15 Mart 2008

4. Ks. Flm. Fstvl.


Bu hafta Akbank Sanat'ın "Ödüllü Filmler Üniversitelerde!" etkinliği sayesinde 3-13 Aralık 2007 tarihleri arasında düzenlenen 4. Kısa Film Festivali'nin kazananları gösterildi Sabancı Üniversitesi Sinema Salonu'nda.


Sırasıyla kurmaca ve belgesel dallarının birincileri "Bir Cinayetin İki Öyküsü" ve "İntihar Ederdim!" gösterildi önce. "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" filminin yönetmeni Ahmet Uluçay'ın sinemaya olan bağımlılığını anlatan belgesel "İntihar Ederdim!" Müşfik Kenter'in sesi ve Gökhan Kırdar'ın müzikleri eşliğinde güzel bir hikayeyi anlatırken, "Bir Cinayetin İki Öyküsü" de hem kurbanın hem de zanlının gözünden anlatmış bir cinayeti.


Kurmaca dalında mansiyon kazanan kısalar ise "Güvercin Taklası", "Unus Mundus" ve "Camgöz"dü. İlki, çok fazla doğallık içermesi ve biraz düşündürücü oluşuyla fazla çekmedi ilgimi. Fakat 3 buçuk dakikalık "Unus Mundus", az ve öz olarak derinden yaraladı beni. "Camgöz" ise Onur Ünlü'nün "Polis"i ya da Tarantino filmlerini aratmayan, biraz Ahmet Ümit polisiyesini vampirlerle kurtadamlarla karıştıran biraz komik, biraz mistik, kendini ciddiye alan ama kendiyle dalga geçen uzun bir kısa film olmuş. 'İlginç' kendisi hakkında yapabileceğim tek yorum belki de.


Belgesel dalında mansiyon alan filmleri seyretmeye ne yazık ki kalamadım.
Özetlemek gerekirse, seyrettiğim 5 kısa film arasındaki favorim kesinlikle "Unus Mundus" oldu.


"Herkes, her şeyden sorumludur." - Dostoyevski

12 Mart 2008

Yumurtlamak üzerine...


3 Mart 2008 Gecesi dağıtılan 40.SİYAD Türk Sineması Ödülleri'nde, "Babam ve Oğlum"dan 2 yıl sonra bir kez daha hemen hemen tüm ödülleri tek bir film topladı. Gelsin polemikler.

Efendim, bu yılın en "Neler Oluyor?" filmlerinden "Yumurta"; Semih Kaplanoğlu'nun üçlemesinin ilk filmi, Türkiye'nin medar-ı iftiharı, kümeslerin çift sarılısı; yumurtaya can veren yüce varlığın (!) da desteğiyle midir artık nedir, 8 ödül aldı 3 Mart gecesinde. Benim gönlüm Özgü Namal'dan, Murat Han'dan bilemedin Nurgül Yeşilçay'dan, Cem Özer'den yanaydı. Kısacası favorilerim "Adem'in Trenleri" ve "Mutluluk"tu bu yıl.
"Nuri Bilge Ceylan Sineması"nı sevmeyen, sevemeyen ama saygı duyan bir genç olaraktan kutluyorum kendisini ve hiç beğenmediğim, seyrederken içinde bulunduğum duruma bir işkencenin ismini arayıp durduğum bu sanat eserini bir yana bırakıyorum.
Ödül töreni ile ilgili 6 Mart'taki Radikal'de yayınlanan "Yumurta'dan Polemik Çıktı" başlıklı kültür-sanat yazısına geçiyorum. Haber hazırlanırken görüşüne başvurulanlardan biri olan "Beyaz Melek" filminin yapımcısı Murat Tokat insanı şöyle demiş efendim:
"Filmleri neye göre seçiyorlar? Yıldız Kenter'in yardımcı kadın oyuncu olarak aday gösterdiler. Yıldız Kenter 'Beyaz Melek'te başrol oynuyor. 'Yumurta' gibi filmler Kültür Bakanlığı'ndan aldıkları paralarla çekiliyor, bütçeleri belli. Bizimkiler 3 - 4 milyon dolarlık filmler. Böyle filmlerin SİYAD'dan daha çok destek görmesi lazım. Sinema seyirci çeksin diye yapılan bir iş ama burada seyirci çeken filmler rağbet görmüyor. Ödül verenlerin filmi izlemediğini düşünüyorum. Çünkü en iyi müzik ödülünü verdikleri filmin (Mutluluk) tamamına harcadıkları parayla biz sadece filmimizin müziğini yaptık."
Kendisi bu harika sözleriyle bir anda RTE, Perihan Mağden ve Seda Sayan'a duyduğum sevgiye ve Peker Açıkalın, Mehmet Ali Erbil ve Kadir Çöpdemir'e duyduğum saygıya sahip oluverdi. Beyefendi kime saldıracağını şaşırmış, ağzına geleni söylemiş meaşallah. Kendisini Kaan Sezyum'a ve Penguen çizerlerine havale etmek isterdim ama onların da işi başından aşkın. Her gün dalga geçilecek başka bir sürü mesele olagelmekte sevgili memleketimizde.
Önemli olan para harcamaksa, ya da halkımızın %47'sine hitap edebilmekse aynı haberde SİYAD üyelerinden Berke Göl'ün dediği gibi diyorum:
"Bir filmin az ya da çok izlenmesi, o filmin 'iyi' olmasından bağımsız bir şeydir. 'En çok izlenen filmler şunlardı, ödüller de onlara gitmeliydi' demek çok mantıksız, o zaman hiç boşuna oylama yapılmasın, gişe rakamlarına göre ödül sahipleri belirlensin. Son olarak 80. Oscar ödüllerinde de ödüllerin hemen hiçbiri en çok gişe yapan filmlere gitmedi."
Bu zihniyetle insanlar Recep İvedik'i (Şahan Gökbakar'ı demiyorum bak) En İyi Erkek Oyuncu (ya da En Erkek İyi Oyuncu) da seçer, "Norbit"i En İyi Yabancı Film de seçer...
Son olarak merak edenler için SİYAD kazananları şöyle:
En İyi Film: Yumurta, En İyi Yönetmen: Semih Kaplanoğlu - Yumurta, En İyi Erkek Oyuncu: Nejat İşler - Yumurta, En İyi Kadın Oyuncu: Saadet Işıl Aksoy - Yumurta, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: İlyas Salman - Sis ve Gece, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Derya Alabora - Adem'in Trenleri, En İyi Senaryo: Yumurta, En İyi Müzik: Mutluluk - Zülfü Livaneli, En İyi Görüntü: Yumurta, En İyi Sanat Yönetimi: Yumurta, En İyi Kurgu: Yumurta.

!F 2008'in Ardından...

Hayatımda yaşadığım teknik problemlerden dolayı geç kalmış yazılar serisinin 2.sinde konu başlığımız 7. !F Bağımsız Filmler Festivali...
Bu yıl !F'te 7 film izledim. Açıkçası çok beklentilerimi karşılayan ya da beni heyecanlandıran bir festival olduğunu söylemekte zorlanıyorum şu anda dönüp baktığımda.
"Falling Slowly" ve "If You Want Me" şarkılarıyla, müzikleri ve diyaloglarıyla ruhu doyuran romantik ve şirin bir film olan "Once" ve Ryan Gosling'in başrolü şişme bi bebekle paylaştığı "Lars and the Real Girl" favorilerimdi.
Önceki yazımda da belirttiğim üzere, beni hayal kırıklığına uğratan ve bu kadar muazzamlaştırılıp şişirilip bir sinema mucizesi olarak karşımıza sunuluşuna anlam veremediğim "No Country for Old Men" bir başka filmdi. Javier Bardem'in oyunculuğu dışında bana pek bir şey katmadı Coen'lerin 4 Oscar'lı filmi.
"Neler Oluyor Özel Ödülü"nü layık gördüğüm "Picture of Dorian Gray", sonradan anladığım üzere Oscar Wilde'ın eserini okusaydım "Bir Şeyler Oluyor" diyebileceğim bir filmmiş. Fakat Wagner ve birkaç rock şarkısı dinlemenin güzelliği dışında hayatın anlamını sorguladığım birkaç saate dönüştü salonda geçirdiğim dakikalar.
Festivalin "Meksika Dalgası" bölümünden seyrettiğim iki film "Drama/Mex" ve "Deficit" birbirine tamamen zıttı. "Drama/Mex", Alejandro Gonzalez Iñarritu'ya özenmiş, fakat olayı becerememiş bir yönetmenin çırpınışları olmuş gibi geldi bana. "Déficit" ise Gael Garcia Bernal'in yönetmenliğe de ne kadar yakıştığını, ne kadar muhteşem bir insan, ne kadar karizma bir oyuncu olduğunu, her role gittiğini, Meksika sinemasının birkaç onyıl içinde nasıl kanatlanıp uçacağını kanıtladı. Derin ve büyük bir konuyu, bize de tanıdık gelen karakterlerle anlatmayı başarmış küçük bir film olarak oldukça başarılıydı.
Son olarak "Pardonnez-Moi", kim olduğunu bilmediğim ama hem yazıp, hem yönetip, hem oynamayı başarabilen başka bir insan Maïwenn ablamızın yarattığı; babasıyla sorunu olan herkesin seyretmesi gereken, hafif absürd, bazen abartılı ama gayet sıcak bir Fransız filmiydi.
!F'in en sevdiğim yanı ise, bitişinden 2 aydan daha kısa bir süre sonra yerini çok daha iyisine bırakıyor oluşu: 27. İstanbul Film Festivali'ne 1 ay kaldı.

10 Mart 2008

80th Academy Awards

Eleştirmeninden, bloggerına, haber spikerinden, simitçisine herkesin dediği gibi "Yapılacak yapılmayacak derken..." diye başlamak istemiyorum yazıma. Ama gerçekten de heyecanlı bir bekleyiş ve tedirginlik günlerinden sonra bir gece daha 03:30'da televizyon karşısına geçebildim neyse ki.


Bu yıl Oscar Töreni yazımda yer almaya değecek olaylar dizisi şöyle:


- Geçen yılki aynı şeyi yapıp, bu kez daha fazla kızdım kendime. CNBC-e ve canlı yayın reklamdayken, NTV'deki yorumları izlememeliyim artık. Çünkü bu işten en çok anlaması gereken insanların bile bu işten anlamadığını ve saçma sapan yorumlar/tahminler yaptığını görmek kıl ediyor beni. Sevin Okyay'ı özlüyorum. Oğlunu değil, kendisini görmek istiyorum.

- Jon Stewart 78. törende olduğu gibi bu kez de gayet iyiydi. Açılış konuşmasındaki esprileri ve ödül dağıtımı aralarındaki şovları güldürdü beni bol bol.

- "This was the year of psycho killers. All I can say is thank god for teenage pregnancy."

- Yine bir klişe: "Sürprizlerle dolu bir yıldı." Evet, öyleydi. Transformers'ın eli boş döneceğini ya da Bourne Ultimatum'un (ki kendisi hem bir devam filmi olma, hem de bir Amerikan filmi olmama özelliklerini taşıyor) teknik dalları silip süpüreceğini kim tahmin ediyordu? Tilda Swinton'ı sahnede teşekkür konuşması yaparken görebileceğimizi kim düşünebilirdi ya da?

- "Julie Christie played a woman forgetting her husband. Hilary Clinton called it the fairy good film of the year."


- Julie Christie yerine Marion Cotillard'ı sahnede görmek beni sevindirdi. Ama bence sürpriz değildi. Hep Julie Christie'nin kazanacağını düşünsem de, hep bir acaba vardı aklımda; ve
tabii yürekten istiyordum Jeux d'enfants'ın küçük kızının Edith Piaf oluşunun ödüllendirilmesini.


- "I am worried about this year's elections. Normally when you see a woman or black president, it means an astroid is about to hit the Statue of Liberty."

- Gecenin en güzel iki anı ise Diablo Cody ve Marketa Irglova sayesinde yaşandı bence. Marketa Irglova, Glen Hansard ile "Falling Slowly" için paylaştığı Oscarını aldıktan sonra konuşamadan sahne arkasına yollandı. Jon Stewart büyüklüğünü gösterdi ve geri çağırdı kendisini. Ve o konuşma çok tatlıydı :) İkincisi ise striptiz kulüplerinden Akademi'nin sahnesine olan bir hayli uzun yolu katedebilmiş Diablo Cody'nin konuşmasının sonundaki hıçkırıktı kesinlikle.

- "The mighty Cate Blanchett... She played the Queen in Elizabeth: The Golden Age. She played Bob Dylan in I'm Not There. And guess what! The scene in No Country for Old Men where Josh Brolin is chased by the pitbull...! Yes, it was her! And now you're watching her hosting the Academy Awards Ceremony as Jon Stewart."

- Cate Blanchett, Marion Cotillard ismi anons edildiğinde, -ki kendisi rakibesi olur, aynı kategoride adaylardı- o kadar mutlu oldu ki, inanın Marion ablamız o kadar sevinmemiştir. Cate Blanchett seni seviyorum. (bi insanın adı Cate, Kate ya da türevleriyse zaten, iyi olmamasına imkan var mı?)

- Counterfeiters adlı Avusturya filmi, En İyi Yabancı Film seçildi. Böylece Yahudi katliamı, Naziler ve İkinci Dünya Savaşı konulu bir film ilk kez (!!!) ödüle layık görülmüş oldu. Biraz orjinal olalım lütfen, bak Diablo'ya. Oh mis.

- August Rush'tan aday "Raise It Up" şarkısı inanılmaz bir performansla sahnelendi. Jamia boyunun gösterdiğinin milyon katı sesiyle duygulandırdı, sonra da Wii'de Jon Stewart'la oyun oynarken yakalanarak güldürdü sağolsun.

- Dario Marianelli, Ratatouille, Daniel Day-Lewis için ne kadar sevindiğimi, ama zaten her şeyin çoktan belli olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

- Artık numara mı yapıyorlar, yoksa cidden hiçbir Hollywood yıldızı "cinematography" kelimesini söyleyemiyor mu?

- No Country for Old Men'de bütün dünyanın anladığı, ama benim ısrarla göremediğim bir şey var sanırım. Beğenmedim kardeşim filmi! Bu kadar. Coen'ler, sizi de sevmiyorum artık tamam mı! There Will Be Blood dururken..

- Gecede favori anlarımdan sonuncusu ise Jon Stewart'ın hamile olan 3 aktrisi (Cate Blanchett, Nicole Kidman ve Jessica Alba) ekrana getirip, cebinden çıkardığı zarftan "And the baby goes to..." diye okuması ve "...Angelina Jolie!" deyişi idi. =)

- İlla sonuçları isterseniz, onlar da şöyle: Best Picture: No Country for Old Men, Best Director: Ethan and Joel Coen - No Country for Old Men, Best Actor: Daniel Day-Lewis - There Will Be Blood, Best Actress: Marion Cotillard - La Vie en Rose, Best Sup.Actor: Javier Bardem - No Country for Old Men, Best Sup.Actress: Tilda Swinton - Michael Clayton, Best O.Screenplay: Juno - Diablo Cody, Best A.Screenplay: No Country for Old Men - Coens, Best Animated Picture: Ratatouille, Best Foreign Lang. Film: Counterfeiters - Austria, Best O.Score: Atonement - Dario Marianelli, Best O.Song: Falling Slowly - Once, Best Cinematography: There Will Be Blood - Robert Elswit, Best Editing: Bourne Ultimatum, Best Art Direction: Sweeney Todd, Best Costume Design: Elizabeth: The Golden Age, Best Make-Up: La Vie en Rose, Best VFX: Golden Compass, Best Sound Mixing: Bourne Ultimatum, Best Sound Editing: Bourne Ultimatum

27 Ocak 2008

Mevsimi geldi, susadım ben de.

7.AFM Bağımsız Filmler Festivali'nin başlamasına 3 haftadan az bir zaman kaldı. Heyecanlıyım. 14 Şubat Sevgililer Günü'nü ilk defa sevgilimle kutlama fırsatı yakalamak güzel bir şey -ki kendisi Sinema olur. Hem de açılış filmi! Şaka bir yana, 14 Şubat 2008'de başlayıp, Oscar'ların dağıtılacağı 24 Şubat'a kadar sürecek !F İstanbul. Sinema Dergisi'nden öğrendiğim bilgilere göre festivalde seyretmeyi planladığım filmlerden bazıları şunlar: Coen'lerin yeni harikası olduğu söylenen 8 dalda Oscar adayı, ödülleri ve festivalleri silip süpüren "No Country for Old Men". İrlanda filmi, "Falling Slowly" şarkısının filmi, "Once". Michael Moore'un yeni belgeseli "Sicko". Ryan Gosling'li, en iyi orijinal senaryo Oscar adayı "Lars and the Real Girl". Ve "Hours" filminin muhteşem müziklerini yapan Philip Glass ile ilgili bir belgesel, "Glass: A Portrait of Philip in Twelve Parts".


Gelelim sebeb-i yazımızın devamına. İKSV, 5-20 Nisan 2008 tarihleri arasında düzenlenecek 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin gala filmlerinden bazılarını ve Ulusal Jüri'nin üyelerini açıkladı. Laura Linney ve Philip Seymour Hoffman'lı bağımsız "Savages". Cate Blanchett'in Bob Dylan'ı oynadığı film olarak bilinen, Heath Ledger'dan (sevgiyle anıyorum kendisini) Richard Gere'a kadar birçok ünlünün Bob Dylan'ın farklı bir kişiliğini oynadığı deneysel-mi-desem-ne-desem film "I'm Not There". Sean Penn'in yönettiği ve yine ortalığı kasıp kavuran, özellikle de Emile Hirsch'in oyunculuğu ile konuşulan "Into the Wild". Rusya'dan "12" ve Polonya'dan "Katyn". Festivalin Ulusal Yarışması'nın jürisi ise şöyle açıklanmış: Semih Kaplanoğlu başkanlığında, Nurgül Yeşilçay, Elif Şafak, Toronto Film Festivali'nden Michèle Maheux ve Venedik-Roma Film Festivalleri'nden Sylvain Azou.
(Geçen yıl Işıl Yücesoy, bu yıl Elif Şafak... İKSV hayran olduğum kadınları bir bir jüri yapıyor.)

26 Ocak 2008

Senaristler üzerine...


Son zamanlarda okuduğum en güzel şeylerden biriydi Sinema Dergisi'nin Şubat 2008 sayısında Seyir Defteri köşesinde Uygar Şirin'in yazdıkları:

"Bir matematik problemi... A ülkesindeki senaristler bir senaryo yazdıklarında karşılığında belli bir ücret ve ilaveten filmin hasılatı ile DVD satışlarından pay almaktadırlar. Buna karşılık DVD paylarının az olduğu ve internet satışlarından pay almadıkları gerekçesiyle greve giderler. T ülkesindeki senaristler ise senaryo yazdıklarında belli bir ücret alabilirlerse şükretmekte, hasılat ve DVD payını rüyalarında bile görememektedirler. Buna göre T ülkesi A ülkesinden kaç yıl geridedir?

a) 1, bilemedin 2
b) 72
c) Sinema sanatının yaşı kadar
d) Nerem doğru ki?"
(Uygar Şirin, Şubat 2008)

25 Ocak 2008

Mutlu Sonlar üzerine...



















This is the way you left me,
I'm not pretending.
No hope, no love, no glory,
No Happy Ending.
This is the way that we love,
Like it's forever.
Then live the rest of our life,
But not together.
Mika'nın insanın keyfini yerine getiren, bir anda ciddi ciddi "Cartoon Motion" bir hayata sokuveren albümü ile tanıştığım günün üzerinden 1 yıl geçti neredeyse.
İyimserlik mi dersiniz, Polyannacılık mı, çocukluk mu... Hayatın güzel bir şey olduğunu kanıtlamak istiyor sanki Mika dinledikçe. Yüzünüzü güldürüyor. Ama bir yere kadar...
Çünkü o şarkı geldiğinde hayatın ta kendisi olmayı seçiyor, ve ağlatıyor. Mutlu sonlar yok çünkü, herkes gibi o da biliyor. Hayat bir Disney "Enchanted"ı değil, olmayacak da hiçbir zaman.

Bu sabah yine kafam otobüsün camına dayalı, gerçekleri fısıldadı müzik kulaklarıma.

Mutlu son yok belki de.. O yüzden ulaşmaya çalıştığımız halde bulamıyoruz mutlu sonları. Olmadıkları için.
"Life in Cartoon Motion" bile olsa, Mika bile olsa söz konusu olan, yok öyle bir şey...
Hem ne demiş Teoman: "Mutlu aşk olsa bile, mutlu son yoktur."

23 Ocak 2008

2007 Oscar Adayları


Dün, 80. Oscar Ödülleri'nin sahibi olma olasılığı olan insanların ve filmlerin adları açıklandı. Akademi'nin Disney şarkıları fantazyası ve pembe-bulutlar-mor-kelebekler-laylaylom ütopyasından çıkıp, En İyi Şarkı kategorisi adaylarını çocuk değil genç ve yetişkin kulaklarıyla değerlendirmelerini umuyor, adayları ve tutan-tutmayan tahminlerimi sizlerle paylaşıyorum:
Best Picture: Atonement, Juno, Michael Clayton, No Country for Old Men, There Will Be Blood (5/5)
Best Director: Paul Thomas Anderson/There Will Be Blood, Ethan & Joel Coen/No Country for Old Men, Tony Gilroy/Michael Clayton, Jason Reitman/Juno, Julian Schnabel/Diving Bell and the Butterfly (4/5)
Best Actor: George Clooney/Michael Clayton, Daniel Day-Lewis/There Will Be Blood, Johnny Depp/Sweeney Todd, Tommy Lee Jones/In the Valley of Elah, Viggo Mortensen/Eastern Promises (4/5)
Best Actress: Cate Blanchett/Elizabeth:The Golden Age, Julie Christie/Away from Her, Marion Cotillard/La Vie en Rose, Laura Linney/Savages, Ellen Page/Juno (4/5)
Best Sup.Actor: Casey Affleck/Assasination of Jesse James, Javier Bardem(No Country for Old Men, Philip Seymour Hoffman/Charlie Wilson's War, Hal Holbrook/Into the Wild, Tom Wilkinson/Michael Clayton (5/5)
Best Sup.Actress: Cate Blanchett/I'm Not There, Ruby Dee/American Gangster, Saoirse Ronan/Atonement, Amy Ryan/Gone Baby Gone, Tilda Swinton/Michael Clayton (4/5)
Best Original Screenplay: Juno, Lars and the Real Girl, Michael Clayton, Ratatouille, Savages (5/5)
Best Adapted Screenplay: Atonement, Away from Her, Diving Bell and the Butterfly, No Country for Old Men, There Will Be Blood (4/5)
Best Original Score: Marco Beltrami/3:10 to Yuma, Michael Giacchino/Ratatouille, James Newton Howard/Michael Clayton, Alberto Iglesias/Kite Runner, Dario Marianelli/Atonement (3/5)
Best Art Direction: American Gangster, Atonement, Golden Compass, Sweeney Todd, There Will Be Blood (3/5)
Best Cinematography: Assasination of Jesse James, Atonement, Diving Bell and the Butterfly, No Country for Old Men, There Will Be Blood (5/5)
Best Editing: Bourne Ultimatum, Diving Bell and the Butterfly, Into the Wild, No Country for Old Men, There Will Be Blood (3/5)
Best Costume Design: Across the Universe, Atonement, Elizabeth: The Golden Age, La Vie en Rose, Sweeney Todd (4/5)
Best Make-Up: La Vie en Rose, Norbit, Pirates of the Caribbean: At World's End (1/3)
Best Visual Effects: Golden Compass, Pirates of the Caribbean: At World's End, Transformers (3/3)
Best Sound Mixing: Borune Ultimatum, No Country for Old Men, Ratatouille, 3:10 to Yuma, Transformers (3/5)
Best Sound Editing: Bourne Ultimatum, No Country for Old Men, Ratatouille, There Will Be Blood, Transformers (3/5)
Best Foreign Language Film: Beaufort/Israel, Counterfeiters/Austria, Katyn/Poland, Mongol/Kazakhstan, 12/Russia (3/5)
Best Animated Film: Persepolis, Ratatouille, Surf's Up (2/3)

Ananaslar üzerine...

Sabrina vardı hatırlar mısınız? Çok severek izlerdim. Melissa Joan Hart oynardı. Bir bölümünde insanları ananasa çevirmeyi öğrenmişti Sabrina. Sevmediği insanları susturmanın, sevmediği insanları yok etmeden hayatından ve dünyadan silmenin kolay bir yoluydu ananasa çevirmek.

Çocukluğumdan kalan en büyük fantezilerimden biri de kesinlikle budur işte: Sevmediğim insanları ananasa çevirmek… Böyle bir şey yapabilmenin nasıl bir şey olacağını düşünmek bile keyif verirdi bana sevmediğim, aşırı sinirlendiğim biriyle karşı karşıya durduğum zamanlarda. Hala da veriyor.

Perihan Mağden’i ananasa çevirmek istiyorum mesela. Ertuğrul Özkök’ü, Mehmet Ali Erbil’i, Peker Açıkalın’ı, Şafak Sezer’i, kuytu köşelerde yiyişen türbanlıları, Sacha Baron Cohen’i, Kadir Çöpdemir’i, politikacıları, aşırı milliyetçileri, dincileri, Kıraç’ı… Birkaç hocayı, aptal insanları… Aptal sorular soran sinir bozucu insanları…

Bir saniyede olup bitsin her şey. Kanlı canlı o nefret kusturan etten kemikten insan, üstünde yeşil yaprakları olan kahverengi cüce bir bitkimsiye dönüşsün.

Sessizleşsin etraf, sussun…

O rahatlığı düşünün.

Ananasları düşünün.

14 Ocak 2008

Hızlandırılmış Ödül Töreni.

Dün gece yatarken saatimi 03:55'e kurdum. Tarihe tanıklık etmek için. Muhtemelen hayatım boyunca seyredebileceğim en kısa Altın Küre Ödül Töreni, "Writer's Strike" nedeniyle bu sene televizyonda karşıma çıkacaktı.
Şaka gibiydi. Kırmızı halısız, flaşsız, mikrofonsuz, Meryl Streep'siz, Jack Nicholson'sız, -her zamanki gibi- Judi Dench'siz :P, Desperate Housewives'sız, teşekkürsüz, yemek tabakları ve bardaklarıyla dolu masalar olmadan olup bitti her şey. Küçük bir sahne vardı sadece, üzerinde ödüllerin durduğu bir masa bile olmadan...

Televizyon ve eğlence programı sunucuları tarafından okundu kazananlar. Sadece 5-6 tanesi vardı onların da. Şaka gibiydi. Sanki birkaç afacan çocuk, zarfları araklayıp "hepsini ben okıcam!" tavrıyla sırayla açtılar zarfları. Kazananları duydukça, gördükçe daha da üzüldüm, o gecenin 55 dakika yerine 4 saat sürmeyişine. Çok mutlu etti sonuçlar beni ama, sevinemedim.

Verin şu adamların parasını hayvan herifler!!!! Dizisiz kalalı bir ay olmak üzere, yakında filmsiz kalmaktan korkuyorum. Ve tanıyanlar bilir, ben sadece film seyrederken mutlu oluyorum.

55 dakika boyunca 1-2 güzel espri de yapmaya çalıştılar. İşte bazıları:

"Things happen so short tonight.", "Not in the world I could imagine to say that but "And the Golden Globe goes to..." " "Let's make something for change: "I thank my agent, blablabla.." "

Ve kazananlar:

En İyi Film (Drama): Atonement, En İyi Film (Müzikal/Komedi): Sweeney Todd, En İyi Yönetmen: Julian Schnabel - Diving Bell and the Butterfly, En İyi Senaryo: No Country for Old Men, En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Daniel Day-Lewis - There Will Be Blood, En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Julie Christie - Away from Her, En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal/Komedi): Johnny Depp - Sweeney Todd, En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal/Komedi): Marion Cotillard - La Vie en Rose, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Javier Bardem - No Country for Old Men, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Cate Blanchett - I'm Not There, En İyi Müzik: Dario Marianelli - Atonement, En İyi Şarkı: Guaranteed - Into the Wild, En İyi Animasyon: Ratatouille, En İyi Yabancı Film: Diving Bell and the Butterfly.

Not: Beni mutluluktan havaya uçuran saniyeleri kırmızıyla görüyorsunuz.