyor, yeri geliyor mimikleriyle ve imalarıyla kahkahaya boğuyor, yeri geliyor bakışları ile geriyor. Umarız kendisini ileriki yıllarda çok farklı ama hepsi birbirinden iyi filmlerde izleriz.
SAG, BFCA, BAFTA ve Altın Küre. Christoph Waltz bu yıl bunların hepsini kazanmakla kalmadı, Cannes Film Festivali'nden de En İyi Erkek Oyuncu ödülü ile döndü. Bunlardan dördüne aday olan Stanley Tucci'yi, 3'er tanesine aday olan Matt Damon ve Woody Harrelson izliyor. Yılın başarılı performansları arasında gösterilen Alfred Molina (An Education) ile Christian McKay (Me and Orson Welles) ise Oscar adayı olamadı. Kısacası, Christoph Waltz'un Oscar'ı hayırlı olsun.

Sırada: En İyi Kadın Oyuncu

Oscarlar 2009: En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adayları

Yıllar boyunca kimin kazanacağı çok önceden belli olan birçok kategorinin aksine, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisi tahmin edilmesi güç bir kategori olmuştur Oscarlar söz konusu olduğunda. Bu yıl ise durumun değiştiğini ve Mo'nique'in Oscar'ın tahmin edilebilir sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Kendisine geçtiğimiz yılın kazananı Cruz, "Up in the Air"in iki hanımefendisi ve sürpriz adaylığı ile Gyllenhaal eşlik ediyor.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Penélope Cruz - Nine (1/2)
Vera Farmiga - Up in the Air (0/0)
Maggie Gyllenhaal - Crazy Heart (0/0)
Anna Kendrick - Up in the Air (0/0)
Mo'nique - Precious (0/0)

Geçen yıl Woody Allen filmi "Vicky Cristina Barcelona"da aklı iki uç arasında, dili ise İspanyolca ve İngilizce arasında gidip gelen eski eşi canlandırarak En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı'nın sahibi olan Penélope Cruz, ilk adaylığını 2006'da "Volver" ile elde etmişti. (4 yılda 3 Oscar adayı olmak, her oyuncunun başarabileceği türden bir şey değil.) Bu yıl Almodòvar'ın "Los Abrazos Rotos" filminde de başrolü üstlenen 35 yaşındaki İspanyol oyuncu, "Nine" müzikalinde yönetmen Guido'nun metresi Carla rolünde karşımıza çıkıyor. Filmde "A Call from the Vatican" şarkısını seslendiren, oldukça seksi dansları ile göz kamaştıran Cruz'un Mo'nique gibi güçlü bir adayın karşısında şansı yok. Hele ki henüz ödülü yeni kazanmışken.

Bugüne dek "Departed", "Breaking and Entering", "Nothing But the Truth" ve "Manchurian Candidate" gibi politik ve polisiye filmlerde karşımıza çıkan ve modern şehirli kadın rollerine oldukça yakışan Vera Farmiga, ilk adaylığını Jason Reitman'ın son filmi "Up in the Air"deki Alex Goran rolü ile elde etti. 46 yaşındaki oyuncu George Clooney ve Anna Kendrick ile karşılıklı sahnelerinde yer yer duygusal, yer yer eğlenceli bir karaktere hayat veriyor filmde.

Yılın sürpriz adayı, "Crazy Heart"taki Jean Craddock rolü ile Maggie Gyllenhaal. 32 yaşındaki oyuncu, 2002'de "Secretary" ve 2006'da "Sherrybaby" ile Oscar adaylığına çok yaklaşmış fakat başaramamış; 2005 yılında kardeşi Jake Gyllenhaal ondan önce ulaşmıştı adaylığa. Bu yıl Julianne Moore, Samantha Morton ve Judi Dench gibi isimleri geride bırakarak aday olan Gyllenhaal; henüz izlemediğim filmde Jeff Bridges'ın karşısında rol alıyor.

Ödülleri benim vermem gibi bir durum olsa, ödülün bu yılki sahibi Anna Kendrick olurdu. "Up in the Air"de yeni mezun, şirketin işleyişini teknolojik ve çağa uygun yöntemlerle değiştirmek isteyen enerji dolu fakat güçsüz bir genç kızı, Natalie Keener'ı canlandıran Kendrick, 24 yaşında. "Twilight" serisinin yan karakterlerinden biri olan oyuncudaki yeteneği keşfeden isme saygılarımı sunuyorum. Çok karikatürize oynanabilecek, klişelere başvurulabilecek bir rolün hakkını vermek; bunu yaparken de George Clooney'den rol çalmak kolay iş değil. Ne yazık ki Akademi'nin genç oyuncuları ödüllendirmemesi, Mo'nique'in varlığından daha büyük bir talihsizlik kendisi için.

"Precious"da Precious'ın şeytan ruhlu, iğrenç annesi rolünde gerçekten görkemli bir oyunculuk sergileyen 42 yaşındaki Mo'nique, bugüne kadar gereksiz sinema filmlerinde oynayan bir televizyon dizisi oyuncusu olmaktan ileri gidememiş ve Lee Daniels'ın filminde keşfedilmiş. İkiyüzlü bir karakterin saf kötülüğünü ve yapmacık iyiliğini seyirciye çok iyi yansıtan, filmin sonundaki duygusal patlamasında etkileyici bir monolog sergileyen oyuncu, umalım ki ilk büyük rolü ile Oscar'ı alıp sonra ortadan kaybolanlardan olmasın (bkz. Jennifer Hudson)

SAG (Screen Actors Guild), Altın Küre, BFCA ve BAFTA'nın hepsine aday olan yardımcı kadın oyuncular Mo'nique, Kendrick ve Farmiga oldu bu yıl. Cruz yalnızca Altın Küre ve SAG adaylığı ile yetinirken, Gyllenhaal'ın adı ilk kez Oscar adayları açıklandığında telaffuz edildi. Tüm bu ödüllerin sahibi olan Mo'nique, yazının başında da söylediğim gibi Oscar'ın da sahibi olacak.

Sırada: En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Oscarlar 2009: En İyi Orijinal Senaryo Adayları

"(500) Days of Summer" gibi bir senaryoyu En İyi Orijinal Senaryo kategorisinde görmezden geldiği için Akademi'ye olan öfkem halen geçmiş değil. Fakat geçtiğimiz yıl hem "In Bruges", hem "Happy-Go-Lucky", hem de "Frozen River"ı aday göstererek bana sevinç çığlıkları attırdıkları için, ardından bu yıl böyle bir hayalkırıklığı ile karşılaşmayı bekliyordum. En İyi Uyarlama Senaryo dalında olduğu gibi bu kategoride aday olan filmlerden 4'ü de En İyi Film adayı. Fakat uyarlama senaryoların aksine, orijinal senaryoların çoğu Oscar yarışında oldukça deneyimli isimler tarafından kaleme alınmış.

En İyi Orijinal Senaryo:
A Serious Man (Ethan Coen (4/8), Joel Coen (4/8))
Hurt Locker (Mark Boal (0/0))
Inglourious Basterds (Quentin Tarantino (1/2))
Messenger (Alessandro Camon (0/0), Oren Moverman (0/0))
Up (Bob Peterson (0/1), Pete Docter (0/4), Tom McCarthy (0/0))

"Fargo" ve "No Country for Old Men" ile yönetmen, yapımcı ve senarist olarak kazandıkları 4'er Oscarları bulunan Coen Kardeşler, bu yıl biyografik yanları da olduğunu ifade ettikleri "A Serious Man" ile, 60'lı yıllarda geçen bir hikaye anlatıyorlar. Her zamanki tarzları ile bu kez bir akademisyenin başına işler açıyorlar senaryolarında. Her yıl bir filme imza atmak konusunda Woody Allen ile yarışan, fakat son yıllarda Allen'dan çok daha başarılı işler çıkaran ikili, bu yıl da "A Serious Man" ile senarist ve yapımcı olarak Oscar adayı.

Yılın en iddialı filmi "Hurt Locker"ın, en büyük rakibi "Avatar"a karşı bir avantajı da senaryosu ile de Oscar adayı oluşu. Zira yine bir James Cameron filmi olan "Titanic"in 1997'deki zaferinden beri senaryosu ile aday olmayan bir film En İyi Film Oscar'ını kazanamadı. Irak'ta görev yapmış bir gazeteci olan Mark Boal, 2007'de Paul Haggis tarafından uyarlanan "In the Valley of Elah"ın senaryosunun kaynağı olan makalenin yazarı. Bu yıl ise yine Irak ile ilgili bir filmin, "Hurt Locker"ın orijinal senaryosunu kaleme almış ve yapımcıları arasında yer almış. Boal, bu yıl iki adaylığından en az biri ile Oscar'a sahip olacakmış gibi gözüküyor.

Hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip, son yılların en yaratıcı yönetmenlerinden Quentin Tarantino, 1994 yılında "Pulp Fiction" ile olduğu gibi, bu yıl da "Inglourious Basterds" ile En İyi Yönetmen ve En İyi Orijinal Senaryo dalında iki Oscar adayı. Ve 1994'te olduğu gibi Oscar'a uzanabileceği kategori En İyi Orijinal Senaryo. "Inglourious Basterds" ile tarihi kendince yorumlayan, iz bırakan sahnelere ve karakterlere hayat veren Tarantino, sinema tarihine yaptığı göndermelerle de seyircinin kalbini fethetmiş durumda. "Hurt Locker" yazarı Mark Boal'un en güçlü rakibi ve benim favorim, Quentin Tarantino.

"(500) Days of Summer" ve "Hangover"ı geride bırakarak bu kategoride sürpriz bir adaylık elde eden "Messenger", Irak'ta şehit düşen askerlerin ölüm haberlerini ailelerine iletmek gibi zor bir göreve sahip olan askerlerin ruh haline odaklanıyor. En İyi Orijinal Senaryo kategorisinde iki Irak, üç savaş filmi bulunması bir yana, bunların aralarında şansı en az olan ve 5 adaydan En İyi Film adayı olmayan tek film "Messenger".

En İyi Animasyon kategorisi dışında genelde En İyi Orijinal Senaryo dalında da görmeye alıştık Pixar filmlerini. Bugüne kadar 5 Pixar animasyonu bu kategoride aday olsa da henüz hiçbiri ödülü almayı başaramadı. "Up"ı yazan ekipte bulunanlardan Peterson ve Docter, bugüne de "Wall-E", "Ratatouille", "Monsters Inc." ve "Toy Story" gibi filmlerin senaryolarında imzası bulunan isimler. McCarthy ise "Visitor" ve "Station Agent" gibi bağımsız filmlerin yönetmen/senaristi. Gayet sevimli bir hikayesi ve karakterleri olan "Up"ın önceki Pixar filmlerinin elde edemediği başarıya ulaşamayacağını düşünüyorum.

En İyi Orijinal Senaryo dalındaki yarış "Hurt Locker" ve "Inglourious Basterds" arasında. Altın Küre adayları arasında sadece bu iki film bulunuyordu, fakat ödülün tek senaryo kategorisinde veriliyor olması nedeniyle kimin kazandığını göremedik. Tarantino WGA üyesi olmadığından, aday değildi, ödülün sahibi "Hurt Locker" oldu. BFCA, "Inglourious Basterds"ı, BAFTA ise "Hurt Locker"ı ödüllendirdi. Kısacası, tam bir ikilem söz konusu. Son yıllarda bir teselli ödülü işlevi de olan senaryo kategorileri, bu yılda da benzer bir işleve sahip olacak ve "Inglourious Basterds" ile Tarantino Oscar'a uzanacak isim olacak bence.

Sırada: En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

3 Mart 2010

Oscarlar 2009: En İyi Uyarlama Senaryo Adayları

Bu yıl 10 En İyi Film adayından 8'i senaryo dallarında aday ve bunlardan 4'ü uyarlama senaryolara sahip. Bu yıl 2 roman, 1 anı, 1 kısa film ve 1 televizyon dizisi uyarlaması bulunuyor adaylar arasında.

En İyi Uyarlama Senaryo:
An Education (Nick Hornby (0/0))
District 9 (Neill Blomkamp (0/0), Terri Tatchell (0/0))
In the Loop (Jesse Armstrong (0/0), Simon Blackwell (0/0), Armando Iannucci (0/0), Tony Roche (0/0))
Precious (Geoffrey Fletcher (0/0))
Up in the Air (Jason Reitman (0/1), Sheldon Turner (0/0))

"An Education", Lynn Barber'ın anılarını topladığı aynı adlı eserinden "About a Boy" ve "High Fidelity" gibi eserlerin yazarı olarak tanıdığımız Nick Hornby tarafından uyarlanmış. Barber'ın eğitim ve evlilik arasındaki yanlış seçimini konu alan filmin senaryosunun ne yazık ki Oscarlık olmadığını düşünüyorum. Hornby'nin başkasının eserlerini senaryolaştırmasındansa, romanlarının sinemaya uyarlanmış hallerini izlemeyi daha fazla seviyorum şimdilik.

"District 9", Neill Blomkamp'ın 2005 yapımı kısa filmi "Alive in Joburg"un yeniden ve uzun metrajlı çevrimi. Her iki filmin de yönetmeni ve senaristi olan Blomkamp'e senaryo sürecinde Terri Tatchell da yardımcı olmuş. "District 9" öncülünden çok daha fazlasını, anafikre sadık kalarak içermekte. Filmin belgeselimsi atmosferi, kısa filmde birkaç cümle ile yer alan karakterlerin "District 9"daki karakterlerin çıkış noktası olduğunun her halden anlaşılması ve senaryonun oldukça başarılı oluşu, iki filmin ve iki senaryonun aynı ellerden çıkmasından kaynaklanıyor.

"In the Loop", BBC televizyonunda yayınlanan İngiliz siyaset komedisi dizisi "Thick of It"in spin-off'u. Dizinin yaratıcısı ve filmin yönetmeni/senaristlerinden biri olan Armando Iannucci'ye seanryoda dizinin yazarlarından Armstrong, Blackwell ve Roche eşlik etmiş. İnce espriler, siyasi göndermeler ile dolu; eğlenceli bir politik taşlama olan "In the Loop", halen bir televizyon dizisi havasında.

"Precious", ya da uzun ismi ile "Precious: Based on the Novel Push by the Sapphire", bu kategori için tüm gerekli bilgileri adı ile veriyor. Yılın gişe filmlerinden "Push" ile karışmaması adına, adı değiştirilen filmi uyarlayan Geoffrey Fletcher, başarılı bir iş çıkarmış olsa da, filmin kurgusunun bunu biraz baltaladığını (buna rağmen filmin En İyi Kurgu dalında aday olduğunu) düşünüyorum.

"Up in the Air", işten çıkarma işlerini üstlenen bir şirketin deneyimli elemanlarından birinin havaalanları, uçaklar ve otellerde geçen yaşamını konu alıyor. Walter Kirn'ün aynı adlı romanından yönetmen Jason Reitman ve Sheldon Turner tarafından uyarlanmış. 6 yıldır yönetmenin aklında olan bir proje olmasına rağmen yeni senaryolaştırılarak hayata geçebilmiş "Up in the Air". Bu süre içinde değişen ekonomik ve toplumsal koşullar, artan işten çıkarmalar; önce bir komedi olarak düşünülen filmin dramatik yanının ön plana çıkmasına ve mizahi yönünü koruyan bir dramaya dönüşmesine neden olmuş.

En İyi Uyarlama Senaryo dalındaki Oscar, bu yıl bu kategorideki tüm ödülleri silip süpüren "Up in the Air"in olacak çok yüksek ihtimalle. 2007'de "Juno", bu yıl da "Up in the Air" ile En İyi Yönetmen dalında da aday olan Reitman, ilk Oscar'ını uyarlama senaryosuna borçlu olacak. Son 10 yıla bakıldığında bu dalda ödül alan her filmin En İyi Film adaylarından olduğunu, hatta 5'inin En İyi Film Oscar'ını kazandığını görüyoruz. Dolayısıyla Oscar'a en uzak filmin, "In the Loop" olduğunu söylemek de mümkün. Tüm adaylar BAFTA'ya da aynı dalda aday olurken, WGA (Writers Guild of America), bu dalda yalnızca "Precious" ve "Up in the Air"e, Altın Küre Ödülleri ise yalnızca "District 9" ve "Up in the Air"e yer vermiş. Tüm ödüllerin kazananı ise "Up in the Air"...

Sırada: En İyi Orijinal Senaryo

Oscarlar 2009: En İyi Animasyon Adayları

En İyi Animasyon Film (uzun metraj) kategorisi, bu yıl Altın Yılı'nı yaşıyor. 1938, 1988 ve 1995 yıllarında Özel Başarı Ödülü adıyla; sırasıyla ilk uzun metraj animasyon film "Snow White and the Seven Dwarfs" ile Walt Disney'in bizzat kendisine, "Who Framed Roger Rabbit"te animasyon ve gerçek performansı ilk kez birleştiren Richard Williams'a ve ilk Pixar filmi "Toy Story" ile ekibin lideri John Lasseter'e verilmiş olan ödül, ilk kez 2001'de bir kategoriye dönüştü. O yıl 3 filmin aday gösterildiği, 2002'de 5 filme çıkan aday listesi, Akademi'ye başvuran uzun metrajlı animasyon filmlerin yetersizliğinden dolayı yıllardır 3 filme veriliyordu. Bu yıl, yeterli sayı olan 16 filmin aday adayı olması nedeniyle yeniden 5 film bu kategoride aday gösterildi. Adaylığı garanti olan 4 film dışında finale kalan 5. filmin "Cloudy with a Chance of Meatballs", "9", "Ponyo" ya da "A Christmas Carol" olması beklenirken, Akademi bir sürpriz ile bu kategoride de bir Avrupa filmine yer verdi. Pixar'ın bugüne dek yalnızca iki kez kaybettiği bu yarıştan, 5. (hatta Özel Ödül'ü sayarsak 6.) Oscarı ile ayrılacağı kesin gibi.

En İyi Animasyon Film:
Coraline (Yön: Henry Selick (0/0) - Laika)
Fantastic Mr. Fox (Yön: Wes Anderson (0/1) - 20th Century Fox)
Princess and the Frog (Yön: John Musker (0/0), Ron Clements (0/1) - Walt Disney Animation Studios)
Secret of Kells (Yön: Tomm Moore (0/0) - Cartoon Saloon)
Up (Yön: Pete Docter (0/4) - Pixar Animation Studios)

"Coraline", hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip Neil Gaiman'ın bir eserinden uyarlanan stop-motion tekniği ile çekilmiş bir animasyon. Bilinen kalıplara uymayan bir yapıya, karanlık bir atmosfere ve korkutucu unsurlara yer veren bir hikayeye sahip. Yeni bir eve taşınan Coraline'ın bir gece evin içindeki bir kapıdan girilen alternatif bir dünyayı keşfetmesini konu alan film, bence de yılın en başarılı animasyonlarından. "Coraline", aday olduğu 10 Annie Ödülü'nün 3'ünü kazandı. Filmin seslendirme kadrosunda ise Dakota Fanning ve Teri Hatcher dikkat çekiyor.

"Fantastic Mr. Fox", "Royal Tenenbaums" ile En İyi Orijinal Senaryo dalında bir Oscar adaylığı bulunan bağımsız yönetmen Wes Anderson'ın ilk animasyon filmi. Karısının hamile olduğunu öğrendiğinde ona bir daha kendini tehlikeye atmayacağına ve tavuk hırsızlığı yapmayacağına dair söz veren tilkinin yıllar sonra eski mesleğine geri dönüp kendini, ailesini ve komşularını tehlikeye atışını konu alıyor. Bir roman uyarlaması olan "Fantastic Mr.Fox", iddialı olduğu En İyi Uyarlama Senaryo dalında aday olamamış olsa da Alexandre Desplat'ın müzikleri ile bir Oscar adaylığı daha bulunuyor bu yıl. Kahramanlarına yalnızca karikatürize hayvanlar değil, derinlikli karakterler olarak yaklaşan filmin en büyük kozu seslendirme kadrosundaki George Clooney, Meryl Streep, Jason Schwartzman, Bill Murray ve Owen Wilson gibi isimler. 3 dalda aday olduğu Annie'lerden En İyi Senaryo Ödülü ile ayrılmış olan "Fantastic Mr.Fox", benim gözümde "Up"ın tek, fakat göreceli olarak güçsüz rakibi.

Walt Disney, klasik animasyon tekniklerine geri döndüğü "Princess and the Frog"da; bildiğimiz prenses-kurbağayı-öper-,-kurbağa-prens-olur hikayesini anlatıyor. Prensesin Afrikalı olacağı duyurulduğunda, bunda stüdyonun seçim kampanyasında Obama'yı desteklemesinin büyük etkisi olduğunu söyleyenlerin sayısı oldukça büyüktü. Klasik animasyonlara nostaljik ve özlem dolu bir yaklaşımım olmadığından, geçtiğimiz ay vizyona giren filmi henüz izlemedim. Fakat yenilikleri seven Akademi'nin retro bir tercih yapacağını sanmıyorum. Film, Disney'in tapıldığı bir başka kategori olan "En İyi Orijinal Şarkı" kategorisinde Randy Newman imzalı iki şarkı ile de Oscar'a aday. Annie Ödülleri'nde ise aday olduğu 8 daldan 3'ünden ödülle dönmüş.

Yılın sürprizi, İrlanda yapımı "Secret of Kells". Kategori 3 adaydan oluşsaydı, bu başarıyı elde edemeyecek olan filmlerden olduğu kesin. Son yıllarda özellikle İspanyol ve Alman yapımı animasyon örnekleri çıkaran Avrupa'nın en başarılı animasyon filminin bu yıl İrlanda'dan çıktığını söyleyebiliriz. Seslendirme kadrosunda Brendan Gleeson'ın yer aldığı film, bir Kelt efsanesini anlatıyor. Avrupa Film Ödülleri'nde ve Annie Ödülleri'ne de En İyi Animasyon kategorisinde aday olsa da filmin henüz ülkesinde aldıkları dışında bir ödülü bulunmuyor.

"Up", ne yapsa hayran bırakan, son yılların en başarılı animasyon stüdyosu Pixar'ın son bombası. "Toy Story" ile başlayan macerasına; "Finding Nemo", "Incredibles", "Ratatouille" ve "Wall-E" ile 4 Oscar ekleyen Pixar'ın "Up"ı, bu kategori dışında En İyi Film, En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Orijinal Müzik ve En İyi Ses Kurgusu dallarında da Oscar'a aday oldu. 1991 yılında En İyi Film kategorisinde aday olan "Beauty and the Beast"ten sonra ilk kez bir animasyon filmin En İyi Film olma yarışında yer aldığını görüyoruz. (Fakat tabii ki, o yıl ne animasyon filmler bu kadar göz önünde olduğundan, ne de kategoride bu yıl olduğu gibi 10 aday olduğundan, "Beuaty and the Beast"in başarısı çok daha önemli.) Pete Docter ise, daha önce "Toy Story", "Monsters, Inc." ve "Wall-E"nin kadrosunda yer almış deneyimli bir isim. "Up", karısının hayallerini gerçekleştirmeden ölmesini halen kabullenemeyen emekli Mr.Frederikson'ın evini balonlarla uçurarak Güney Amerika'ya yaptığı ziyareti konu alıyor. Renkli karakterler, iyi espriler, güzel detaylarla dolu, 'tam bir Pixar filmi' "Up". 9 dalda aday olduğu Annie'lerin 2'sini (ama en önemli ikisini - En İyi Animasyon, En İyi Yönetmen), BFCA, BAFTA, Altın Küre ve PGA ödüllerini kazanan filmin bu ödüllere bir de Oscar ekleyeceği kesin.

En İyi Kısa Animasyon:
French Roast (Fabrice O. Joubert (0/0))
Granny O'Grimm's Sleeping Beauty (Nicky Phelan (0/0), Darragh O'Connell (0/1))
Lady and the Reaper (Javier Recio Gracia (0/0))
Logorama (Nicolas Schmerkin (0/0))
Wallace and Gromit: A Matter of Loaf and Death (Nick Park (4/5))

Kısa animasyonlarda ise 1 Fransız, 1 İspanyol, 1 İrlanda, 1 İngiliz ve 1 Amerikan filmi yarışıyor bu yıl. Bilgisayar teknolojilerini kullanan 3 filmin yanısıra, klasik çizim tekniklerine ve stop-motion'a başvuran birer film de mevcut listede. Kısalisteden finale kalamayan "Cat Piano"yu da saygıyla anıyorum. "French Roast", bir kafede otururken cüzdanını kaybettiğini farkeden bir adamın bu durumdan kurtulmaya çalışırken başına gelenleri anlatıyor. "Granny O'Grimm's Sleeping Beauty", şimdiden birçok Grimm masalını korkutucu bir şekilde yorumlayan büyükanne serisinin filmlerinden biri. Büyükanne torununu Uyuyan Güzel masalı ile korkutuyor. İspanyol "La dama y la muerte", Azrail ve genç bir doktorun, kocasına kavuşmak istediği için ölmek isteyen yaşlı bir kadını paylaşamamaları üzerine. "A Matter of Loaf and Death" ise stop-motion serisi Wallace and Gromit ikilisinin son macerası. İkilinin yaratıcısı Nick Park'ın, 90lı yıllarda 3 kez bu dalda ödüllendirilerek ve 2005 yılında En İyi Animasyon Film Oscarı'nı alarak döneminin kapandığı düşünüyorum ve birazdan detaylı olarak değineceğim "Logorama"nın en büyük rakibi olarak "Granny O'Grimm"i görüyorum.

"Logorama", son yıllarda gördüğüm en yaratıcı kısa animasyon. İnsanların, binaların, hayvanların, manzaraların hatta efektlerin bile dünyaca ünlü marka logolarından oluştuğu bir dünyada, polisiye bir hikayeyi konu alıyor film. Logolardan oluşan Los Angeles sokaklarında, Michelin maskotu polisler, Ronald McDonald'ı kovalıyor. 16 dakika boyunca gördüğümüz her şeyin bir logo olması ve özellikle bu göndermeleri hemen hemen eksiksiz anlıyor oluşumuz, kapitalist sistemin hayatımıza ne kadar işlediğini kanıtlıyor. Filmde özellikle X-Box ve Nike logolarının kullanım şekli beni benden aldı. Hikayesi sıradan olsa da bunu anlatmayı seçtiği yaratıcı yolla Oscar'a uzanmasını umuyorum Nicolas Schmerkin'in.

Sırada: En İyi Uyarlama Senaryo