Yerlere göklere sığamıyorum
Dört güzeldir.
Hayaller kurup havalanmaya çalışmak ama, sadece dört yaşına özgü bir şey değildir.
Bugün dört yaşında oldu blogum.
Ve siz okumaya devam ettikçe, daha yazılacak milyonlarca satır var.
Pek subjektif kültür/sanat sitesi.
13. dendiğine bakmayın. 24 - 30 Aralık tarihlerinde düzenlenen "Randevu İstanbul Film Festivali", bu adıyla ilk kez düzenleniyor TÜRSAK tarafından. Yılların Sinema-Tarih Buluşması; bu yıl daha kapsamlı ve bölümlere ayrılmış bir programla, Alkazar Sineması'nın kapanması nedeniyle yeni ve sayıca daha fazla salonlarıyla ve Fransız Kültür Merkezi'nin desteği nedeniyle midir bilinmez Fransızca bir adla karşımıza çıktı. Tüm bu yeniliklerin amacı, kuşkusuz yıllardır boş salonlara düzenlenen festivalin daha geniş bir kitleye yayılma kaygısıydı. Gittiğim 3 filmden gördüğüm kadarıyla bunu başarmışlar. Fakat bir anda bu kadar büyüyen bir organizasyonun altından, 13. kez bu festivali düzenliyor olmalarına rağmen kalkamadı TÜRSAK.
"127 Hours" - ABD (Yön: Danny Boyle): 2008'de Oscar'ını rüya gibi bir film olan "Slumdog Millionaire" ile kucaklayan İngiliz yönetmenin son filmi, gerçek bir hikayeye dayanıyor. 2000'li yılların başlarında Utah'taki bir kanyonda sıkışıp 127 saati oradan kurtulmaya çalışarak geçiren Aron Ralston'ın hikayesini anlatan filmde tek kişilik performansı ile James Franco çok büyük bir görevi başarıyla yerine getiriyor. "Slumdog Millionaire"de Chris Dickens'ın harika kurgusunun yerini, en az onun kadar iyi olan Jon Harris üstlenmiş. Görüntülerde ise hemen hemen tüm Danny Boyle filmlerinde olduğu gibi Anthony Dod Mantle var. Issız bir yerde tek başına kalan bir adamın hikayesinde konuşmanın azlığı ise harika müziklerle giderilmiş. Gerek soundtrack seçimi, gerekse A.R.Rahman'ın bestelediği orijinal müzikler filmin en önemli artılarından biri. 3 dalda Altın Küre adayı olan filmin, Oscarlarda da birkaç dalda adaylık yakalayacağı kesin.
"Blue Valentine" - ABD (Yön: Derek Cianfrance): Daha önce bir televizyon ve belgesel yönetmeni olan Cianfrance'ın ilk filmi, fazla dramatik bir aşk hikayesini anlatıyor. Ryan Gosling ve Michelle Williams'a birer Altın Küre adaylığı getiren film, oyunculuklar dışında beni hayal kırıklığına uğrattı. Artık Ryan Gosling etkisinden midir bilinmez, sanırım bir "Notebook" beklentisi içerisindeydim, olmadı.
Salon, 18 Aralık Cumartesi gecesi, sahnesinde indie-rock'ın en tatlı İngiliz gruplarından birini ağırladı. Fakat bununla da kalmadı, ufak çaplı bir talihsiz serüvenler dizisi ile de başa çıkmak zorunda kaldı. Mystery Jets, kısa ama oldukça tatmin edici bir performansla çıktı o gece karşımıza. Salon'un programında adlarını gördüğümde test amaçlı dinlemeye başladığım, tüm şarkılarını hatmettiğim ve bir günde aşık olduğum bu grubu canlı izlemek gerçekten çok zevkliydi.
Grubun en sevdiğim şarkılarından "Half in Love with Elizabeth" ile başlayan, en sevdiğim şarkısı "Two Doors Down"u da içeren ve bissiz bir şekilde biterek bizi üzen, kısa ama öz bir setlist söz konusuydu. Ses düzeni ve bas gitarist eksikliği nedeniyle neredeyse akustik konser havasında geçen konsere damgasını vuran; kesinlikle Blaine Harrison'ın sıcak tavırları, seyirci ile sohbetleri, Türkçe konuşma çabaları ve "This is Efes. It's good stuff." diyerek yaşanan aksilikler için özür dileyip öndeki seyircilere bira dağıtması oldu. (Etkinliğin bir Phonem by Miller etkinliği olduğu düşünülürse biraz ilginç bir durum, evet.)
68. Golden Globe Ödülleri; drama dizisi, komedi dizisi ve minidizi/tv filmi kategorilerinde verilen ödüllerinin aday listelerine bakıldığında ise sürprizsiz ve heyecansız listeler ile karşılaşıyoruz. Öne çıkan tüm yapımlar 3'er adaylıkla eşi benzeri görülmemiş bir eşitliğe sahip gibiler. Bu duruma uymayan ve 5 adaylık elde ederek öne çıkan ise, geçtiğimiz yıl En İyi Komedi/Müzikal Dizisi dalındaki büyük ödülün sahibi olan "Glee".
Drama dizisi dallarında birkaç yeni dizinin adı geçerken, ülkemizde de çokça konuşulan "Boardwalk Empire", 3 adaylık alan dizilerden. Son 3 yılın kazananı -ve birçoğumuzun bu yüzden nefret ettiği- "Mad Men"in en büyük rakibi "Boardwalk Empire" olacakmış gibi görünüyor. Onun dışında 3'er adaylık elde eden diziler ise "Dexter", "Good Wife" ve "Mad Men". Komedi/müzikal dizisi dallarında ise "Glee"yi 3'er adaylıkla "30 Rock" ve Eylül'de ilk sezonu ile Emmy almayı başaran "Modern Family" izliyor. Bu dallarda adı geçen tek yeni dizi ise 2 adaylık ile "Big C". "How I Met Your Mother"a olan ilgisizliği ise yıllardır anlamış değilim. Minidizi/TV Filmi dallarında ise Emmy'lerin yıldızı "Pacific" yalnızca tek adaylık ile şaşırtıyor. (Bunun nedeni, Altın Küre Ödülleri'nin televizyon için teknik, yönetmenlik ve senaryo dallarında ödül dağıtmaması.) Bu dallarda 3'er adaylıkla Emmy'nin diğer yıldızı "Temple Grandin" ve yeni bir minidizi "Pillars of the Earth" göze çarpıyor.
68. Golden Globe Ödülleri'nin adayları, HFPA (Hollywood Foreign Press Association) tarafından bugün açıklandı. Sinema kategorilerinde, her zaman olduğu gibi, yine birçoğunu henüz ülkemizde izleme fırsatı bulamadığımız filmler öne çıkıyor. Altın Küre Ödülleri aday listesine bu yıl 7 adaylıkla "King's Speech" damgasını vuruyor. Onu 6'şar adaylık ile "Social Network" ve "Fighter" izliyor. Komedi/Müzikal kategorisinde değerlendirilen filmlerde ise 4 adaylık ile "Kids Are All Right" öne çıkıyor. Coen Kardeşler'in son filmi "True Grit" ise sanırım oylamaya dahil olmamış - çünkü son haftalarda açıklanan birçok ödül/aday listesinde çokça adı geçiyordu filmin. Darren Aronofsky imzalı "Black Swan" BFCA listesinde en fazla adaylığa sahip film olsa da, teknik kategorilerin olmadığı Altın Küre Ödülleri listesinde 4 adaylıkta kalmış. Yılın fenomeni "Inception" da 4 adaylığa sahip. (Christopher Nolan, hem yönetmen, hem senarist olarak çifte adaylığa sahip.) En İyi Animasyon kategorisi, bu yıl Akademi kuralları gereği 3 adaylıkta kalacak olsa da, kuralsız HFPA 5 filmi aday göstermiş.
"127 Hours"ın En İyi Film, Mark Ruffalo'nun En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, "How to Train Your Dragon"ın En İyi Orijinal Müzik ve "Toy Story 3"ün En İyi Orijinal Şarkı kategorilerindeki yokluğu üzücü. En İyi Yabancı Film kategorisinde "Le Concert"i görmeyi ise hiç beklemiyordum açıkçası. Susanne Bier imzalı "Hævnen" ise merakla beklediğim bir Nordic film olarak listeden bana bakarak gözlerimin dolmasına neden oldu.
2. Almost Alice - Various Artists:
3. Handmade - Hindi Zahra:
1. Masumiyetin Ziyan Olmaz - Mor ve Ötesi:
1. Kathryn Bigelow - Yönetmen (Hurt Locker): Akademi tarihinin Oscar sahibi olan ilk kadın yönetmeni olması, yarattığı eserin önüne geçen Bigelow -ya da en magazinselinden James Cameron'ın eski karısı- yıl boyunca Amerikan propagandası yapmakla, savaş yanlısı olmakla, hatta yalnızca kadın olmakla suçlandı. Ama "Hurt Locker", savaş psikolojisini çok iyi analiz edişiyle yılın en iyi filmlerinden olmayı hak eden bir yapımdı bence. Filmdeki birçok seçimi ile de Bigelow, yılın en iyi yönetmeniydi benim gözümde de. (Oscar, En İyi Yönetmen Ödülü; Altın Küre, En İyi Yönetmen Adayı)
3. Xavier Dolan - Yönetmen/Senarist (J'ai tué ma mère): 20 yaşında ülkesinin Akademi'ye yolladığı filme imza atan, 2 yılda çektiği 2 filmle Cannes Film Festivali'ne 2 yıl üst üste katılan, 17 ödül sahibi bir efsane. İlk filmi "J'ai tué ma mère"i hem yazan, hem yöneten, hem de başrolünde oynayan Dolan, 2009'un sinema tarihine en büyük katkısı. Yarı-otobiyografik filminde sancılı bir anne-oğul ilişkisine odaklanan Xavier Dolan için, pek bir şeyi beğenmeyen Uygar Şirin bile bakın ne diyor Sinema'nın Kasım 2010 sayısında: "Annemi Öldürdüm'e getireceğiniz her olumsuz eleştiri; senarist, yönetmen ve oyuncu Xavier Dolan'ın bu filmi 18-19 yaşında yapmış olması gerçeğine toslayabilir."
5. Duncan Jones - Yönetmen (Moon): David Bowie'nin oğlu Duncan Jones, ilk sinema filminde bilimkurgu türünün en minimalist örneklerinden birine imza attı 2009'da. Baş ve tek roldeki Sam Rockwell'in oyunculuk yeteneğinin ve yapım tasarımı ekibinin başarısının da katkısıyla; tek mekan ve tek kişiyi izlediğimiz süre boyunca sıkılmadan bizi perde karşısında oturtmayı başardı. BAFTA tarafından En İyi İlk Film Ödülü'ne layık görülen Jones, şu sıralar ikinci filmi "Source Code" ile meşgul. Merakla bekliyoruz...
(500) Days of Summer (ABD)
Away We Go (ABD)
District 9 (ABD)
Hurt Locker (ABD)
Inglourious Basterds (ABD)
J'ai tué ma mère (Kanada)
Pandora'nın Kutusu (Türkiye)
Vavien (Türkiye)
La Scala Tiyatrosu Bale Topluluğu
Resim ve Heykel Koleksiyonu ise 18-19. yy İsveç, 17-18. yy Fransız, 17. yy Hollanda ve İkonalar başlıkları ile dört ana bölüme ayrılmış. 17-18 yy Fransız sanatı denilince, tabii ki akla Empresyonizm geliyor. Müzenin koleksiyonunda Cézanne, Degas, Gaugain, Manet, Monet, Pisarro, Renoir ve Sisley gibi, akımın en büyük ustalarının eserleri mevcut. 17. yy Hollandası denilince ise tabii ki Rembrandt demek yetiyor.
18. ve 19. yüzyıl İsveç Sanatı ise müzenin hemen hemen tek beğendiğim yanıydı. (Evet evet, ayrı bir Empresyonizm kısmı olmasına rağmen) Nordic Kültürü'nü, o soğukluğu, o durgunluğu ve o melankoliyi yansıtan tablolar; o ışık kullanımı, baştan çıkarıcı olmasa da hafif büyüleyici bir etkiye sahipti. 18. yüzyıl İsveç'inin sembollerinden biri haline gelmiş olan Alexander Roslin imzalı portre "The Lady with the Veil (The Artist's Wife)" (1769) ve türevleri dönemin diğer Avrupa akımlarından fazlaca esintiler taşısa da; başta favorim Eugene Jansson'un "Sunrise over the Rooftops"ı (1903) olmak üzere; Karl Nordstrom ve Carl Wilhelmson eserleri oldukça 'kuzeyden' ve ilgi çekiciydi.